top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Para Cezası ile Yönete(meye)nler

Profesyonel Disiplin Kurulu Perşembe günü 31 maddeden oluşan kararlarını açıkladı.

Herkesin dikkatini yoğunlaştırdığı konu Fenerbahçe ile Trabzonspor maçının sonrasında yaşananların ne kadarının cezaya dönüşeceği ve kulüplerin hangi cezalara çarptırılacağıydı.

  

Maçın maddi faturası her iki kulüp açısından da bir hayli pahalı oldu: Fenerbahçe kulübü yüz yirmi bin lira, Trabzonspor kulübü ise toplamda yüz iki bin lira ödemeye mahkum oldular. Trabzonspor açısından bir diğer önemli gelişme ise kulübün başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu’nun 30 günlük hak mahrumiyeti cezasına çarptırılmasıydı. Verilen kararların tamamını incelediğinizde karşınıza çıkan tablonun hiç de iç acıcı olmadığı gerçeği ile karşılaşıyorsunuz.

  

Toplamda dört yüz kırk iki bin liralık para cezası, dört yöneticiye verilen yüz doksan günlük hak mahrumiyeti cezası ve on yedi sporcu ile teknik sorumluya verilen kırk bir maçlık müsabakadan men cezaları. Arada beş kulübün de ihtar cezası ile haftayı tamamladıklarını hatırlatalım. Futbol sahalarında yaşanan şiddet görüntüleri sonrasında TFF tarafından en sık başvurulan enstrümanın para cezası olduğunu ve çıkartılan yasal düzenlemelerde de sürekli olarak işin maddi boyutunun ön plana çekildiğini uygulamalar fazlasıyla göstermekte. Fakat tüm bu para ve men cezalarına rağmen futbol sahalarındaki şiddet olgusunda azalma yaşanmıyor tam tersine şiddet daha fazla kendisini hissettiriyor.

  

İşin asıl can yakıcı noktası ise pansuman tedbirler ile yönetmeye çalışanların sorumluluklarını yerine getirmedikleri için futbol sahası içinde ya da yakınında meydana gelen ölümler oluyor. 1991 yılında Beşiktaş taraftarı Murat Aydemir maç bitiminde üzerinde Beşiktaş atkısı taşıdığı için, 2003 yılında Karşıyaka tribünlerinde Murat Kongo tribün içinde yaşanan bir tartışma nedeniyle, 2004 yılında Cihat Aktaş İnönü stadyumunda bıçaklanarak ve 2013 yılında Fenerbahçe taraftarı Burak Yıldırım derbi çıkışında evine doğru giderken metrobüs yolunda öldürüldü.

  

 

Futbolu, hayatın güzelliklerinin bir parçası haline getirmek yerine yukarıda sıraladığım isimler ve onların aileleri için yıkıma dönüştüren etmen insan hayatına atfedilen değerin bu ülkede ne yazık ki son derece ucuz olmasıdır. Hiç kimsenin hesap vermediği bir toplumsal iklimde bazen futbol adına bazen töreler, bazen de hiçbir neden olmadan insanlarımızı kaybetmeye devam ediyoruz. Futbolu yönettiğini zannedenler futbol sahalarının içinde ve dışında yaşanan şiddet dalgasını, yaşanan bütün gelişmeler sonrasında sadece orada olan olaylardan kaynaklanan bir saik olarak görmeye devam ediyorlar.

  

Oysa bu ülkenin ve bu ülke insanlarının şiddetle dansı çok uzun zamandan bu yana hayatın her alanında sürüyor. Yasal düzenlemelerin gerçekten adaleti sağlamasını arzuluyorsanız, çıkarttığınız yasaları herkese eşit bir biçimde uygulayacak ve kararlarınızın arkasında duracak bir iradeyi hayata geçirmek zorundasınız.

  

Üzerinden neredeyse bir ay geçtikten sonra Beşiktaş ile Galatasaray arasında oynanan karşılaşmanın sonucunu tescil etme yoluna gidiyorsanız, adaleti herkese eşit sağlayacağınıza kimseyi inandıramazsınız!!! Son iki yıldır ülkenin en önemli kulüplerinden ikisi arasındaki kupa polemiğini halının altına süpürerek geçiştirdiğiniz için sorunlar kangren haline dönüştü. Futbol sahalarında meydana gelen şiddetin en önemli müsebbiplerinin her defasında yöneticiler olduğunu söylemeyi sürdüreceğim çünkü yaşanan bütün gelişmeler ülkemizin kulüp yöneticilerinin söylediklerinin, yaptıklarının ve yapacaklarının yanlarına kar kalmasına devam edeceğini gösteriyor.

  

Taraftarların birbirleri ile yaşadıkları gerilime odaklananların gözlerini biraz da protokol tribünlerine ve başkanların demeçlerine çevirmelerinin vakti geldi de geçiyor. Öfke ve gerilimi tırmandıran tek adam yönetimleri sürdükçe daha çok para cezaları ile şiddeti ortadan kaldırmaya devam edip, futbolu yönetiyormuş gibi yaparız.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page