top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Dursun Özbek'in Dil Sürçmesini Bir Kenara Bırakırsak!


 Türkiye’de futbol kulüp yöneticileri genellikle kendi iç sorunlarını cesurca ortaya koyup tartışmayı sevmezler. Daha doğrusu, özeleştiriyi sevmezler…

Başkalarını eleştirmek, suçu/hatayı hep başkalarında aramak daha mı kolay? Çoğunlukla öyle sanılır. Sürekli birilerini suçlama eğilimi; doğal davranışları frenlemeyi, değiştirmeyi ve farklılaştırmayı öğretir. En önemlisi hiçbir sorunun çözüm yollarını göstermez.

 

Oysa kulüp yönetimi sorunu sadece başkanlara terk edilecek kadar basit bir “iç sorun” değildir. Yöneticilerin iç sorun olarak gördükleri şey, aynı zamanda ülke futbolunun “ekonomik”, “alt yapı”, “tesisleşme”, “sportif başarı” ve “kültür” politikalarını da yakından ilgilendiren bir sorundur.

 

            En azından borç batağında olan, başarısızlığının bedelini teknik adamlara ödeten, egolarına yenik düşen yöneticiler kendilerine verilen yönetim yetkisinin karşılık ve hakkını veremedilerini görerek, kendi iç sorun olarak gördükleri sorunların aynı zamanda toplumsal bir sorun olduğunu idrak etmelidirler. Bu idrak hiçbir zaman yok olmamalıdır; çünkü kurumsallaşmış kulüpler, kendilerini var eden sosyal çevre ve taraftarlarına karşı sorumluluk taşır ve belli görevleri yerine getirir.

 

Nedir Kulüp yöneticilerinin görevleri?

 

  • Birincisi, kulübüplerini çağdaş bir yapı ve kurumsal bir kimlikle yönetmek.

  • İkincisi modern tesis ve yeni teknolojileri oluşturup kullanmak.

  • Üçüncüsü, kulübün ekonomik girdilerini artırmak. Kulübün sosyal, ekonomik ve kültürel sorunlarına bilimsel yöntem ve yaklaşımlarla çözümler üretmek.

  • Dördüncüsü, alt yapısında dünya standarlarında futbol eğitimi vermek, futbolcu yetiştirmek.

  • Beşincisi, dünya futbol undaki büyük değişim ve dönüşümleri algılamak, anlamak ve bu konu kulübünü geleceğe hazırlamaktır.

 

Bu sayılan görevlerin herbiri kulüp yöneticilerinin varlık sebebidir. Eğer herhangi bir kulüp yöneticisi bu görevleri yetkin bir biçimde yapamıyorsa, çağdaş yönetimi yeterince algılayamıyorsa, kendi içinde özeleştiri kültürünü geliştiremiyorsa, futbol dünyasında saygın bir yer edinmesi sözkonusu olamaz. Bu anlamda, Galatasaray Başkanı Dursun Özbek’in (şike konusundaki dil sürçmesini fıkra ile bir kenara bırakırsak; Adamın biri, bir kahveye gelmiş ve etrafa pis pis bakarak elini masalardan birine vurmuş. “kim ulan buraların dayısı?” diye bir nara patlatmış. Önce kimse ilgilenmemiş. Oyun oynayanlar oyunlarını sürdürmüş, sohbet edenler sohbetlerini. Ama adamın vazgeçmeye niyeti yokmuş. Aynı narayı bir kez daha patlatınca dev gibi adamın biri ayağa kalmış bunu ayağının altına alına alıp evire çevire dövmüş. Adam akıllı sopa yiyen adam bir yandan kaçar, bir yandan da “yahu bir sorduk, bu kadar kızacak ne vardı?”…” diye söylenirmiş), kulübün geleceği için, sarı-kırmızılıların 8 eski başkana "Gelin birlikte çözüm üretelim" çağrısı futbol dünyasının bir özlemidir.

 

Ülkemizin içinde bulunduğu iç açıcı olmayan durum göz önüne alındığında, bu özlem sadece futbol adamların değil, her Türk insanının; iş, medya, siyaset, eğitim, sağlık ve sivil toplum örgütlerinden beklentisidir.

 

Toplumsal yaşamın her alanında insanların saygın olmanın birinci adımı, işini en yüksek kalitede yapmak veya yapmaya çalışmaktır. Üstelik, konumu ne olursa olsun insanın kendi eksikliklerini görmesi, fikir ve düşüncelerini zenginleştirmesi, dinleme ve anlamanın kültür haline gelmesinin kime ne zararı olabilir ki?

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page