top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Yeniden Dünya Sahnesinde: 2002’nin Ruhuyla 2026’ya


A Milli Takımımızın Dünya Şampiyonası’na katılması, yalnızca bir turnuvaya dahil olmak değil; doğru vizyonun, sabrın ve stratejik aklın sahaya yansımasıdır.

2002’de 2002 FIFA Dünya Kupası ile yakaladığımız o tarihi başarıdan sonra geçen uzun yılların ardından yeniden bu sahnede yer almak, Türk futbolu adına yeni bir başlangıcın işaretidir.

 

2002: Bir Milletin Uzak Doğu’ya Taşındığı Günler

 

2002’nin o muhteşem atmosferini yaşayanlar için Dünya Kupası, kelimelerle tarif edilmesi zor bir deneyimdi. Ben de dönemin TFF Başkanı Haluk Ulusoy’un davetlisi olarak, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı merhum Fikret Ünlü ile birlikte şampiyonayı an be an takip etme fırsatı buldum. O günlerde sanki Türkiye, Kore ve Japonya’ya taşınmıştı… Tribünlerde, sokaklarda, otellerde her yerde Türk bayrakları, Türk insanı ve tarifsiz bir coşku vardı. Mesafeler anlamını yitirmiş, Türkiye ile Uzak Doğu arasında adeta görünmez bir köprü kurulmuştu.

 

Turnuva ilerledikçe bu atmosfer daha da büyüdü. Yarı finalde Brezilya ile oynayacağımız o tarihi maç öncesinde, 12 saatlik bir yolculukla AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın takıma destek için gelmesi, o birlik ve inanç duygusunun en güçlü simgelerinden biriydi. Tokyo’daki Okura Otel’de kendisiyle karşılaşmamız, o anın ne kadar özel olduğunu daha da pekiştirmişti.

 

Aynı otelde unutulmaz bir başka karşılaşma daha yaşandı. ABD eski Başkanı George H. W. Bush, üzerimdeki milli takım formasını fark ederek sohbet başlatmış; Türkiye’nin Brezilya karşısındaki şansını sormuş ve o dönem sağlık sorunları yaşayan Başbakan Bülent Ecevit’in durumunu merak etmişti. Bu diyalog, Dünya Kupası’nın sadece bir spor organizasyonu değil, aynı zamanda küresel bir buluşma noktası olduğunu bir kez daha göstermişti.

 

Ve sonuç… Dünya üçüncülüğü. Türk futbol tarihinin ulaştığı en büyük zirve. Şenol Güneş yönetiminde yazılan bu destan, hâlâ gururla hatırlanıyor. Ancak geçen yıllar içinde bu seviyeye yaklaşmakta zorlandığımız da bir gerçek.

 

Yeni Dönem, Net Hedefler

 

Bugün ise yeniden umutluyuz. Bu yeni dönemin en kritik kırılma noktalarından biri, Vincenzo Montella tercihi olmuştur. O günün şartlarında bu karar, birçok tartışmayı beraberinde getirse de; Mehmet Büyükekşi’nin cesareti ve Mustafa Eröğüt’ün proaktif stratejik yaklaşımı, bugün ne kadar doğru bir adım atıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

 

Nitekim Mustafa Eröğüt’ün Montella ile birlikte belirlediği 3 somut hedefin bugün tek tek gerçekleşmiş olması, bu sürecin bilinçli bir planlama olduğunu göstermektedir:

 

1. UEFA Euro 2024’te gruptan çıkmak

Milli takımımız bu hedefi gerçekleştirerek Avrupa sahnesinde yeniden güçlü bir şekilde var olmuştur.

 

2. UEFA Uluslar Ligi’nde A Ligi’ne yükselmek

En üst rekabet seviyesine çıkmak, takımın gelişiminin en önemli göstergelerinden biri olmuştur.

 

3. 2026 Dünya Kupası’na katılmak

Bugün geldiğimiz noktada bu hedef de gerçeğe dönüşmüş ve A Milli Takımımız yeniden dünyanın en büyük sahnesinde yerini almıştır.

 

Hedef: Zirveyi Aşmak

 

Şimdi önümüzde yeni bir heyecan var. 2026’da Amerika, Kanada ve Meksika’da düzenlenecek Dünya Kupası’nda, tıpkı 2002’de olduğu gibi binlerce Türk’ün tribünlerde yer alacağına şüphe yok. Yine bayraklarla dolu sokaklar, yine kilometreleri anlamsız kılan bir birliktelik…

 

Bugün İbrahim Hacıosmanoğlu yönetiminde ve Montella’nın liderliğinde A Milli Takımımız, sadece katılan bir takım değil; hedef koyan, inanan ve o hedefe yürüyen bir takım kimliğine sahiptir.

 

Sıradaki hedef ise açık ve nettir:

Haluk Ulusoy ve Şenol Güneş döneminde ulaşılan o tarihi üçüncülük çıtasını yakalamak, hatta aşmak…

 

Çünkü bu hikâye artık sadece katılmanın değil, yeniden tarih yazmanın hikâyesidir.

Yorumlar


bottom of page