top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Batmayan Kulüpler Kurduk

11 dakika önce
3 dakikada okunur

 

Uzun bir aradan sonra Futbol Ekonomi okurlarıyla buluşmaktan ötürü keyifliyim.


Spor medyasında futbolun ekonomisine düzenli olarak ayak uzatan ilk gazetecilerden biri olduğumu söyleyebilirim. 2000’lerin ilk yarısıydı. Herkes futbolun daha popüler yönleriyle ilgilenirken, ben çalıştığım gazetenin ekonomi dünyasına da hitap ediyor olmasını fırsat bilerek işin para pul kısmına da yöneldim. Bu süreçte en büyük haber ve bilgi kaynağım da sevgili TuğrulAkşar oldu. Onun kitapları başucumdan eksik olmazken "uzman yorumu" için de kendisini her daim aradım. Sağ olsun, o da görüş vermekten hiç geri durmadı. Sadece yazmak çizmek için değil, anlamakta zorlandığım mevzularda da kendisine danışıp bilgilendim.


Türkiye’de bugün "futbol ekonomisi" diye bir başlık varsa, kuşkusuz bunda en büyük pay ve emek TuğrulAkşar’aaittir.


Yakın zamanda arayıp tekrar yazmamı istediğinde ben de ikiletmeden “Tamam” dedim.

OFSAYTTAN ANLAMAZ, BİLANÇODAN ANLAR!


Aslında sonrasında düşünmeden de edemedim: Evet, futbol ekonomisi artık çok ciddi ancak Türkiye’de bu alanda kalem oynatmak anlamlı mı? Medyaya baktığınızdadaha "ciro" ile "kâr" arasındaki farkı bilmeyenler bile maç yorumlarına işin ekonomisinden başlayabiliyor. Özellikle transfer aylarında hemen hemen herkes hesap kitap yaparak konuşuyor. “Filanca yıldızı alırsan bunun marketing geliri acayip olur” türünden cümle kuranlardan geçilmez olur. Amiyane tabirle, ofsayttan anlamazken mali bilançoda alimleşenler görüyoruz!


TFF Takım Limitleri, UEFA FinancialSustainabilityRegulation(FSR) -Finansal Sürdürülebilirlik Kuralları (eski FinansalFairPlay Kriterleri), KAP bildirimleri, kulüplerin divanlardaki borç raporları, sponsorluk ve imaj hakları anlaşmaları vb. de futbol konuşanların artık aşina oldukları başat konular.


UEFA’YA DA TFF’YE DE ÇALIM ATTILAR


FinansalFairPlay (FFP) Kriterleri de sonrasında bizdeki TFF Takım Limitleri de ilk uygulamaya alındığında, işe ekonomi penceresinden bakanları umutlandırmıştı. Öyle ya, kulüpler artık gelirlerine göre harcama yapacak ve daha sağlıklı yapılar ortaya çıkacaktı.


Ama öyle olmadı. Kulüplerin maşallahı var. Futbol sahasında olduğu gibi mali bilançolarda da iyi çalım atıyorlar (!) UEFA, FFP ile kulüpleri disipline edemedi ve daha esnek olanFSR’yegeçiş yaptı. Daha sıkı denetim geldiği söylense de bunun sonuç vereceğini düşünmüyorum. Sonuçta FFP’yi icat ettiğinde de normal denetimini ayrımsız yapsa hedefe ulaşılırdı.


Zaten mesele, bu herkese adil davranmak ve denetimden taviz vermemek.


Biz normal şartlarda FFP ile uyumlu yerli versiyonunu da çıkardık ama amir makam sadece "Anadolukulüpleri"neaslan kesildiği için Dört Büyükler bonkörce davranmaya devam etti.


Devamındaki TFF Takım Limitleri de büyük bir sükseyle devreye sokuldu ancak kısa bir süre sonra onda da bir sürü gedik açıldı. Her şartta bir "şark kanunu" devreye girdi!


Kulüplerin mali müşavirleri limitleri de bir güzel makyajlamayı başardı. En basit örneği şudur:


Y kulübü futbolcusunu X kulübüne kiralık gönderiyor ve karşılığında 100 lira alıyor. Buna karşın kiralık gönderdiği futbolcusunun 100 liralık maaşını ise kendisi ödemeye devam ediyor. Böylece kulüp limitini 100 lira artırarak bu miktarda yeni bir transfer yapma hakkı elde ediyor. Oysa giren çıkan para açısından kasada değişen bir durum yok. Hani ha Ali Veli, ha Veli Ali!


