top of page
Varlık 2_4x_edited.png

En Değerli Özür, İhtiyaç Duyulmayan Özürdür

1 saat önce
3 dakikada okunur


Futbolda bazı cümleler vardır; ilk söylendiğinde umut verir, ikinci kez duyulduğunda düşündürür, üçüncü kez tekrarlandığında ise anlamını kaybeder.

“Gerekeni yapacağız.”

“Dersimizi çıkardık.”

“Eksiklerimizi gidereceğiz.”

“Daha çok çalışacağız.”

Sözler çoğalıyor, sahadaki değişim görünmüyorsa sorun artık yalnızca skor değildir. Söz ile eylem arasındaki mesafe açılmıştır. Güven de tam o mesafede kaybolur.

Başarısızlığın ardından özür dilemek kolaydır. Zor olan, özrü gereksiz kılacak değişimi yapmaktır. Aynı tercihler, aynı oyun anlayışı ve aynı sorunlar yeniden karşımıza çıkıyorsa söylenen sözlerin değeri de azalır.

Özür, hatanın ardından söylenen bir cümle değil; aynı hatanın tekrarlanmasını engelleyen davranıştır.

Türkiye'nin Dünya Kupası sonrasında yaşadığı tablo bu açıdan dikkat çekicidir.

Dünya Kupası'nda gruptan çıkamayan Millî Takım, ardından UEFA Uluslar Ligi A Ligi'nde Fransa'ya 1-0, İtalya'ya 4-1, Belçika'ya 3-0 yenildi.

Üç maç, bir gol, sekiz gol ve sıfır puan.

Tek maçlık başarısızlık futbolda mümkündür. Üç maçlık tablo ise artık yalnızca kötü oynanan karşılaşmalarla açıklanamaz.

Sorulması gereken soru nettir:

Dünya Kupası'ndan sonra ne değişti?

REVİZYON MU, YENİ İSİMLER Mİ?

Başarısızlığın ardından doğal beklenti değişimdir. Kadro yeniden değerlendirilir. Oyun anlayışı sorgulanır. Eksikler belirlenir. Alternatifler denenir. Gerektiğinde sistem değiştirilir.

Eylül ayında açıklanan 29 kişilik aday kadroda ilk kez çağrılan Adil Demirbağ, Bartuğ Elmaz, Melih Kabasakal ve İlhan Fakılı gibi isimlerin bulunması elbette önemlidir. Fakat revizyon, birkaç yeni ismi kadroya eklemek değildir.

Gerçek revizyon; performans ölçütlerini yeniden değerlendirmek, alternatifleri gerçekten denemek, oyuncuların güncel formunu dikkate almak ve takımın ihtiyacına göre oyun anlayışını değiştirebilmektir.

Berke Özer'in, Enes Ünal'ın, Aral Şimşir'in ya da başka bir oyuncunun kadroda bulunması tek başına meselenin özü değildir.

Asıl soru şudur:

Oyuncu seçimleri hangi ölçütlere göre yapılıyor?

Millî takım forması isimlere, geçmiş performanslara veya alışkanlıklara göre değil; form, performans, hazır olma durumu ve takımın ihtiyacına göre verilmelidir. Kamuoyunun görmek istediği birkaç yeni isim değil, yeni bir anlayıştır.

ELEŞTİRİYİ DUYMAK, ELEŞTİRİDEN DERS ÇIKARMAKTIR

Montella'nın eleştiriler konusunda yaptığı açıklamalar da bu tartışmanın önemli bir parçasıdır.

İtalya maçı sonrasında “Beni eleştirebilirsiniz” diyen Montella'nın, Belçika maçı sonrasında “Eleştirileri dikkate almıyorum” açıklamasını yapması, iki ifade arasında belirgin bir tutarsızlık ortaya çıkarmaktadır.

Elbette bir teknik direktörün her eleştiriyi kabul etmesi beklenemez. Kamuoyunun her beklentisine göre kadro oluşturmak da teknik sorumluluk değildir. Ancak “Beni eleştirebilirsiniz” demek, eleştiriyi duyma ve değerlendirme kapısını açık tutmayı; “eleştirileri dikkate almıyorum” demek ise o kapıyı kapatmayı ifade eder.

Buradaki mesele eleştirinin kabul edilip edilmemesi değil, eleştiriden sonra neyin değiştiğidir.

Eleştiriyi ciddiye almak, söylenen her şeyi doğru kabul etmek değildir. Eleştirinin neden ortaya çıktığını anlamak, kendi kararlarını yeniden değerlendirmek ve gerektiğinde değiştirebilmektir.

Futbol kamuoyunun eleştirisi teknik direktörün kararlarının yerine geçmez. Fakat sahadaki oyun ve sonuçlar aynı sorunları tekrar tekrar gösteriyorsa, eleştirinin kaynağı da göz ardı edilemez. Çünkü futbol yalnızca açıklamalarla oynanmaz.

Oyun da konuşur. Tercihler de konuşur. Performans da konuşur.

TEKNİK SORUMLULUK NEREDE BAŞLAR?

Millî takımın bütün sorunlarını teknik direktöre yüklemek doğru değildir. Futbolcu havuzu, kulüplerin yapısı, altyapı sistemi, performans süreçleri ve federasyonun genel futbol politikası da bu tablonun parçalarıdır. Fakat teknik direktörün kendi sorumluluk alanı açıktır:

Oyuncuyu seçmek, oyunu kurmak, alternatifi hazırlamak, sistemi gerektiğinde değiştirmek ve başarısızlıktan ders çıkarmak.

Teknik direktörlük yalnızca takımın başında bulunmak değil, doğru zamanda doğru soruyu sorabilmek, kendi tercihlerini sorgulayabilmek ve gerektiğinde değiştirebilmektir.

Aynı sorunlar farklı maçlarda yeniden ortaya çıkıyorsa yalnızca futbolcunun performansı değil, o performansı ortaya çıkaran teknik tercihlerin de sorgulanması gerekir. Çünkü sorumluluk, başarısızlığı açıklamakla değil, aynı başarısızlığın yeniden yaşanmasını önlemekle ölçülür.

SÖZÜN DEĞERİ SAHADA ÖLÇÜLÜR

Futbolda açıklama yapmak kolaydır. Asıl mesele, o cümlenin bir sonraki maçta neye dönüştüğüdür.

Kadro değişmiş mi?

Oyun gelişmiş mi?

Savunma zaafları giderilmiş mi?

Alternatifler gerçekten denenmiş mi?

Takımın sahadaki kimliği değişmiş mi?

Bu soruların cevabı sahada görünmüyorsa futbol sözleri değil, sonuç, performansı ve değişimi kaydeder.

Bir teknik direktörün sorumluluğu, eleştiriden kaçmak değil; eleştirinin doğruluğunu sahada sınamaktır. Bir yönetimin sorumluluğu ise aynı sorunların tekrarını önleyecek sistemi kurmaktır.

Sözün futbol karşılığı sahadaki oyun, sorumluluğun karşılığı değişimdir.

Güven de özürlerle değil, tekrarlanmayan hatalarla yeniden kurulur. En değerli özür, hiç ihtiyaç duyulmayan özürdür.

 

Yorumlar


bottom of page