Futbolcunun Kariyeri Olur ama Liyakatin Kariyeri Olmaz!
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 10 Ağu 2020
- 2 dakikada okunur
Recep Cengiz-10 Ağustos 2020 Türkiye’de futbol antrenörleri iki farklı dünyada yaşar.
Öncelikle futbolcu yetiştirmek, büyük bir emek ürünü ve işe bağlılıkla tanımlanan bir faaliyettir. Antrenör aynı zamanda da çok büyük bir bölümü asgari ücret düzeyinde maaş için çalışan bir (eleman) ücretlidir ve çalıştığı kulübün kendisinden istediği bir başarı hikâyesini yaratması beklenmektedir. Bu hikayelerin doğası, antrenörlerin belki de hiç hoşlanmadığı menajerler piyasası tarafından belirlenmektedir.
Antrenörlerden yerine getirmesi beklenen bu iki (futbolcu yetiştirme ve mutlak başarı) talep pekâlâ çelişebilir. O zaman da antrenör kabul gören futbol anlayışının yani ticaretin özelliğine uygun olarak yeterliliklerini ve yetemediklerini ortaya koyar.
Bu çelişki, bir yandan antrenörlüğün etik ilkelerine diğer yandan kendi değerlere olan inançların yitirilmesine yol açar. Antrenörün kişiliği ve etik anlayışı (eğitim dairesi başkanı bile olsa), futbol patronlarının emirleri altında ezilir. Bir yandan da bazı çiçeği burnunda taze antrenörlerin öykülerine baktığımızda “yürü ya kulum” meziyetine nail olduklarını görürüz. Bir gün önce futbolcu, bir gün sonra antrenör, bir gün önce UEFA B lisans kursiyeri, 3 yıl beklemesi ve belirli puan birikimi gerekirken bir gün sonra UEFA A kurs mezunu!
TFF’da bu meziyet, bazı süper lig futbolcularına A antrenörlük belgesinin etik dışı verilmesiyle sınırlı değil; küme düşmenin kaldırılması, harcama limitlerinin belirlenmesi ve yabancı kuralı gibi kararlarda “kuralların zayıflara uygulandığı güçlülere uyarlandığının” da göstergesidir. Demek ki, Türkiye’de antrenörlerin içinde yer aldığı futbol piyasası liyakate göre değil, saha dışı güç ve futbol kariyerlerine göre şekilleniyor.
Bu seçilmiş özel futbolcu grubunun kötü antrenörlük yapacakları anlamına gelmiyor. Ancak, bu eski futbolcularında UEFA B veya A lisansı için yıllardır sıra bekleyen binlerce antrenörlerden daha iyi oldukları anlamına da gelmiyor. Üstelik sıra bekleyen antrenörler içerisinde futbol alanında akademik kariyeri olanlar, bu grubun beğenmeyip, burun kıvırdığı kulüplerinin alt yapılarında yol ve yemek parasına çalışanlar, yani futbolun yoksul ve yoksun tarafına direnenleri unutmamak gerekiyor.
Bu durumda, Süper lig futbolcularına özel kurs B ile A kursunu birleştirerek A diploması vererek jest yaparken, UEFA B kursunu bitirmiş sıra bekleyen binlerce B lisans mezunu antrenöre ne diyeceksiniz?
Süper lig görmüş futbolcuların sonrasında Futbol Yorumcusu, Köşe Yazarı, Sportif Direktör, Menajer veya Survivor yarışmacısı olduğu gerçeğini düşündüğümüzde, onlar gibi bu fırsatları yakalayamayan, imkansızlıklar içinde çırpınarak, UEFA A belgesini alabilmek için en az 7 yılını harcamış, kurs parası 15000 TL’yi bulmak için borç alan, eşinin düğün altınlarını bozduran veya bankadan kredi çeken insanlardan bir özür dilemek gerekmiyor mu?
Futbolun ne olduğunun değil ne olması gerektiğini bilmesi gereken futbolun sivil toplum örgütleri TÜFAD ve Profesyonel futbolcular derneğinin, bu aldatma ve aldatılmaya tepki göstermesi çok mu zor?
Futbol bir anlam yaratma faaliyetidir. Futbolda liyakatten söz ediyorsak, ondan çok yoksun kaldığımız gerçeğini unutmamalıyız. Bu karara itiraz etmek, futbolda demokrasinin önkoşuludur.
Futbolcunun kariyeri olur ama liyakatin kariyeri olmaz!{jcomments on}





















Yorumlar