top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Kenan Yıldız'ın Hatırlattığı Gerçek: Özür Bir Erdemdir


 

Doç. Dr. Recep Cengiz - 16 Kasım 2025 Sahada top döner, tribünde tezahüratlar yükselir, milyonlar nefesini tutar… Ama bütün bu gürültünün içinde bir kelime giderek daha az duyulur hâle geldi: “Özür dilerim.”

 

Futbol yalnızca ayakla oynanan bir oyun değildir; karakterin, vicdanın ve duygunun da sahaya çıktığı bir toplumsal tiyatrodur. Bu tiyatronun dili ise tıpkı gündelik hayattaki gibi nezaketin ve toplumsal etkileşimin izlerini taşır.

 

Günlük hayatta ricayı yumuşatan o dolaylı ifadeler — “Kapıyı açar mısın?”, “Bakar mısınız?” — nasıl ilişkilerde bir incelik yaratıyorsa, futbolun dili de benzer bir inceliğe ihtiyaç duyar.

 

Ne var ki son yıllarda bu zarafet sahalarda giderek kayboluyor. Oysa özür dilemek, insanın kendi vicdanıyla yaptığı içsel bir muhasebedir: Hatanın farkına varmak, sorumluluğu üstlenmek ve telafi etmeye niyet etmek… Freud’un da belirttiği gibi, “egonun kendi sınırlarını tanımasıdır.” Hele bu dürüstlük bir sporcunun ağzından dökülüyorsa, değeri ikiye katlanır.

 

Fakat bugün futbol kültüründe özür dilemek, “zayıflık” olarak görülüyor. Asıl kırılma da burada başlıyor.

 

Eskiden sahada rakibine sert giren oyuncu elini uzatır, gözlerinin içine bakar ve “Affedersin” derdi. Bugün aynı pozisyonun ardından “ne yazık ki” çoğu zaman sadece itiş kakış izliyoruz. Çünkü modern futbolun sertleşen iklimi, bireysel ego, fanatizm ve toplumsal öfke birikimiyle besleniyor. “Biz–onlar” ayrımı öyle keskinleşti ki, özür dilemek bile karşı tarafa taviz vermek gibi algılanıyor.

 

Oysa fair play, yalnızca oyun kurallarının soğuk maddeleri değildir; bir ahlak meselesi, bir insanlık sınavıdır.

 

Sakatlık anında topu dışarı atmak, rakip gol attığında alkışlayabilmek, hakeme insan olduğunu hatırlatan bir saygı göstermek… Bunlar futbolun gerçek dilidir.

 

Metin Oktay’ın “Bizi sevenleri üzmeyelim baba” sözü boşuna hafızalara kazınmadı. Çünkü o, centilmenliği bir karakter özelliği hâline getirmiş; özrü insan olmanın doğal bir parçası olarak görmüştü.

 

Geçtiğimiz günlerde millî futbolcumuz Kenan Yıldız’ın Bulgaristan maçı sonrası söylediği,

“En az iki gol atmalıydım. Atamadığım için özür dilerim” ifadeleri, işte bu unutulmuş değerlerin yeniden hatırlanması açısından son derece anlamlıydı. Bu söz, yalnızca kaçan gollerin değil, kaybolan erdemlerin de telafisine dair bir çağrı gibiydi.

 

9 Eylül 2020 yılında Misli.com Bahis siteyle sponsorluk anlaşması imzalayıp, imza töreninde değerli katkılarından dolayı plaketler dağıtan TFF yöneticileri, hakem ve futbolcuları özendirdikleri için özür dilenmeliydi. 

 

Aynı süreçte, isimleri kamuoyuna açıklanan ve kısa süre sonra “temiz kâğıdı” alan Beşiktaşlı futbolcular Necip Uysal ile Ersin Destanoğlu ve hakem Zorbay Küçük’ün itibarını özensiz bir araştırmayla zedeledikleri için özür dilemeliydiler.

 

Bahis oynadıkları gerekçesiyle futbolcularına ceza vermekle övünüp, etik nutuklar atan kulüp yöneticileri, bahis şirketleriyle sponsorluk anlaşması yaptıkları için kamuoyundan özür dileselerdi, belki bugün farklı bir futbol kültürü konuşuyor olurduk.

 

Sonuç olarak, özür dilemenin bir zayıflık değil, olgunluk olduğunu yeniden hatırlamamız gerekiyor. Eğitim politikalarından altyapı kültürüne, medya dilinden tribün atmosferine kadar her alanın bu bilinci desteklemesi şart. Belki o zaman futbol, yalnızca kazanmak için oynanan bir oyun olmaktan çıkar ve yeniden insanı hatırlatan bir sahneye dönüşür. Çünkü bazen bir oyunu temizleyen şey ne VAR’dır ne faul düdüğüdür… Bazen sadece bir kelimedir: “Özür dilerim!”

 

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page