top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Aziz Bey'e Mektup-2

Bu yazıyı üzülerek yazıyorum. Fenerbahçe 1907 yılında kurulmuş, uzun geçmişi, tarihi ve itibarı olan bir sosyal kurumdur.Hem de milyonlarca taraftarı olan büyük bir sosyal kurumdur. Ancak teknik olarak bir dernektir ama derneğin sahip olduğu, halka açık olan ve olmayan şirketler de vardır. Esas olan dernektir.

Derneklerde başkanlar, üyelerine genel kurullarda ve mali kongrelerde hesap verirler. Dernekler SPK kurallarıyla değil, derneklere mahsus yasalarla yönetilir. Derneklerin şirketleri ise anonim şirket yasaları, SPK kanunu ve diğer ticari düzenlemelerle hareket ederler.

Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği Başkanı Aziz Yıldırım ve arkadaşları kulübe birçok birinci sınıf tesis kazandırmış, zaman, emek ve para harcamışlardır. Ancak yönetim birçok mali ve sportif hata da yapmıştır. Aslında en büyük hataları medya ilişkilerindedir. Dernekler, üye ve taraftarlarının çoğunluğunu ancak basın yoluyla bilgilendirir. Aziz Yıldırım ve yönetici arkadaşları medya mensuplarını, kendisini rahatsız etmeyecek ve tatsız soru sormayacaklar diye ikiye ayırır; beyanatlarını yalnızca “bizden” kategorisindekilere verirler.

Başkan’ın Uğur Dündar’a beyanat vermesi ve Dündar’ın da kulübün maddi durumu ile ilgili soru sormaması üzücü bir yaklaşımdır. Benzer şekilde Fenerbahçe’nin gerçek bilançosu, gerçek gelir-gider tablosu, gerçek borç toplamı ve bunların Deloitte tarafından denetlenip denetlenmediği konusu gündeme geldiğinde, Murat Özaydınlı tarafından gerçekleştirilen basın toplantısında tek bir soru sorma hakkı verilmeden salondan ayrılınması da inanılmazdır.

Camiaya yakışmayan bu davranışların son ve acı örneği de bir hukukçu, gerçek ve duayen Fenerbahçeli Kerim Kerimoğlu’na layık görülen yaklaşımdır.

Bugün İspanyol, İtalyan ve İngiliz ligleri eğer ticari işletme gibi değerlendirilseler, tüm ligin ve takımların iflası istenirdi. Avrupa’da yalnızca Almanya ve Fransa ligleri mali olarak ayaktadır. İngiltere’de Manchester United çoğunluk hisselerini bir ABD’li aileye satmış ve böylece kulüp 600 milyon sterlini aşan borç altına girmiş, Cristiano Ronaldo’yu satmak zorunda kalmıştır.

Barcelona’da ise Başkan Laporta ayrıldıktan sonra mali tablolarda gerçek sayıları gizlediği, kulübün ciddi zarar içinde olduğu anlaşılmış ve şampiyonluklar kazandıran başkan mahkemelik olmuştur. Bu zararlar sonrasında da, bugüne kadar sponsor almayan Katalan takımı, Katar Emiri tarafından verilen sponsorluk teklifini tarihinde ilk defa kabul etmiştir.

Fenerbahçe Başkanı’nın verdiği beyanatta söylediği tek mali şey, “Kulübün bütçesi 250 milyona geldi,” sözüdür. Sayın Başkan, bütçe derken yalnızca harcama tarafından bahsediyorsunuz; gelirleri ve zararları konuşmuyorsunuz. 2009’da kümülatif zararlar en az 80–90 milyona ulaşmıştır.

Fenerbahçe’nin olmayan stadın üstüne yapılan 100 milyonluk inşaatın muhasebeleştirilmesi ve stadın uzun vadeli kirasından gelecek potansiyel gelirin ileriye götürülüp ıskonto edilirken kullanılan gelir büyüme tahmini oranları ve ıskonto oranları da üyelere ve kamuoyuna açıklanmamaktadır. Bunları bilmek, derneğin üyelerinin ve şirketlerdeki hissedarların temel hakkıdır.

Gelir-gider tablosundaki ziyanların kümülatif toplamlarının gerçek büyüklükleri, UEFA’ya ve federasyona verilen gizli bilançolarda tahminimize göre 80–100 milyon TL arasındadır. Bilançolarda kulübün kısa vadeli borcu, üyelere dağıtılan 2009 yıl sonu tablolarında 41 milyon, uzun vadeli borçlar ise 384 milyon TL idi. Tahminimize göre UEFA ve TFF’ye verilen bilançolarda hem kısa vadeli hem de uzun vadeli borç 150’şer milyonu aşan boyuttadır.

Özetle, özvarlığın eksi olması bir muhasebe kaydıyla (değer artışı) şimdilik artıya çevrilmiştir.

Sportif başarının Ajax, Barcelona veya Lyon gibi altyapıdan gelen oyuncularla gerçekleşeceği ilkesinden kısa vadede başarı elde etmek için vazgeçilmiş ve bir transfer furyası yaşanmıştır. Üstelik Fenerbahçe de aynen Galatasaray ve Trabzonspor gibi hatalı şirketleşme yapmış ve halka açılmadan elde ettiği gelir, ödediği temettülerin fersah fersah altında kalmıştır.

Bir tek Beşiktaş kâr üzerinden temettü dağıtarak doğru şirketleşme yapmış, ancak yanlış transfer politikaları sonucu dev borç ve vergiler nedeniyle devlet tarafından kurtarılmayı beklemektedir.

Galatasaray ise hatalı şirketleşmenin çözümünü QVT’den hisseleri zorla geri almakta görmüştür. Fenerbahçe Başkanı, halka açılan kulübün şirketinin değerinin 1 milyar dolar olduğunu beyan etmektedir ama bu da çok ilginçtir. Kulübün hisselerinin ancak yedide biri halka açıktır. Başkan, şu andaki piyasa değerini yedi ile çarpmaktadır. Aziz Bey kulübün hisselerini veya çoğunluk hisselerini mi satacak? Satmaya kalksa fiyat aynı mı kalır? Manchester United ve Liverpool’un durumu görülmüyor mu?

Daha da sportif başarı konusunu tartışmadık!

 
 
 

Yorumlar


bottom of page