Her şeye rağmen limitler aşıldığında da yok sponsorluktu yok imaj hakkıydı denilerek halledildi. Fakat söz konusu gelirlerin içeriklerine dair net bilgilere ulaşmak da pek mümkün olmuyor.


ADININ BAŞINA ‘YENİ’, SONUNA ‘FK’ KOY GİTSİN


Futbolun ekonomisine kafa yoranlar olarak bizler, yıllarca kulüplerin ayaklarını yorganlarına göre uzatmaması halinde batacaklarını savunduk durduk. Ama kimse batmadı! Esasen iflas edenler, amatöre kadar düşenler olmadı değil fakat onlar da ya adlarının başına "Yeni" veya sonlarına "FK" falan ekleyerek Anka kuşu misali küllerinden yeniden doğmayı başardı (!)


Spotların altındaki Dört Büyükler ise borçlarını katlaya katlaya yollarına devam ediyor. Borsa şirketleri "borca batık" olsa da yatırımcılar kâğıtlarını alıp satmaya devam ediyor. Şampiyon olan takımın tüm yayın geliri orta karar bir futbolcunun toplam maliyetini bile karşılamazken 80 milyonEuro’laravaran bonservis harcamaları yapılabiliyor.


Her yeni başkan borçları bitirmeyi vaat ederek gelse de aksine ikiye, üçe katlayarak koltuktan kalkıp gidiyor.


Spor yorumcusundan siyasetçiye kadar herkes “Böyle gitmez” dese de valla gidiyor işte!


SEN BİR İSKOÇ KADAR CESUR OLABİLİYOR MUSUN YEĞEN?


Bu konuda en çok konuşan isimlerin başında gelen eski futbolcu vemilletvekiliSaffet Sancaklı’nın da imzasının bulunduğu 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Federasyonları Kanunu, çok ağır yaptırımlar getirmesine rağmen, mali disiplin açısından hiçbir şey değişmediği gibi aksine daha da kötüye gitti. Bu kanun tam manasıyla uygulansaydı birçok kulübe kayyım atanmasını salık verebilecek içerikteydi.

Demek ki mesele kriterler, yönetmelikler veya kanunlar değil; gerçek anlamda uygulama ve denetlemedir.


Tavizsiz şekilde uygulansaydı Dernekler Kanunu da kulüpleri disipline etmeye yeterdi. İskoçya denilince akla gelecek en önemli üç markadan biriRangers-Celticderbisidir. İskoçlar;Rangers’ımali kurallara uymadığı için 4. Lig'e kadar düşürdü ve futbolseverleri, dünyanın da sayılı derbilerinden olan (OldFirmolarak bilinir)Rangers-Celticrekabetinden yıllarca mahrum bıraktılar.


İşte garp ile şark arasındaki tutum farkı budur. Ramiz Dayı gibi soralım: Sen bir İskoç kadar cesur olabiliyor musun yeğen?


Başta TFF olmak üzere futbolun denetleyici kurumları, belirlenen kuralları tavizsiz ve herkese adil şekilde uygulamadığı sürece, bizim bu ülkede futbol ekonomi üzerine konuşmamız esasen havanda su dövmekten öteye gitmez.


Ha, biz yine dedonkişotlukyapmaya devam edeceğiz, bir gün dediğimiz noktaya gelir umuduyla…


Futbol sektörüne dair tüm söylediklerimden ötürü kendime de bir şerh düşerek yazıyı bitireyim: Bir ülkenin hâkimi neyse hakemi de odur. Hayatın her mecrasında denetim mekanizmasının sözünü ettiğim şekilde işlemesi lazım. Yani futbolu bir ada gibi görüp onu ülkenin tüm gerçekliğinden kopartamayız. Tavizsiz denetim ve adil yaklaşım, ülkenin her zerresinde aynı tutarlılıkla uygulanmalıdır ki o zaman göreceksiniz, futbol da bundan fazlasıyla nasiplenecektir.

 

Yorumlar


bottom of page