Futbolda Fair Play Sorunu
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 11 Ağu 2015
- 2 dakikada okunur
“Fair Play”, Yönetsel fair play”, “finansal fair play” veya “davranışsal fair play”gibi belirlemeler, futbol analizleri içinde sıkça kullanılan söylemlerdir.
Bu söylem retoriği aynı zamanda herkesin kolaylıkla onaylayabileceği bir saptamadır. “Fair play” olgusu dallanıp budaklandıkça, “doğru davranışı” işaret eden betimlemelerin de çeşitlendiği söylenebilir.
Fakat “fair play” derken ne anlaşılmaktadır?
Herhangi bir futbol adamına, eylem, olay veya duruma “fair play” derken, gerçekte ne demek istenmektedir? Kendisi için “fair play” denebilecek şeyler hakkında böyle bir yargıda bulunurken, insanlar neyi ya da neleri başvuru noktası olarak alırlar? Bir davranışı fair play yapan nedir?
Bu türden soruları art arda sıraladıkça, bir kavram olarak fair play’in sınırlarını belirlemekte güçlük çektiğimizi kabul etmek zorunda kalırız. Aynı şekilde, kişiden kişiye değişen sübjektif bir tanımın ihtiyaç duyacağımız en son şey olduğunu da onaylarız.
Fair play geniş anlamıyla adil oyunda ortak değerler dizisidir. Bu değerler dizisinde neyin doğru, neyin yanlış olduğunu belirleyen saha içi davranış ve tutumlar fair play’in en dıştaki görünen yüzünü oluşturur. Ancak bu görünen yüzün altında ona şekil veren değerler ve değerlerin de altında temel varsayımlar yer alır. Dolayısıyla fair play, görünen ve görünmeyen öğelerin içinde barındıran çok katmanlı bir kavram olarak değerlendirilmelidir.
Fair play olan veya olmayan davranışları belirgin sınırlarda tanımlamak zor olmakla birlikte, fair play denilince kimilerinin anladığı gibi sadece “seremoni de tokalaşmak” veya işler iyi gittiğinde rakip sakatlandığı için “topu taca atmak” akla gelmemelidir.
Saha da olup biteni, sorgulamaya yönelik çabalar, fair play dışı davranışlara karşı verilebilecek mücadelede atılmış bir adım olarak değerlendirilmelidir. Bu aynı zamanda toplumsal sorumluluğa dâhil edilebilecek bir çabadır.
Bu nedenle:
Fair play, insanın yaptığı etik dışı davranışlardan sorumlu olmasını mümkün hale getiren bir düşüncenin ürünüdür.
Fair play’in konusu adil oyundur (Bu tanımdan, saha da her futbolcunun yaratıcı yetenekleri olduğunun kabul edilerek, herkesin tüm kapasitesini sergiliye bileceği bir ortamın oluşturulması anlaşılmalıdır).
Fair play, futbol adamının (insanın) kendisidir.
Fair play, saha da (statü ve saygı) bilinci olan futbol adamlarının varlığıdır.
Fair play’de maç kazanmak değil, insan kazanmak (Bu gün olmayanın, yarın olmayacağı vurgulanmaktadır)esastır.
Fair play, (müsabakanın son dakikasında takımı yenik durumdayken, sakatlanan rakip oyuncu için topu taca atmak, usulen yapılmış bir eylem olarak değil) genç kuşaklara duyduğumuz bir sorumluluktur.
Fair play, bir yaşama biçimidir. İnanç ve değer yargılarının pratiğidir.
Fair play adil oyunda dengeli davranmaktır.
Fair play, ahlak anlayışının yönlendirici gücüdür.
Fair play, aklın (bir ahlak anlayış ve düşünce biçiminin) yansımasıdır. Bazen rakibe uzatılan bir el, bazen de hakeme verilen bir şişe sudur. Aslında fair play’in tanımı filan da yoktur. Fair play, fair play’dir.
İnsanları etkileyen ve biçimlendiren, bu süreç aynen bilgisayara yüklenen veri gibidir. İnsanlara ne verilirse, doğru yanlış fark etmeden onlarda onu alır. Başkalarının yanlışları, onların doğruları olur. Yalnız insan beyninin “reset” düğmesi yoktur. O hep çalışır.
Fair play’in daima bir manevi yani inanç yönü bulunmaktadır. Çünkü oyunda önceliği yardıma ihtiyacı olan rakibi için kullanmak maneviyat taşımadan olmaz. Bu anlamda her davranışın fair play’e ya katkısı ya da karşıtı vardır. Fair play’in karşıtı çıkardır. Yani kapitalist anlayışın oyun sürümüdür. Kapitalist anlayışın hâkim olduğu kulüplerde fair play, centilmenlik, spor ahlakı gibi değerler yaşam biçimi olması gereken değerlerin yerini “Kazanmak için her yol mubah” anlayışının alması, kötü bir şartlanmadır. Bu bağlamda; kendi için başka, rakipleri için başka düşünmeye (çifte standart) yönelmek “futbolun ve futbol adamlarının değerini tüketecektir.”





















Yorumlar