top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Derbinin Görünmeyen Oyunu: Boşlukları Kim Dolduracak?

Cumartesi günü bir derbi var.

Sezonun en formda ekiplerinden ikisinin karşılaşmasını heyecanla bekliyoruz.

Ama bu derbiyi yalnızca yıldız oyuncular, atılan goller ya da yapılan bireysel hatalar üzerinden okumak bence eksik kalır.

Çünkü bu maçın asıl hikâyesi biraz daha görünmeyen bir yerde…

Boşluklarda.

İtaliano da İsmail Kartal da takımlarının başına henüz üç ay önce gelmiş olmalarına rağmen bir takım kimliği oluşturmayı başardılar.

İki takımın da belirgin bir oyun planı var.

İtaliano’nun temel felsefesi;

“Topu kaybettiğin yerde yeniden kazan.”

İsmail Kartal’ın yaklaşımı ise daha çok;

kompakt kal, takım boyunu kısa tut, rakibe oynayacak alan bırakma.

Dolayısıyla iki farklı oyun anlayışının çarpışmasını izleyeceğiz.

Fenerbahçe’nin avantajı oyunu yönlendirmek.

Beşiktaş’ın avantajı ise oyunu bozmak.

Ama işin ironik tarafı şu:

Bir takımın avantajı, rakibinin elinde onun zaafına dönüşebilir.

Fenerbahçe beklerini ne kadar cesur çıkarırsa, Beşiktaş’ın geçişlerde kullanabileceği alan o kadar büyüyecek.

Ama Beşiktaş ne kadar önde basarsa, Fenerbahçe’nin Greenwood gibi oyuncularıyla bu baskıyı kırıp arkasına geçme ihtimali de o kadar artacak.

Yani iki takım da kendi en güçlü silahını kullanırken rakibine kendi en güçlü silahını verme riski taşıyor.

İşte bu yüzden derbiyi büyük ihtimalle çok küçük ayrıntılar belirleyecek.

Ve benim özellikle merak ettiğim bir bölüm var:

Bekler.

Brown ile Morillo arasındaki düello…

Bir tarafta hücuma katılmayı seven, oyunu rakip yarı sahaya taşıyan bir bek.

Diğer tarafta hem savunma hem hücum katkısı verebilen bir oyuncu.

Rıdvan ve Senedo’nun hücumdaki cesareti ve savunmadaki kararları da aynı derecede önemli.

Çünkü bu maçta bekler yalnızca kanat oyuncuları olmayacak.

Onların her çıkışı, orta sahada ve savunmanın arkasında yeni bir boşluk yaratacak.

Ve o boşluğu kimin doldurduğu, belki de maçın kaderini belirleyecek.

Tam burada iki oyuncunun rolü öne çıkıyor:

N’Golo Kanté ve Salih Özcan.

Ben bu iki oyuncuyu biraz farklı bir yerden görüyorum.

Kanté, Fenerbahçe’nin…

Salih Özcan ise Beşiktaş’ın boşluğu.

Ama burada “boşluk” derken bir eksiklikten söz etmiyorum.

Tam tersine.

Onlar takımın bütün boşluklarını dolduran oyuncular.

Kanté de Salih de yalnızca rakibin toplu oyununu bozmakla görevli değiller.

Asıl değerleri topsuz oyunda ortaya çıkıyor.

Takımın açılan her tarafını kapatıyorlar.

Bir oyuncu yerinden çıktığında onun bıraktığı alanı görüyorlar.

Bir bek öne çıktığında arkasını düşünüyorlar.

Bir stoper rakibe doğru çıktığında oluşan boşluğu kapatıyorlar.

Bir takım arkadaşı pozisyonunu kaybettiğinde onun yerinde beliriyorlar.

Ve bunu yaparken çok fazla gösterişleri yok.

Bağırmıyorlar.

Çağırmıyorlar.

Kendilerini oyunun önüne koymuyorlar.

