Rakibi Tek Elle Alkışlamak
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 4 Oca 2021
- 3 dakikada okunur
Futbol yazarlığı veya yorumculuğu için “futbol oynamak”, “hakemlik yapmak”, “antrenör olmak” ve “literatüre atıf yapmak” ilk bakışta çekici olmakla birlikte çok zaman yanıltıcıdır. Yayın politikası gereği etkileyen, etkilenen ve etkileneceklerin belirleyici olduğu (bu frene basılması gereken durumdur) durumlarda programlar her zaman doğru değil, ancak her zaman doğrulayıcıdır.
Bu programların özellikleri incelendiğinde programlar tıpkı oyun ve oyuncu gibi farklı kalitede olsa da yayın süreci ve yorumcu profili genellikle aynıdır. Programlar formatı gereği her büyük takımdan bir eski futbolcu, tartışmalı pozisyonlar için bir eski hakemden oluşacak, bu kişiler bilgi, beceri ve öngörüleri doğrultusunda analiz yaparak yetkinlikleri ölçüsünde izleyenlerin bilgi, kültür ve bilinç düzeyine katkı sağlayacaktır.
Bu bakış açısından hareketle, bugünün sorunların geçmişin yaşantıları üzerinden yanıt verilmeye çalışken, kimi göklere çıkarılır kimi yerin dibine sokuluyor, kimi önemsenmez görünür kiminin üzerine titreniyor.Kâğıt üzerinde çok doğru gibi görünse de pratikte objektif olmak/kalmak gibi önemli bir etik sorunu beraberinde getiriyor. Özellikle büyük takımlar puan kaybettiklerinde, olması gerekenle olmayanı sorgulamadan müsabaka analizi adına “abuk sabuk” şeylerin tartışılması, rakibin mental, fizik ve taktik üstünlüğü toplamında takım başarısının görmezden gelinmesi, maçın “hatalar” üzerinden analiz edilmesi televizyon ekranlarında ideal kişilerle ideal olmayan bir program eğilimlini gösteriyor.
Bir başka sorun, futbolculuk döneminde sezgisi, oyun zekâsı, analiz yeteneği, problem çözme gibi özel becerileri sayesinde kariyer kazanan futbolcular ekranlarda saatlerce hiçbir zekâ, uzmanlık, bilgi ve yetenek gerektirmeyen “top mu ele çarptı el mi topa gitti”, “büyük bir saygı ile … abi bunu demek istedi”, “44 numara 40 numara ayakkabı giyseydi ofsayt değildi”, “el doğal pozisyonda değil…”, “Geçen hafta aynı pozisyonda kart göstermedi…”, “VAR hakemi kesin şunu demiştir…” gibi ilginç saptama, yanlış atıf, kalıp yargılar ve niyet okuma söylemlerinin arkasında ortaya çıkan dağınık bir tartışmanın içinde sıradanlaştırıldıklarının farkında olmamalarıdır.
Gündelik futbol sohbetlerinde normal kabul edilen önemsiz ayrıntılar, ekranlarda sürekli tekrarlandığında algı kirliliği yaratılması kaçınılmaz olmaktadır. Eski takımlarını temsil iddiasında olan kariyerli futbol yorumcularının ekranlarda ‘bizim takım nasıl yenilir?’ kompleksinden, yanlış/hatalı hakem kararları rastgele değil, nedensel olarak ‘mutlaka birilerinin yönlendirmesinden, önceki olayların sonucunda oluşmaktadır’ ve ‘hiçbir hakem ataması rastlantısal değil, öncülü olan başka biri(le)rinin etkisi/rolü ile yapılmaktadır’ saplantısından kurtulması gerekiyor.
Skor oyunun bir sonucu, oyunda müsabakaya hazırlanmanın en somut göstergesidir. Dolayısıyla maçı hazırlık (antrenman izlenmediği için bilinmiyor) süreci, oyun ve oyuncu tercihi üzerinden analiz etmek gerekir.
Bir maç /pozisyon analizi her yorumcunun kafasından uydurabileceği bir fikir ürünü değildir. Arka planında bilgi, birikim ve zekâ gerektiren bir tasarımdır. Bu anlamda her eski kariyerli futbolcudan yorum yaparken değer yaratmasını beklediğimiz zaman yanılgıya düşmüş olmayız. Aksi durumda, eski futbol yorumcularından, futbola ve insana dair geriye ne kaldı? Sorusunun cevabı önemlidir. Bağrışmalar mı, Kesilen bıyık yoksa giydirilen etek mi?
Bu sorunun cevabını, bundan asırlar önce Johannes Kepler mısralarında veriyor: "Bir âlimin eleştirisini milyonlarca cahilin alkışına tercih ederim."
Söz konusu noktadan hareketle, eski futbolcuların kariyerlerini “o tartışmalı pozisyon, verilmeyen penaltı, hakeme itiraz veya gördükleri kartlardan” elde etmediklerini, o hatalı karar ve tartışmalı pozisyonlara rağmen üst düzey performans gösterdikleri için kendilerine saygı duyulduğunu unutmamaları önemlidir. Bu nedenle söylemin bir değeri olmalıdır.
Yorumlar önyargısız ve öznel olmalı, bilgi ve birikimlerini yansıtmalı, eğitici ve bilgilendirici olmalı, farkındalık yaratmalı, rakip takımın futbol adına yaptıkları iyi şeyler görmezden gelinmemeli, rakibi ‘tek elle’ alkışlamaktan vazgeçilmeli, büyük takımlar kötü oynadıkları için rakip iyi gözüktü algısı yaratılmamalı, verilen emek ve gösterilen çabaya saygı duyulmalıdır.
Bilgiç değil bilgili olarak futbol kariyerini destekleyen bağımsız ve entelektüel kişiliğinden taviz vermeyen ideal söylem ve orijinal fikirler, futbol kazanımlarının kanıtı olmalıdır.
Tespitler izleyenleri düşünmeye sevk etmeli ve müsabakaya yeni bir anlam katmalıdır. İzleyiciye “aynı müsabakayı izledik ama sen anlamadın, ben sana anlatayım” algısı yaratılmamalıdır.
Büyük takımların puan kaybetmesi ‘içselleştirilip duygusala bağlanarak’ ağıza her gelenin söylenmesini gerektiren bir ‘neden’ değildir/olmamalıdır. Tespit edilen hata/yanlışların yerine alternatif doğrular konulmalıdır.




















Yorumlar