top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Yeter ki, Güvenelim!

Milli takımımız, ne zaman galip gelse “zafer kazanıyoruz”, kahramanlık türküleri eşliğinde spor medyasına göre “dünya kupası finali oynuyor”, bir maç iyi oynayan futbolcumuz “dünya yıldızı oluyor” dünya kulüpleri onu transfer etmek için sıraya giriyor...Ağacı görüp ormanı görmemek, buna denir.

 

 

Ne zaman yenilsek; yapılan hataları, harika fırsatlar olarak değerlendirip, ya bol bol klişeleşmiş konuşmalarla günah çıkarıyoruz, ya da “suçlu ayağa kalk” tarzında mahkemeler kurup birilerini yargılıyoruz…

 

Anlamsız suçlamalar, bilinçsiz savunmalarla, yine topu Taç’a atıyoruz.

 

“Ya baş üstünde ya ayaklar altında!”

 

Milli takımın kaostan beslenerek kazandığı her başarı, ülke futbolunda imaj kaybına dönüştüğünü, değerler yitiminin kaçınılmaz olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Futbola emek veren, futbolun değerleri için ter akıtan, milli takım formasını giymeyi şeref kabul eden, milli takım formasını giymeyi hayal eden binlerce insanın tertemiz duygusu kirletiliyor. Algı kirliliği yaratılıp, bilinçaltları zedeleniyor.

 

Şurası bir gerçektir: Milli takım, herhangi bir kulüp takımı, milli takım futbolcusu da herhangi bir futbolcu değildir. Devlet ve milleti temsil misyonu vardır. Sorgulama ve eleştiri bu yönden gereklidir. Ancak, Milli takım her maç kazandığında, abartılı bir biçimde yaşanmışlıkları ve yaşanmışlıklardan çıkarımlar edinmeyi yok sayarak bazı oyuncuların “göklere çıkarılması”, yenilgide “yerin dibine sokulması” etik değildir.

 

Milli takımın başarısızlık olgusu çok nedenli olduğundan sadece bazı futbolculara “duygusal tepkiler” göstermek tamam, ancak çözüme “etkisi” pek olası değildir. Çünkü olayların nedeni “sportif” değil “yönetsel”dir.

 

Yani sorun “planlama”, “denetleme”, “koordinasyon”, “sistem” ve “strateji” sorunudur.

 

Sorun, bilgi ve beceri sorunudur.

 

Sorun, bu kadar ilgi, destek ve yatırıma göre futbolumuzun olması gereken düzeyde gelişmeme sorunudur.

 

Sorun, futbolucu yetiştirmede bilimsel yaklaşım ve sistem sorunudur.

 

Sorun, kendisini yenilemeyen yönetici sorunudur.

 

Sorun, futbolu geliştirme, futbolcu yetiştirme adına yapılan ve Devrim! diye bir kısım medya tarafından lanse edilen çapsız projeler sorunudur.

 

Sorun, yetenekli futbolcuları oynatamamak, normal futbolcuları eğitememek sorunudur.

 

Sorun, ekran karşısında çok önemli bir şey anlatıyormuş gibi “yabancı futbolcu sayısı”, “Türk futbolcuların önce üç büyüklerde oynaması gerektiği” veya “takımlarında oynayan tecrübeli futbolcuların hayal kırıklığı yaratması” vb. demeçlerle, futbolseverleri en kolay uyutma ve enayi yerine koyma sorunudur.

 

Demeçler, o kadar yanıltıcı, yanlış ve ilgisiz ki neresinden tutsanız elinizde kalıyor. “Ebe gümeci bunlar, uydur uydur anlat.”

 

Bu federasyonun, ülke futbolunu getirdiği durum “iyi ya da kötü”, “doğru ya da yanlış”, her ne olursa olsun, durup dururken değil, bilinçli ve/veya bilinçsiz tercihlerin bir sonucudur.

 

Şimdi, hiçbir kalem tartışmasına kaymadan insanın kendi kendine şöyle sorası geliyor: Futbolu yöneteceğini ileri süren, ama futbolun realitesiyle karşı karşıya gelince, kendini yok saymak zorunda kalan, gücünü siyasi erk ve ekonomik zenginliğinden alan bir başkan neye yarar?

 

Futbol federasyonunun;

 

- Parası var, paralı başkana ihtiyacı yok.

 

- Futbol politikası var, siyasete ihtiyacı yok.

 

- Marka değeri var, iş adamına ihtiyacı yok.

 

- Yerli teknik direktörü var, yabancı teknik adama ihtiyacı yok.

 

Ne istiyorsunuz? Onu söyleyin!

 

- Yönetim becerisi, akademik düzeyi, bilgi ve kültür mü istiyorsunuz?

 

- Güvenilir, dürüst, ilkeli ve prensipli olmasını mı istiyorsunuz?

 

- Milli takım ve uluslararası deneyim mi istiyorsunuz?

 

- Milli takım gibi genç ve dinamik bir isim mi istiyorsunuz?

 

Alın size isim:

 

Oğuz ÇETİN, Cüneyt TANMAN, Mehmet ÖZDİLEK veya Hami MANDIRALI. Bırakın bu saygın isimlerin biri veya hepsi birlikte, ülke futbolunu yönetsin. Genç yöneticilerin tüm kaygısı taraftardır. İlk bakışta “iyi yönetim” ve “iyi performans” kaygısını giderecek desteğin verilmesidir. Bu kişilere verilmesi gereken tek mesaj “güven duygusu dur”.

 

Yeter ki, güvenelim!

 

Türk futbolunun asıl devrimi bu olur. Düşünmek için çok mu erken… Değil. Uygulamada Hızır’ı beklemekle ölümü beklemek eş anlama geliyor. Reis’in evet demesi yeter.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page