Futbol Federasyonu Başkanlığı seçimi yaklaşırken iki hafta önce “futbol satrancı” yazısını kaleme almışken durum şöyleydi: Belçika maçı oynanmamıştı.
Özgener’in aday olması bekleniyordu. Mehmet Atalay’ın ismi gündemdeydi. Haluk Ulusoy “plase aday”dı. Aziz Yıldırım “sessiz bir politika” izliyordu. Kongre tecrübesi olmayan diğer büyük kulüpler her zamanki gibi “bekle gör” politikası izliyordu. İstanbul basını da daha topa girmemişti.
Aradan geçen 10 günlük sürede neler değişti? Özgener’in aslında konjöktürel bir başkan olduğu ve aday olmayacağı belli oldu. Spor medyasında adı geçen aday adayların sayısı arttı: Göksel Gümüşdağ ve Adnan Polat.
Ancak bugüne kadar sadece tek bir kişi adaylığını açıkladı: Mehmet Ali Aydınlar. Aydınlar, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzon’un desteğini aldı. Aziz Yıldırım ortaya çıktı ve açıktan Gümüşdağ’ı desteklediğini söyledi. İstanbul basını da bu konuda kalem oynatmaya başladı: Erman Toroğlu, İbrahim Seten, Serdar Ali Çeliker, Sanem Altan, Hıncal Uluç,Meriç Müldür...
Birbirinden güzel yazılar ve analizler okuduk. Hatta Toroğlu yazısında “futbolda satranç başladı” diyerek sanki bizim “futbol satrancı” yazımıza gönderme yapıyordu.
Biz şimdi o yazımıza dönersek. Başta Özgener olmak üzere Atalay’ın ve diğer isimlerin aday olmalarının ve seçimin futbol ailesinin geleceği için çok faydalı olacağını söylemiştik.
Şimdi Aydınlar’ın hamlesi ile artık geri dönülmez bir seçim süreci yaşayacağız.
Tabii bu seçim nasıl olacak Amerikan futbolu gibi mi yoksa zekâ dolu hamleler gerektiren bir satranç gibi mi olacak.
Satrancın beşiği İran’ın Dışişleri Bakanlarından Manuçehr Muttaki’nin bir açıklamasını okumuştum: “Amerikalıların, oyuncuların atak içinde olması gereken Amerikan futboluna düşkün olduklarını biliyoruz. Orada oyuncular birbirini dövmekten bıkınca hakemi döverler. Biz ise adımların düşünülerek atıldığı, nüanslara dikkat edilen satrancı tercih ederiz.”
Bizim futbol dünyamızı tam bir Amerikan futboluna benzetemezsek de oyuncuların hakem dövmeleri gibi bizdeki yöneticilerimizin de hakemlerimizi demeçleri ile dövmediklerini söyleyebilir miyiz?
Futbol Federasyonu seçimi, Amerikan futbolu gibi kaba güce dayanmadan düşünceye ve hesaba dayanan nüanslara dayanan bir satranç oyunu gibi olmalı. Gümüşdağ’ın centilmenlik isteyen açıklamasını da böyle okuyorum.
Şimdi Aydınlar’ın hamle üstünlüğünü ele geçirerek “şah” dedi. Bakalım kim “mat” diyecek?
Gelmiş geçmiş başkan adayları ve Başkanları düşündüğümüzde kimler mat dedi ve mat olmadı ki?
Kul Hüseyin’in söylediği gibi “Buna dünya derler hepsi geçer, hangi dünü gördün akşam olmamış.”
Son birkaç yıla bakalım: Levent Bıçakçı, Haluk Ulusoy, Hasan Doğan, Mahmut Özgener.
Bu başkan adayları kimi hep hatırlanacak kimi de “öylesine geldi geçti” denilecek dönemler yaşattı. Ancak geride dördünün de çalıştığı ortak birisi kaldı: Lütfi Arıboğan.
Arıboğan, çocuk yaşta girdiği spor dünyasında 40 yıldır nefes alıyor. Basketbolda başlayan boyu gibi uzun yöneticilik kariyerinin üzerine her yıl biraz daha koyarak üstelik futbol gibi bambaşka ve fırtınalı bir okyanusta teknesini alabora etmeden bugünlere geldi. Bugün de ikinci adam olarak ismi geçiyor. Başkan adayları listenin ikinci sırasında onun yer alması için yarışıyor ve vekâleti ona vermek istiyor.
Kimi vekillerin kazandığı kiminin kaybettiği genel seçimlerin hemen ardından ben Arıboğan’ın Başkanlığı kim kazanırsa kazansın, o şahın veziri olarak, bir kez daha vekâleti alacağını düşünüyorum.{jcomments on}