Yaşananlar Sadece Futbola dair mi? Yoksa!!!
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 15 Oca 2014
- 2 dakikada okunur
Türkiye’de sık sık üç alana kışlaya, camiye ve spora siyasetin sokulmaması gerektiği fikri söylenir durur.
Ancak ülke gündemi bu alanları öylesine siyaset içi bir yapı haline dönüştürür ki, bunları söyleyenler de aslında söylediklerinin arkasında durmak yerine, durumu geçiştirmeyi yeğlerler. 17 Aralık sonrası ülkemizdeki kurumlar arası fiili çatışma durumunun yarattığı gerginlik, kamuoyuna yansıyan ‘paralel devlet’ tartışmalarını beraberinde getirdi.
Yargının siyasal bir yapı içinde taraflı bir şekilde hareket ettiğini savunanların arkasından Fenerbahçe kulübü avukatları ‘şike davası’ ile ilgili yeniden girişimde bulundular. Tam bu sırada sezonun son karşılaşmasında Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumunda ülke içinde yaşanan gelişmelere yönelik protestolar ve hükümet istifa talepleri işin boyutunu bambaşka bir aşamaya taşıdı.
Ekranlarda futbol yorumcusu olarak bulunan ancak şike süreci boyunca yaptığı görüşmeler ve açıklamalar ile bambaşka bir rol üstlenen futbolumuzun ‘şeytan’ Rıdvan’ı, NTV ekranlarında ‘başbakanın bunları hak etmediğini ve 3 Temmuz sürecinde herkesten daha fazla Fenerbahçelilik gösterdiğini ayrıca bütün ayrıntıları başkan Aziz Yıldırım’ın da bildiğini’ söyledi.
Şike sürecinde yaşanan gelişmeleri tekrar düşünülmesi gerektiğine yönelik bir yazı yazmayı düşünürken, başbakanın Fenerbahçe yöneticisi Mahmut Uslu ve Rıdvan Dilmen ile birlikte 2 saat süren bir görüşme gerçekleştirdikleri haberi dikkatimi çekti. Futbola siyaset karışmasın diye ağzını açanların, futbolu kendi siyasal ikballeri uğruna sürekli olarak el altında tutmayı alışkanlık haline getirdikleri bir ülkede, yaşadıklarımızın futbol üzerinden açıklanamayacağı son derece açık bir gerçeklik olarak karşımızda durmaktadır.
Ancak işin bir de kulüp yönetimleri boyutu var ki, asıl üzerinde durulması gereken ve ülke futbolunun temizlenmesi açısından üzerine gidilmesi gereken düzenlemelerin hassasiyetle yapılması gereken alan aslında tam da orası. Çünkü kulüp yönetimlerinin yaşanan gelişmeler içerisinde nerede durdukları ve nasıl bir anlayış içerisinde futbolu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmakta oldukları işin karanlık boyutunu oluşturmakta.
Öte yandan toplumsal hayatımızda ve futbolumuzda yaşadığımız tüm bu sakatlıkların bir de arka planı var ki, işin asıl vahim boyutu orada tezahür etmekte ve yaşadıklarımızı ‘normalleştirme’ alışkanlıklarımız, bütün olup bitenlerin üzerinin kapatılması ile sonuçlanmasını sağlamakta.
3 Temmuz sürecine dair olup bitenlerin arkasında ‘şike üzerinden hesaplaşma’ mantığı arayanlar için son dönemdeki gelişmeler kendilerince ne kadar haklı bir yerde durduklarını gösteriyor. Buna karşın iki buçuk yıldır yaşadığımız her şey yine yanımıza kar olarak kalmaya devam ediyor.
Futbol üzerinden insanlar arası nefret ve düşmanlık körükleniyor, şiddet bileniyor ve tüm bu yaşadıklarımızın aslında bize dair futbol gerçeği olduğu masalına inanmamız bekleniyor. Halbuki yaşananlar öylesine travma etkisi yaratıcı ki, kimsenin özellikle de futbolu yönettiğini iddia edenlerin umurlarında bile değil, tüm bu olan bitenler. Arada geçmiş dönemde başlarına geleceklere tekrar müsaade etmeyeceklerini söyleyen Beşiktaş Kulübü başkanı Fikret Orman gibi isimlerin olması da, umut vermiyor. Eğer bir hesaplaşma yaşanacak ve bir Aklanma olacaksa, bunun topyekun bir biçimde ve bütün pislikleri ortadan kaldıracak, ucu nereye dokunursa dokunsun gidilerek yapılması gerekiyor. Aksi durumda halının altına süpürmeye ve dejavu yaşamaya devam ederiz.





















Yorumlar