Futbolcular Çocuk Değil!
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 16 Tem 2024
- 2 dakikada okunur
“Bizim çocuklar” ve “Haydi çocuklar” sloganları ile bir futbolcu karakteri yaratmaya çalışıyoruz. Sonra, günlük yaşamda çocuklara nasıl davranıyorsak futbolculara öyle davranıyoruz.
Örneğin;
- Çocuklar oyun oynarken biz çocuklarla oynama başlıyoruz. Futbol bir oyun, biz futbolcularla oyuncakmış gibi oynuyoruz.
- Çocuğu ya şımartıyor ya baskı altında büyütüyoruz. Futbolcuları ya göklere çıkarıyoruz ya ayaklar altına alıyoruz.
- Misafirlikte çocuk uslu dursun diye, turnuvada futbolcular iyi oynasın diye dürtüyoruz. İstemediğimiz bir şey yaparsa hemen cezalandırıyoruz.
- Çocuklar arasında akademik başarıyı artırmak için kullandığımız kaos yöntemini sportif başarı için futbolcular arasında kullanıyoruz.
- Çocuk başarılı olduğunda “çok çalışkan, çok zeki” başarısız olduğunda “öğretmen taktı” yaftasını yapıştırıyoruz. Futbolda başarı olduğunda “bizim çocuklar, harikasınız çocuklar, tarih yazdınız çocuklar” başarısız olduğumuzda “hakem kötü yönetti, penaltımızı vermedi…” mazeretinin arkasına sığınıyoruz.
- İlk karne alışında çocuğa ya doktor ya avukat etiketi yapıştırdığımız gibi bir estetik hareket yapan bir güzel gol atan veya bir maç iyi oynayan futbolcuyu dünya yıldızı yapıyoruz.
Çocukları takdir veya teşekkür başarılarında “yere göğe sığdıramadığımız gibi futbolcuları da başarılı olduğu zaman abartılı seviniyoruz.
“Bizim kızı ne doktorlar ne mühendisler istedi…” mantığı ile bir maç iyi oynayan futbolcuyu, Avrupa kulüplerinin transfer listesine sokuyoruz.
Bir müsabaka spikeri işi “slogan” türetmek veya kişisel yorumlarında “haklı” olduğunu ispatlamak değil, görev tanımı içinde oyuna odaklanmak ve müsabakaya etik ölçülerde anlatmaktır. Oyuncuları galibiyette “gereğinden fazla abartmak”, yenilgi sonrasında “utandırmak” doğru bir yöntem değildir. Bu oyuncuları futbolunu geliştirmez aksine gelişim ve değişim olanağını daraltır.
Bu bağlamda “hadi çocuklar” sloganı, bir spikerin müsabaka ortamında heyecanla ürettiği bir metafor olmanın ötesinde çocuk eğitimi konusunda sosyolojik bir gerçeği açığa çıkarıyor.
- Çocuk ve futbol eğitimi anlayışımız, televizyonların gündüz kuşağı programlarına benziyor. Sürekli bir gerilim, baskı, şiddet, dayatma veya isyan…
- Futbolculara tıpkı çocuklara yaptığımız gibi imkân ve olanak sunuyoruz ama özgürlüklerini ellerinden alıyoruz.
- Çocuklarda olduğu gibi, futbolcularında zekâ, yetenek ve becerilerini yönetemiyoruz.
Sonuç olarak, futbolcuyu çocuk, çocuğu hareketli oyuncak olarak görmemek gerekiyor. Spikerin heyecan, futbolcunun duygu yaratacak yeteneği var ama futbol “çocuk oyuncağı” değil, bir “akıl ve strateji” oyunudur.
Çocuklarımızla, futbolcularımız arasında ortak özellik “yaptığı” ile “yapması gerektiği” arasındaki farkı bilmiyorlar. Bu nedenle yeterince gelişmiyorlar. Marks'ın dediği gibi, "görüntü yetseydi, bilime gerek kalmazdı." Bilimde iyi olmak için birden fazla yetiye sahip olmak gerekir. Bu nedenle, başarmak için slogan üretmeyi bir kenara bırakıp, İspanyol, İngiliz, Alman, Hollandalı, Fransız ve Portekizlilerle yer değiştirmemiz gereken bir anlayışla futbol oynamalıyız.
En önemlisi, bir anlayabilsek: “Oynadığımız futbol, futbolcular çocuk değil.”




















Yorumlar