top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Fenerbahçe Travmasını Futbol Sevgisi ile Aşmalıyız

Fenerbahçe Kulübü'nün, UEFA Disiplin Kurulu'nun verdiği Avrupa kupalarından iki yıl men cezasıyla ilgili, Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi'ne (CAS) yaptığı başvuru için karar verildi. CAS iki yıllık men cezasını onarken karar resmi internet sitesinden şöyle duyuruldu:

 

"UEFA, Fenerbahçe Spor Kulübü'nün UEFA kulüp turnuvalarından şike suçlaması nedeni ile 2 sezon men etmişti. Türk kulübü bu karar üzerine CAS'ta temyize gitti ve tarafların arasındaki anlaşma gereği CAS, hızlandırılmış prosedürün uygulanacağı bir takvim belirleyip Türk kulübü ile ilgili UEFA kararını erteleyerek, CAS'taki temyizin sonucu belli olana kadar bu sezonki Şampiyonlar Ligi ön eleme turlarına katılmasına karar verdi. CAS Genel Merkezi'nde 2 gün süren duruşmalar 21 ve 22 Ağustos 2013'te yapıldı. UEFA kararı çerçevesinde ki bu karar CAS tarafından da onandı. Fenerbahçe Spor Kulübü, UEFA kulüp turnuvalarından 2 sezon süre ile men edilmiştir."


Başından beri hem Fenerbahçe Yönetimi ve hem de TFF tarafından stratejik hatalarla dolu dirayetsizce yönetilen bu süreçte ulaşılan nokta her Türk futbolseveri için üzüntü kaynağı olmuştur. Tuğrul Akşar  “suya atılan taşın yaydığı dalgalar” metaforunu çok sever. Ne yazık ki bu olayın yaydığı dalgalar oldukça yıkıcı olacaktır.  Kişisel kanıma göre bu süreçte başkanı kurtarmak uğruna kulüp feda edilmiş, sonuç ise her ikisinin ve daha çok Türk futbolunun zarar görmesi olmuştur. Fenerbahçe gibi karizmatik kulübün imajı bozulmuş, karizması çizilmiş hale düşmesi Türk futbolu için onarılması güç zararlara yol açar. Burada Türk Futbolu olarak maddi ve manevi bir bütün düşünülmelidir. Zarar sadece ekonomik ve sportif olmayacaktır.


Olayın bu noktaya gelmesinde  durumu gerçekçi olarak değerlendiren ve minimal zararlı bir çözüm arayan TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar’ın stratejisinden sapılmasının büyük katkısı vardır. Aydınlar’dan görevi devralan yeni yönetim futbol yönetişim sistemine aykırı bir yöntemle herkezi memnun edecek bir “kırıp-sarma” stratejisi uygulamış ve “Şikeye teşebbüs var ama sahaya yansımamış” gerekçesi ile olayı kapatma çözümünü benimsemiştir. Bu çözümün ise faydadan çok zararı oldu. Gerçekte bu yöntem, yönetim ile takımı ayırmakta ve takımı aklamakta işe yarayabilirdi ama futbol kurallarına göre şikeye teşebbüs eden yöneticilerin cezalandırılması gerekirdi. Sayın Başbakanın “Kurumlarla kişileri ayırın” mesajı yol gösterici olabilirdi. Bu yapılmadı ve yapılmadığı için küresel futbol otoriteleri devreye girdi. Fenerbahçe yönetiminin kişisel, duygusal ve irrasyonel savunma stratejisi burada da devam etti ve görüldüğü gibi yine işe yaramadı.


Sonuç olarak zaten kırılgan bir yapısı olan Türk futbol sektörü ciddi olarak yaralanmış hastalıklı bir durumdadır. Sağlığa tekrar kavuşmak için bütün futbolseverlerin bunu aile içi bir iş kazası olarak değerlendirip futbol sevgisi ile bütünleşmeleri gerekir. Türk futbolu bazı kulüpler, bazı maçlar ve bazı yöneticiler demek değildir. Yüz yılı aşan bir tarihi olan karizmatik bir sektörden söz ediyoruz.  Tarafları suçlamak, yargılamak ve genelleştirmek travmayı yaygınlaştıracaktır. Tabi Fenerbahçe yönetimi de işin gereği olan dirayetli ve rasyonel adımları atmalıdır.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page