Avrupa kupalarındaki çıkarımlarımız ve Beşiktaş
Avrupa kupalarındaki maçlar, futbolumuzun altyapıdan teknik direktör donanımına kadar uzanan eksikliklerini ortaya koydu. Galatasaray ve Fenerbahçe’nin taktiksel zaaflarının belirginleştiği bu süreçte, Vincenzo Italiano’nun oyun disiplini ve müdahaleleri Beşiktaş’ı bir adım öne taşıdı.
Avrupa kupalarında maç oynamak önemli bir ayrıcalıktır.
Bu ayrıcalığın temel nedeni sadece turnuvalara katılım sağlamak değil, aynı zamanda futbolun küresel ölçekteki yapısıyla farkındalığımızı ortaya çıkaran ve bu yönüyle incelenmesi gereken önemli bir faktör olmasıdır. Özellikle Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş’ın oynadığı müsabakaları bu ölçekte incelemek, önemli değerlendirmelerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Trabzonspor’u bu açıdan farklı bir yere koymak gerekir; çünkü onların daha önemli rakiplerle yapacağı maçları beklemek daha anlamlı olacaktır.
Öncelikle Galatasaray ve Fenerbahçe’nin Şampiyonlar Ligi maçlarında ortaya koydukları performansın taktiksel açıdan, teknik direktör yönetimi ve futbolcu kalitesi yönünden ciddi şekilde eleştirilmesi bir zorunluluktur. Belirli bir ekol üzerine kurgulanan İspanyol ve İngiliz futbolunun sistematik bir yapı üzerinden taktiksel bütünlük sağlaması ve bunun tüm ayrıntılarını sahada göstermesi, bizim en belirgin zaafımız olarak öne çıktı. Biz bu alanda kurumsal bir kültürel koda sahip olamamanın acısını fazlasıyla çekmekteyiz.
Bir diğer ayrıntı ise altyapıdan yetişen oyuncuların bu ekol kurgusu sayesinde henüz 17 yaşına geldiklerinde bile tam donanımlı hâle gelmeleridir. Bu durum, bizim altyapı işletme modeli hususunda bilerek ve isteyerek sistemi bir ticari mekanizmaya kurban etmemizin yarattığı gizli zararları görmemizi sağladı. Her iki ekol arasında Premier Lig, endüstriyel futbol anlamında çok belirgin bir fark ortaya koysa da İngilizlerin bu konudaki hassasiyetleri bir İspanyol futbolu kadar olmasa bile çaba göstermeleri ve sonuç almaları bakımından değerlidir. İspanyol futbol kurgusunun, özellikle Barcelona etrafında bu amaca verdiği hizmetin karşılığı, sadece Barcelona’nın kazandığı kupalarla değil, millî takımın elde ettiği başarılarla da âdeta tescil edilmiş durumdadır.
Bizim tüm yetersizliklerimize rağmen, bu süreçteki rekabet kurgumuzun yaşlı ve bonservis bedeli yüksek oyuncularla sonuca gitme histerisinden ibaret olması bizi başarıdan uzaklaştırmaktadır. Bu durumun ticari bir mekanizma ve âdeta bir servet transferi üzerinden kabul görmesi, küresel ölçekteki rekabetten uzak kalmamızın en belirgin nedenidir.
Maçlardaki diğer önemli ayrıntı, antrenör anlayışı ve donanım farklılıklarıydı. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’ndeki teknik direktörlerin tamamı, takım oyununu belirginleştirdikleri gibi neyin oynanması gerektiğinin de sorumluları olarak sahaya tamamen hâkimdiler; zaten bu yüzden seçilmişlerdi. Okan Buruk ve İsmail Kartal’ın bu konudaki eksiklikleri ise fazlasıyla belirginleşti. Bu arenada rekabet edebilecek donanıma sahip olmadıkları net olarak ortaya çıktı.
Beşiktaş ise bu konuda bir ayrıcalığa sahipti. Vincenzo Italiano bu ayrıntının en önemli faktörüdür. Italiano henüz çok kusursuz bir taktiksel bütünlük sağlamış değil; fakat oyun formatı olarak bölgesel ve yarım alan oyunlarında bir disiplin kurmuş durumda. O da işinin ne kadar zor olduğunun bilincinde. Belki kenardan oyuna fazla müdahale ediyor, fakat bu sayede oyunu tutmaya çalışıyor; muhtemelen en önemli özelliği de budur.
Özellikle 3. bölgedeki oyun kalitesi ve 1. bölgedeki zaaflar, takımın olumlu ve olumsuz kırılmalar yaşamasına neden olmaktadır. Hem kolay gol atıp hem de kolay gol yemek üst düzey maçlar için büyük bir sorun teşkil eder. Bunu önlemenin yolu, oyun sadakatini ve oyun disiplinini diri tutmaktır; antrenörün tüm çabası da sanırım bu yöndedir.
Italiano’nun rotasyon konusundaki tutarlılığı hem maç kadrosunda hem de oyun içindeki hamlelerinde diğer iki hocadan daha tutarlı ve sonuç odaklıdır. Özellikle İsmail Kartal’ın Lukaku, Asensio ve Kanté’yi oyunun dışında tutmasını anlamak mümkün değildir. Kartal’ın hem taktiksel zafiyetleri var hem de oyuncu seçimini bu zafiyetlere rağmen yanlış yapmaktadır; bunun sonucu sadece bu maçta değil, tüm maçlarda kayıp olarak görülür.
Oyunu okuma ve müdahale etme konusunda Okan Buruk çok daha fazla hata yapmaktadır. Elindeki kadronun Fenerbahçe ve Beşiktaş’tan daha iyi olmasına rağmen, burada yaşadığı zaaflar direkt skora etki ediyor. Süper Lig’de belki bunun telafisi oyuncu kalitesinin yüksekliğiyle mümkün olabilir, fakat Şampiyonlar Ligi’nde bu hataların cezasını hemen keserler. Son 4 senedir Avrupa’daki başarısızlığın temel nedenlerinden biri de budur.
Her şeye rağmen genel görüntüde Vincenzo Italiano ve Beşiktaş bu süreçte bir adım önde göründü.
Son olarak Beşiktaş taraftarına da şapka çıkarmak gerekir.






















Yorumlar