top of page
Varlık 2_4x_edited.png

"Ahmet Durdu, Seba'lar Gitti!"

 

Recep Cengiz- 12 Mart 2021 Futbolumuzda bir etik sorun olup olmadığı tartışması sanırım gereksiz bir tartışma. Giderek artan finansal fair play, tribün olayları, hakem sorunları, oyun ve futbolcu kalitesi ve antrenörlerin kenar yönetimleri kronik sorunlar olarak güncelliğini koruyor. 

Sorunun kaynağını oluşturan sportif ve kültürel nedenler birkaç kelimeyle açıklanmasına izin vermeyecek kadar karmaşık olmasının yanı sıra kulüplerinin tarih ve kültürüne uygun düşmeyen davranışları yapma alışkanlığı olan (bazı) kulüp yöneticilerinin söylem ve davranışlarının şaşırtıcı tarafı “arsız hırsız ev sahibini bastırır misali” en az herkes kadar sıkıntılı, herkes kadar mağdur oldukları savı ile herkesten daha fazla seslerinin gür çıkmasıdır.

 

Takımı deplasmanda galip gelmesine rağmen bir yönetici: “Bir kart yok ya. İnsanda insaf utanma olur… Marcao diye bir adam var. Biz kaçırdık mı milletvekili mi oldu? Herhalde milletvekili oldu. Dokunulmazlığı var…”

 

Takımı deplasmanda berabere kalan bir başka yönetici: “Hakem camiasındaki ahbap-çavuş ilişkilerinin en büyük örneklerinden olan Serkan Tokat, VAR’ın başındaki Atilla Karaoğlan’la birlikte Kasımpaşa’nın bir galibiyetine daha engel olmuştur...”

 

Takımı yenilen bir başka yönetici: “Bu tarz maçlarda böylesine düdüklerin, takımların ismine göre verilmemesi gerekiyor… ”

 

Örneklerde görüldüğü gibi maçın skoru ne olursa olsun beynindeki dürtülerle konuşan yöneticileri düşünün…

 

Kendi kulübünü doğru dürüst yönetemeyen bir kulüp başkanının kin ve öfke ile futbolu yönetmeye çalıştığını düşünün…

 

Başarısızlığın sonuçlarını üzerine alınmayan kulüp yöneticilerinin rakip kulüp yöneticilerini (yansıtma yaparak) futbol kamuoyu önünde küçük düşürerek değersizleştirmeye çalıştığını düşünün…

 

Açık iletişimle ‘Taş üstünde taş oymam’ diyen kulüp başkanına üstü kapalı ve dolaylı ifade biçim olarak tercih edilen mesajla bir başka kulüp başkanının ‘bizde, omuz üstünde baş koymayız mı diyelim’ diye cevap verdiğini düşünün…

 

Takımını yönetme pratiği zayıf bir antrenörün müsabakayı yönetmeye çalıştığını düşünün…

 

Hakemleri aldatmaya çalışan bir futbolcunun hakem kararlarına isyan ettiğini düşünün…

 

Bir hakemin ifade tarzı olarak, futbolculara ‘lan’ diye hitap ettiğini düşünün…

 

Duygularını yönetemeyen bir kişinin bilgiçlik ve tahammülsüzlükle futbolu yorumladığını düşünün…

 

Bu futbol anlayışı aynı zamanda bir kültür meselesidir. Argo ve küfür, feodal sınıfların ortak davranış kültüründe vardır… Tribünde koro halinde küfür…. Rakip takım başarısını bastırmak için yapılan ısrarlı sataşma ve aşağılama… Ezeli rakiplere karşı “Vur kır parçala, bu maçı kazan!” parodisi… Hakemlere karşı ‘küfürlü itirazlar’… Bir nevi kota ile çalışan ‘teknik direktörlerin’ hedeflerini tutturmak için hırçınlaşabilmeleri önemli bir sorunu ortaya koyuyor.

 

21. Yüzyılda “Oğlunu, Allah yoluna kurban edenlerin olduğu”, “Çiğköfte acı” diye, işyeri çalışanın darp edildiği, “Testi pozitif çıktı diye tüm köyle sarılıp kucaklaşıp helalleşerek, köy karantinaya alınmasına neden olunduğu” ve “kadın cinayetlerinin hız kesmeyip acımasızca uygulandığı” günümüzde toplumsal yaşamın bir parçası olarak bilinç altına yığınla olumsuz mesaj birikmesini, rakiplerine karşı söylem ve tutumu nefret içermesini, hakem kararlarının argo ve küfürlü tartışılmasını, kulüplerin aralarındaki rekabetin kıskançlık ve çekememezliğe dönüştürmesini (reddetmediğimiz, bu olumsuzluklara karşı duruş sergilemediğimiz sürece) kabul etmemek bir anlam ifade etmiyor.

 

İster kabul edelim ister etmeyelim, bu ister hoşumuz gitsin ister bizi korkutsun, faır play kültürüne sahip, etik ilke ve prensiplerini özümsemiş Faruk Ilgaz, Özhan Canaydın, Özkan Sümer ve Süleyman Seba gibi yöneticilerin yönetim anlayışını merkeze alarak saygı ile rekabet etmeyi beceremedik.

 

Bir grup fanatik taraftarın dediği oldu “Ahmet durdu, Seba’lar gitti!”{jcomments on}

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page