top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Futbol Kabaresi Devam Ediyor

Geçtiğimiz günlerde temsili 32 kısım birden futbol kabaresi programlarının birinde ‘sezon sonunda Beşiktaş şampiyon olsun anırırım’ diyebilenlere de şahit olduk.

Futbol medyasının hızla gazetecilikten uzaklaştığı ve futboldan çok her şeyin konuşulduğu kabare programları bütün hızlarıyla devam ediyor. Ülke gündeminde futbolun son yıllarda işgal ettiği yer arttıkça, bu programların içeriğinde de hep aynı isimler ve konular yer almaya başladılar. Sürekli olarak bomba haberlerin ön plana çıkartıldığı, erkeksi bir dilin egemen olduğu bu yayın anlayışında, stüdyo içi kavga ve gürültülerin de eksik olmadığını hatırlatmalıyız. Program formatında genelde Türk orta oyunu geleneğindeki Hacivat ve Karagöz tiplemelerine uygun kişiler seçilmekte ve bu kişiler kendi doğrularını çoğu zaman tıpkı mahalle kahvesinde konuşur bir dille ifade etmek suretiyle seviyeyi en alt düzeyde tutmaktadırlar. Görüntünün olmadığı bir formatta kendilerini var edebilmek için her hafta türlü gösterileri sahneye koyan program erbabı açısından en önemli figür hiç kuşkusuz Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım. Bu programlarda yorumcuların sık sık kimleri tanıdıklarını söylemelerinin yanı sıra bu kişilerle geçmişte yaşadıkları bir takım husumetleri de yorumlarına taşımaları kavga sürecini pekiştirmektedir.

            Hayatın giderek magazinel bir boyut halinde gösterilmesi sadece televizyondaki diziler, haberlerle sınırlı değildir. Aynı zamanda televizyon ekranlarında uzun bir zaman dilimini kapsayan futbol programları da bu magazinelleşmenin önemli birer parçasıdırlar. Futbolun erkek kimliğinin şekillenmesindeki etkilerini göz önünde bulundurduğumuzda, bu programlarda sık sık ‘adam gibi adam, delikanlı, cesur vb.’ ifadelere yer verilmesi tesadüf değildir. Eleştiri yapmaktan öteye hakaret boyutunu ön plana çıkartan ve bunu yaparken de karşısındaki aşağılayan program formatlarının televizyon ekranlarını adeta birer kabareye çevirmeleri üzerinde durulması gereken bir noktadır. Çünkü Türk futbolu ve onun geleceği adına sürekli olarak konuşan ve çoğu zaman da ‘boş ve yanlış konuşan’ bu kişiler, ülke futboluna ve onun geleceğinde telafisi son derece güç olacak düşmanlıklar yaratmaktadırlar. Bunun en iyi örneği geçtiğimiz yıl yaşadığımız şike süreci boyunca bu programlarda takınılan tutumlar ve yapılan abartılı yorumlardır. Şike sürecini futbol federasyonunun iyi yönetilmediğini biliyoruz ancak bu sürecin gerilmesinde ve takımlar arasında husumet yaratılmasında yapılan programların hiç mi suçu yok! Daha fazla rating ve tiraj uğruna özellikle Fenerbahçe ve Trabzonspor taraftarlarına şirin görünmeye çalışan yorumcuların kullandığı ifadeler, bu takımların oynadıkları karşılaşmalarda şiddet olarak hepimize geri döndü. Futbol sahalarında yaşanan şiddetin önlenmesi amacıyla çıkartılan 6222 sayılı yasanın sadece taraftarların yaptığı olaylara uygulanması adaletsizliği artırmaktadır. Çünkü başta yöneticiler olmak üzere bazı futbol yorumcuları ve takım yazarları takımlar arası rekabeti ve şiddeti körükleyecek söylemleri sık sık kullanmalarına karşın farklı bir muameleye uğramaktadırlar.

            Her konu hakkında fikri olduğunu zannedip konuşmanın şehvetine kapılanların ekranlarda boy gösterdiği bir ülkede futbolun sağlıklı bir zeminde yürüyebilmesinin olanağı bulunmamaktadır. Çünkü hiç gereği yok iken ortamı geren ‘anırırım, mayo giyerim’ gibi sözleriyle rekabet yerine düşmanlık ve nefret tohumlarının futbol sahalarına ekilmesinde bu kabarecilerin büyük etkisi olmaktadır. Ekranlardaki futbol kabaresi devam ettikçe, oynanan bu oyunun en büyük kaybedenleri hiç kuşkusuz futbolu gerçekten seven futbolseverlerdir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page