İşlerini yapıyorlar.

Tam da bu nedenle Kanté ve Salih’i düşünürken aklıma Lao Tzu’ya atfedilen çok güzel bir söz geliyor:

“Bir testi çamurdan yaparsınız. Ama onu kullanışlı yapan, içindeki boşluktur.”

Şimdi düşünün.

Testinin dışına baktığınızda dikkatinizi çeken pek çok şey vardır.

Çamurdan yapılmış gövdesi…

Kıvrımları…

Ağzının şekli…

Hatta tutmak için yapılmış kulpu…

Hepsini görürsünüz.

Ama testiyi gerçekten işe yarar yapan nedir?

İçindeki boşluk.

Çünkü suyu o boşluk tutar.

Boşluk olmazsa testi ne kadar güzel olursa olsun, içine su koyamazsınız.

Ben Kanté ve Salih’i biraz böyle görüyorum.

Kanté, Fenerbahçe’nin boşluğu.

Salih, Beşiktaş’ın boşluğu.

Ve burada çok ilginç bir paradoks var.

Çünkü aslında…

Ne Kanté boşluk, ne de Salih boşluk.

Onlar tam tersine…

Takımın bütün boşluklarını dolduran oyuncular.

Derbinin taktik simülasyonunu da biraz buradan yapmak gerekiyor.

Fenerbahçe bekleriyle öne çıkacak.

O sırada savunmanın yanında bir alan açılacak.

Beşiktaş o alanı bulup geçişe çıkabilecek mi?

İşte o anda Kanté’nin nerede olduğunu göreceğiz.

Beşiktaş önde basacak.

Fenerbahçe’nin geriden çıkışını bozmak isteyecek.

Ama önde basan oyuncuların arkasında mutlaka alan kalacak.

İşte o anda Salih Özcan’ın nerede olduğunu göreceğiz.

Çünkü bu maçta mesele yalnızca “Kim daha iyi oynayacak?” sorusu olmayabilir.

Asıl soru şu:

Kim rakibin açtığı boşluğu daha hızlı görecek?

Kim kendi takımının açtığı boşluğu daha hızlı kapatacak?

Kim arkadaşının hatasını telafi edecek?

Kim bekinin arkasını toplayacak?

Kim orta sahada kaybolan alanı kapatacak?

Ve belki de en önemlisi…

Kim boşluğu rakibinden önce dolduracak?

Ben derbiyi biraz da böyle izlemek istiyorum.

Bir tarafta oyunu yönlendirmek isteyen Fenerbahçe.

Diğer tarafta oyunu bozmak isteyen Beşiktaş.

Bir tarafta cesur çıkan bekler.

Diğer tarafta o beklerin arkasını arayan geçiş oyuncuları.

Bir tarafta önde baskı.

Diğer tarafta o baskının arkasındaki alan.

Ve bütün bu hareketliliğin ortasında iki sessiz oyuncu:

Kanté ve Salih Özcan.

Belki maçın en çok konuşulan oyuncuları onlar olmayacak.

Belki gol atmayacaklar.

Belki asist yapmayacaklar.

Ama takım arkadaşlarının gol atabilmesi için gereken alanı onlar yaratacak…

Rakibin gol atmasını engelleyen alanı da onlar kapatacak.

Çünkü futbolun görünmeyen bir görevi var:

Boşluğu doldurmak.

Ve cumartesi günü benim için derbinin en önemli sorusu şu olacak:

Fenerbahçe’nin açacağı boşlukları Kanté mi kapatacak, Beşiktaş’ın açacağı boşlukları Salih mi?

Çünkü belki de derbiyi yıldızların yaptıkları değil…

Boşlukların kim tarafından doldurulduğu belirleyecek.

Ve sonunda kazanan takım, belki de topa daha fazla sahip olan değil;

boşluğu daha iyi yöneten takım olacak.


Yorumlar


bottom of page