Sporda ‘Kılıç’ Açılımı
- Ömer GÜRSOY

- 15 Eki 2012
- 3 dakikada okunur
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, geçtiğimiz hafta spor medyası ile bir araya geldi. Yaklaşık 50 gazeteci ve yazarın katıldığı toplantıda 2012 Londra Olimpiyatları değerlendirildi ve Türk sporunun geleceği masaya yatırıldı.
Hadi Alex’in Fenerbahçe’den ayrılışını anladım da tercüman Samet’in istifasından daha az haber olan ve bu yazıya kadar köşe yazılarına da taşınmayan bu değerlendirme toplantısında Bakan Kılıç herkesi büyük bir dikkatle dinledi.
Öncelikle bir Spor Bakanı olarak Kılıç’ın sadece bürokratlarını değil de Türk sporunun tüm aktörlerini dinlemesini sporda yapılacak muhtemel reform öncesi bir zihinsel beslenme arayışı olarak değerlendiriyorum.
Toplantının bence en önemlisi sonucu; Bakan Kılıç’ın “liberal bir ekonomiyi benimsemiş olduğunu ve bunu spora da yansıtmak istediğini” ifade etmesiydi. ‘Ekonomisi liberal olan bir ülkenin spor yapısı da devletçi olmaz’ diyerek bu konuyu başka bir yazıya bırakalım. Ancak şimdilik sadece şunu belirtmeliyim: ekonomisi ve sporu olan liberal bir ülkede devlet sporu yönetmez, sadece yol gösterir, yön verir ve denetleme işlevini üstlenir. İşte benim orada konuşmamım temelini oluşturan da “sporda devletin rolü ne olmalıdır?” sorusunun cevabı burada yatmaktadır. Doğrusu Bakan’ın devletin rolüyle ilgili olarak kafasında soru işaretleri olduğunu gördüm.Özerk federasyonlara ‘müdahale etmekle’ ‘nüfuz etmek’ arasında medcezir yaşadığını düşünüyorum.
Herkesin hemfikir olduğu bir önemli nokta da artık 24 saat yayın yapan ulusal sınırların ötesine taşınan bir Olimpiyat Kanalı’nın hayat bulması gerektiğidir. TRT Spor Genel Koordinatörü Ersin Küçükbarak’ın bu konuda yıllardır verdiği çabanın gerçekleşmesi sadece 2020 adaylık hedefinin yakalanması için değil Türk Sporunun geleceği için de çok önemli bir adım olacaktır.
Süre darlığından adeta bir sprinter gibi yaptığımız konuşmalarda ben de bazı önerilerde bulundum. Daha sonra Bakan Kılıç’ın da dikkatini çektiğini öğrendiğim İtalyanların sporculara yaklaşımlarını anlayabilmek için oluşturdukları iki kurumu detaylı bir şekilde sizlerle de paylaşmak istiyorum:
Sportass
Sporcuları sigortalı yapmak için oluşturulan SPORTASS (Cassa di Previdenzia per l'Assicurazione degli Sportivi/Atletler için Sigorta Sağlama Fonu), 1934 yılında İtalya Olimpiyat Komitesi (CONİ) bünyesinde kurulmuş. İtalya’da lisanslı her sporcu spor etkinlikleri sırasında meydana gelen kişisel yaralanmalara karşı otomatik olarak bu sigortadan yararlanıyor.
Ayrıca üçüncü kişi ferdi yükümlülüğü ve hastalığa karşı entegre sigortası da bulunuyor. SPORTASS, profesyonel atletleri sosyal güvenlik kapsamına alıyor, bir başka deyişle, olağan zorunlu sigortaya ek olabilecek özel bir ödemede bulunur. 1996 Atlanta Olimpiyatları'ndaki CONİ kararı ise oldukça ilginç. Madalyayı kazanan sporcuya para ödülünün yanında CONI, SPORTASS’a da iyi tedavi sistemi kurması için para ödülünün iki katı kadar para veriyor.“Olimpiyat Kulübü”nde yer alan tüm sporcular gönüllü olarak para katkısında bulunarak 45 yaşına geldiklerinde emekli maaşına hak kazanabiliyorlar.{jcomments on}
Spor Kredisi Kurumu
Yüksek seviyeli sporcu yetiştirebilmek için en gerekli olan da kuşkusuz spor tesisleri yapabilmek. İkinci örnek kurum da, İtalyanlar’ın sponsorluk teşviklerine rağmen yeni tesisler kazandırabilmek için kurdukları Spor Kredisi Kurumu. 1957 yılında kurulmuş bir kamu kuruluşu olan bu yapı bünyesinde CONİ, Banca Nazionale del Lavaro ve başka birçok bankayı barındırıyor. Spor tesislerinin inşası, genişletilmiş ve donatılması veya spor amaçlı işletilecek yeni binalar satın almak için ödenmesi kolay krediler veriyor. Krediler, Kamu Kuruluşları, Ulusal Spor Federasyonları, Spor Federasyonları, Spor Promosyon Organları, CONİ tarafından tanınmış ve yasal statüye sahip spor kulüpleri tarafından kullanılabiliyor. Kurum, İtalya'nın Spor-Totosu olarak adlandırılan Totocalcio’nun gelirinin yüzde 3’ünü düzenli olarak alıyor. İtalya Olimpiyat Komitesi ayrıca kredilerdeki faiz oranlarının belirli bir miktar düşmesi için yüzde 1 oranında katkıda bulunuyor.
Başarılı sporcu yetiştirmenin yolu iyi kurulmuş bir sistemden geçer. Bakan’ın ifade ettiği 18 yüzme havuzunu kamu bütçe ile mi yoksa özel sektörün işin içinde olduğu yeni finansman modelleri, kamu-özel ortaklığı ve sponsorluklar sayesinde mi daha kısa sürede ve nitelikli olarak sisteme katmak mümkündür?
Umarım Spor Bakanı da spordaki açılıma buradan başlar. Çünkü bu tür mekanizmalar sayesinde elde edilecek büyük başarılar işin tam göbeğinde Spor Bakanlığı olmasa da nihayetinde o bakanlığın o hükümetin, o devletin en önemlisi de o ülkenin sporunun başarı hanesine yazılacaktır.
Haftanın sözü
Karşılaştığınız problemleri onlara yaratan düşünce tarzıyla çözemezsiniz!






















Yorumlar