Ekonomiye Olimpik Etki
- Doç. Dr. Deniz GÖKÇE

- 23 Tem 2012
- 2 dakikada okunur
Önümüzdeki hafta sonu 2012 Londra Olimpiyatları başlayacak. Ben de olimpiyatları her zamanki gibi yakından izleyeceğim.
Yani ekonomi yazılarının arasında, Londra Olimpiyatları’ndan güzel insan hikâyelerine, bilimsel ve teknik analizlere kadar birçok ilginç konuyu sizlere aktaracağım. Türkiye’nin uzun bir aradan sonra geniş bir ekiple ve özellikle atletizm, voleybol ve basketboldaki (özellikle kadınlardaki) yeni başarılarla daha yüksek madalya şansı elde ederek katılıyor olması, ülkemizin olimpiyatlara ilgisini artıracak. TRT ve Tivibu’nun işbirliğiyle tüm olimpik yarışmaların hem televizyon hem internet üzerinden (4 ayrı teknoloji ve 6 kanaldan) yayınlanacak olması da ülkemizde bir ilk olacak.
Olimpik başarı, ülkeler için en kestirme tanıtım ve itibar kazanma yollarından biridir. Olimpiyat başarısı tesadüfle gelmez; sırrı uzun vadeli ve akıllı yatırımlardır.
Fransa Bisiklet Turu’nda bu yıl iki İngiliz bisikletçi — Bradley Wiggins (1980 doğumlu) ve Chris Froome (1985 Kenya doğumlu, Güney Afrika’da büyümüş, sonradan İngiliz vatandaşı olmuş) — birinci ve ikinci sırada yer aldı. Siz bu yazıyı okurken, büyük olasılıkla (bir kaza olmazsa) iki İngiliz yarışçı Fransa turunu kazanmış olacak. Wiggins, İngiltere için 2000 Sydney’de bir bronz madalya, 2004 Atina’da biri altın üç madalya, 2008 Beijing’de de iki altın kazanmıştı. Bu insanlar gençlere örnek oluyor. Sonuçlar tesadüf mü? Cevap: Hayır!
İngiltere hem kendi icat ettiği futbolda hem de kendi icat ettiği olimpik sporlarda (örneğin atletizm, tenis, golf) uzun zamandır geride kalmıştı. 1996 Atlanta Olimpiyatları’nda sadece bir altın madalya alarak toplam 15 madalyayla yetinmişti. 2008’de ise toplam 48 madalya kazandı. 2012 Londra Olimpiyatları için yapılan tahminlerde İngiltere’nin 2008 Beijing’e göre yüzde 38 daha fazla, yani toplam 65 madalya alacağı düşünülüyordu. Bu rekor artışın arkasındaki nedenleri John Kay anlatıyor.
1994 yılında İngiltere’de bizdeki Milli Piyango benzeri “National Lottery” kuruldu. 1997 yılında ise bu piyangonun fonlarının yüzde 20’sinin her yıl seçilmiş spor dallarına aktarılması kararlaştırıldı. Atlanta’da sonuç görülmedi çünkü erkendi, ancak 2000 Sydney Olimpiyatları’nda İngiltere’nin madalya sayısı yükselmeye başladı. 2004 Atina ve 2008 Beijing Olimpiyatları’nda İngilizler rekor madalya sayılarıyla yüzlerini güldürdüler.
Bisikletteki başarıyı örnek alırsak; 1997 yılında bir başarı planı yapıldı. Bu plana göre, istikbal vaat eden gençler çok erken yaşta tespit edilip zamanlarının büyük kısmını spora ayırmaya başladılar. Sporcular, yeni yapılan Manchester velodromunda en üst düzey teknik destekle çalıştırıldı. Yabancı antrenörler bile getirildi. Sonuçta 2008 Olimpiyatları’nda İngiliz bisikletçileri sekiz altın madalya kazandı.
İlk çalışmalar pist yarışlarına yoğunlaştı çünkü bu daha kolay organize edilebilecek bir alandı. İkinci adımda ise yol yarışlarına benzer bir sistem kuruldu. İngilizce’de “focused strategy” denen, yani erken seçme, yoğun antrenman ve kaynakları dağınık değil odaklı biçimde kullanma yaklaşımı, spor akademisyeni ve bisikletçi Peter Keen’in fikriydi. “Seç, çalıştır, odaklan” stratejisi başarıyı getirdi.
İngiltere’de sportif başarı için ayrıca Olimpiyat Komitesi’nin dışında U.K. Sport adlı bir kurum kuruldu. Bu kuruma aktarılan fonlar 2006 yılında artırıldı. Londra Olimpiyatları için 2009–2013 arasında aktarılan fon miktarı yaklaşık 488 milyon dolar. 2005–2009 döneminde Beijing için ise 410 milyon dolar harcanmıştı. Bu tutar, ABD takımlarının harcamalarından bile fazlaydı.
Londra’da en önemli konumuz, ülkemizin kazandığı ve kazanabileceği atletizm madalyalarının hikâyesi olacak. En çok da henüz tanışmadığım Nevin Yanıt’ı izleyeceğim. Çünkü atletizmde en zor kısa mesafe branşlarından birinde şampiyon olarak olimpiyata giden bu sporcumuz, aynı dönemde Boğaziçi Üniversitesi’nde master derecesini tamamlayan örnek bir öğrenci. Nevin Yanıt, sporla eğitimin bir arada başarıyla yürüyebileceğini kanıtlıyor.





















Yorumlar