İnsanlar Neden Bir Yabancının Golü İçin Ağlar?
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 3 dakika önce
- 2 dakikada okunur
Dünyada milyarlarca insanın aynı anda aynı şeye dikkat kesildiği anlar çok azdır. Bir savaş, bir felaket ya da insanlığın sınırlarını zorlayan olağanüstü bir olay... Bir de Dünya Kupası vardır.
Bir ay boyunca dünyanın ritmi değişir. Buenos Aires'te bir çocuk okul çantasını yere bırakıp ekrana koşar. Lagos'ta tanımadığı insanlar aynı masanın etrafında toplanır. Tokyo'da sabaha karşı çalan alarmlar ertelenmez. Berlin, Londra, Kahire, Seul veya İstanbul'da milyonlarca insan aynı anda nefesini tutar.
Dışarıdan bakıldığında bütün bu heyecanın sebebi son derece sıradandır: Bir grup insanın bir topun peşinde koşması.
İşin tuhaf yanı da budur.
Sahadaki sonuç ne açlığı bitirir ne savaşları durdurur ne de insanların gündelik hayatlarını kökten değiştirir. Doksan dakikanın sonunda dünya büyük ölçüde aynı dünyadır. Buna rağmen bir gol, milyonlarca insanı sokaklara dökmeye; bir yenilgi, milyonlarca insanın gününü karartmaya yeter.
Mantık bunu açıklamakta zorlanır.
Dünya Kupası'nı anlamak için futbola değil, insana bakmak gerekir.
İnsanlık tarihi boyunca insanlar yalnızca yaşamadılar; ait oldular. Şehirlere, inançlara, imparatorluklara ve milletlere... Kendilerini her zaman daha büyük bir hikâyenin içinde tanımladılar. Modern çağ bireye eşi görülmemiş bir özgürlük sundu; fakat bu özgürlükle birlikte görünmez bir yalnızlık da getirdi. Kalabalıkların içinde yaşayan insan, giderek daha fazla birey oldu; daha az topluluk.
Dünya Kupası'nın çekiciliği oyunun kendisinden çok burada saklıdır.
Bir ay boyunca insanlar yeniden bir "biz" duygusuna kavuşurlar. Aynı marşta sessizleşir, aynı pozisyonda ayağa kalkar, aynı golde birbirlerine sarılırlar. Normal bir günde birbirlerine selam vermeyecek insanlar, birkaç saniyelik bir sevinci paylaşırken yıllardır tanışıyormuş gibi davranabilir.
On bir yabancının başarısı kutlanmaz; o başarıya yüklenen anlam kutlanır.
Sahada izlenen şey yalnızca bir takım değildir. İnsanlar, kendilerinden daha büyük bir hikâyenin parçası olma ihtimalini seyrederler.
Tribünler yalnızca tribün değil, modern çağın son kabile meydanlarıdır.
Fakat hikâye burada bitmez.
Dünya Kupası, insanları bir araya getirdiği kadar ayırır da. Aynı bayrağın altında birleşen kalabalıklar, bazen başka bayrakları rakip değil düşman olarak görebilir. Aidiyet duygusu dayanışma üretebildiği gibi dışlama da üretebilir. Coşku ile fanatizm arasındaki mesafe bazen yalnızca bir tezahürat kadar kısadır.
Dünya Kupası insanlığın en dürüst aynalarından biridir. Sahada yalnızca futbol oynanmaz. Gurur, korku, rekabet, dayanışma, üstünlük arzusu, umut ve hayal kırıklığı da mücadele eder. Bir maç bazen bir ülkenin özgüvenine dönüşür, bazen de geçmiş hesapların sembolü hâline gelir.
Üstelik oyunun çevresinde dönen hikâye de en az oyun kadar büyüktür. Milyarlarca dolarlık yayın anlaşmaları, küresel markalar, siyasi hesaplar ve tartışmalı organizasyon kararları, futbolun romantizmine sürekli gölge düşürür. Dünya Kupası bir yandan insanlığın ortak hayalini temsil ederken, diğer yandan çağımızın ekonomik ve siyasi gerçeklerini de bütün çıplaklığıyla yansıtır.
Onu etkileyici yapan şey kusursuzluğu değil, çelişkileridir.
Tıpkı insan gibi... İçinde samimiyet kadar gösteriş, dayanışma kadar rekabet, umut kadar hayal kırıklığı vardır.
Dünya Kupası'nın değeri bir şampiyon çıkarmasında değil, dört yılda bir milyarlarca insana aynı soruyu yeniden sordurabilmesindedir: Biz kimiz?
Kupayı sonunda yalnızca bir takım kaldırır. Geriye kalan milyarlarca insanın elinde ne madalya vardır ne de zafer. Yine de dört yıl sonra aynı heyecanla ekranların karşısına geçerler.
Aranan şey kupa değildir.
Modern hayat insanı birbirine bağlayan birçok şeyi aşındırdı. Mahalleleri küçülttü, meydanları boşalttı, ortak hikâyeleri parçaladı. Dünya Kupası kısa bir süreliğine o kaybı unutturur.
Doksan dakika boyunca insanlar aynı anda sevinmenin, üzülmenin ve umut etmenin mümkün olduğunu yeniden hatırlar.
Son düdük çaldığında kupa bir ülkeye gider. İnsanlara kalan ise başka bir şeydir: kendilerinden daha büyük bir hikâyenin parçası oldukları duygusu.
Dünya Kupası'nın asıl kupası da budur.





















Yorumlar