Aysal güç dengesine şekil veriyor
- Ömer GÜRSOY

- 7 Tem 2013
- 2 dakikada okunur
Galatasaray’da bugün yaşanan seçim(!) süreci doğrusu beni çok da şaşırtmadı.
Daha “şah” bile demeden Galatasaray Başkanı olan Ünal Aysal, bu kadar kolay “mat” yapacağını ummamıştı.
Süreci kısaca hatırlayalım: Daha bundan 5-6 yıl kadar kapısında alacaklıların beklediği Galatasaray’ı ekonomik olarak düzlüğe çıkaran Adnan Polat’a kulübün tarihinde daha önce yaşanmamış bir şekilde yapılan Kongre operasyonunun sonrasında Ünal Aysal başkanlık koltuğuna oturdu.
Aysal’ın, daha oyun tahtasına taşlarını bile yerleştirememişken kazandığı zafer, savaşmadan soğuk savaşı kazanan Amerika’nın durumuna benziyor.
Amerika kapitalizminin babası Adam Simth’in “görünmeyen el” kuralı burada işlemişti. Yani İnan Kıraç’ın başını çektiği Galatasaray Liseliler.
İki yıl önce kendisine verilen listeyle Başkanlığa gelen Aysal, bugün kendi oluşturduğu listeyle seçim hamlesi yaptı ve futbolun kendine özgü diplomasisinin olduğunu göz önüne serdi.Hem de ülkenin en önemli diplomatlarını yetiştiren Galatasaray Liselilerin gözünün içine baka baka yaptı bu diplomasiyi..
Bunun adına ister “yönetim kurulunu mülayim yapma düşüncesi” diyelim ister “Kulübe tam hâkim olma girişimi” diyelim bunun diplomaside ki tek bir karşılığı var: Güç dengesi.
Daha önce bir yazımda da belirtmiştim:
Dünya diplomasi diline 18. Yüzyıllarda girmiş bir deyim güç dengesi.
Napolyon Savaşları neticesinde yerle bir olan Avrupa düzeni, yeni bir güç dengesi sağlanarak onarılmaya çalışılmış ve bu güç dengesi, Napolyon gibi liderlerin ortaya çıkıp yeniden Avrupa’nın monarşik yapısını tehdit edecek liberal eylemlerde bulunmasını önlemek maksadıyla kurulmuştu.
Güç dengesinin bozulması, tarihte savaşların çıkmasının temel sebebini oluşturmaktaydı.
Aysal’da Polat’a adeta bir linç girişimi yapan Galatasaray Liselilerinin oluşturduğu güç dengesi ile göreve geldi.
İşte Ünal Aysal; gerek siyasi tarihte olduğu gibi gerekse de kendi camiasında çok yakın zamanda Adnan Polat’a karşı Başkanvekili Mehmet Helvacı’nın içeriden başlattığı yıpratma girişimlerini iyi analiz ederek kulübün içinde çıkacak muhtemel savaşların önüne geçmiştir. En azından içeriden ihanete uğrama ihtimalini sıfırlamıştır bundan sonra Aysal.
Burada Aysal’a hak veriyor değilim. Sadece durumu anlamaya ve anlatmaya çalışıyorum. Çünkü Aysal’ın önünde iki seçenek vardı: ya kendisine verilen isimlerle devam etmeyi sürdürerek kendisini göreve getiren iradeyle güç dengesini koruyarak devam edecek ya da ona şekil verecekti.
Aysal, en güçlü zamanında aldığı Özalvari ani ve baskın seçim kararıyla ikincisini tercih etti. Yani “beni göreve getiren statükoyla devam etmeyeceğim” diyerek güç dengesine şekil vermeyi tercih etti. Ve bir bakıma muhtemel muhalefeti dışarıya bırakırken tüm başarı ve başarısızlığı da kimseyle paylaşmayacağının mesajını verdi.
Tabii, burada hala bir sorun var. Aysal hala seçimli bir kongrede başkan seçilmiş değil. Gerçek başkan olmak için seçim kazanmanın önemini O da biliyor elbette..Onun için bu genel kurulda katılımı çok önemsiyor.
Eco’nun bir söz vardır: “Savaş ancak, siyasete dönüş yapmaya izin veren bir dengeye ulaşıldığında biter.”
Buraya kadar Aysal’ın hamlelerini gördük, bakalım Aysal tarafından şekil verilen güç dengesi bundan sonra ne yapacak?
Bir vefayı bile çok gördükleri Adnan Polat’a yapılanları şimdi daha iyi anlamışlardır sanırım.




















Yorumlar