Yüzleşmemiz Gerekir
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 6 Eyl 2020
- 2 dakikada okunur
Bosna Hersek’te düzenlenen CEV U 19 Genç Kızlar Avrupa Şampiyonası finalinde Sırbistan’ı 3-2 yenerek şampiyon olan genç kızlarımıza sevindik.
Ama, kadına şiddet ve çocuklara cinsel istismar hâlâ bir sorun, bir olgu ve bir gerçeklik olarak görülmeye devam ediyor.
Ne genç kızlarımızın başarısı ne kadına şiddet ne de çocuklara cinsel istismar birdenbire ortaya çıkmış bir eğilimin ürünü değildir. Başarı yıllarca verilmiş bir emek, cinayet ve sapkınlık feodal kültür ve niteliksiz eğitim politikalarının bir ürünü ve sonucudur.
Günümüzde kadına uygulanan şiddet ve çocuklara cinsel istismarın önlenmesi eğitim, hukuk ve kültür ekseninde gerçekleşmedikçe toplumsal destek, tıpkı şampiyonluk sevincimiz gibi sadece duyguları okşayan söylemlerden ibaret sahte bir iyilikle kalıyor. Bu algı kadın ve çocukların toplumsal yaşamdaki gerçek konumunu görmeyi daha da zorlaştırıyor. Şampiyonluklar diğer branşlara yayılamıyor.
İnsanlar kadına tutkulu olmayı âşık olmakla, kadınla eşit yaşamayı kadınla aynı yatakta yatmak; çocuklara sapıklığı ve sapkınlığı fantezi olarak algılıyor.
Oyun oynaması gereken çocuklar (çoğu dindar görünümlü) sapıkların seks oyuncağı oluyor. Kadın cinayetlerinin, bir eğitim ve kültür meselesi olduğunu unutulup, çocuk sapkınlıklarını televizyonlardan futbol maçı izler gibi izler olunca, tepkimizde doğal olarak “kadına kalkan eller kırılsın”, “Sapıklar cezalandırılsın” tezahüratına dönüşüyor.
Kadınlarımıza, erkek şiddetine karşı nasıl davranması gerektiğini, Çocuklarımıza, cinsel istismardan yani sapıklardan ‘nasıl’ korunması gerektiğini öğretemiyoruz. Toplumsal yaşamda iyi ve kötü insan veya davranışı nasıl ve hangi ölçülere göre ayıracağımızı bilmiyoruz. Bu nedenle, kadına şiddet ve çocuklara sapıklık neredeyse ‘suç eylemi’ olmaktan çıkacakmış gibi sıradanlaşıyor.
Kadın ve çocuklarımıza ‘yapmamaları’ gereken davranışları öğütlüyoruz ama ‘yapmaları’ gereken davranışları öğret(e)miyoruz. Bilgimizle bilgisizliğimizin üst sınırında çocuklarımızı sürekli ya ‘uyarıyor’ ya ‘nasihat’ ediyoruz. Bu nedenle kafamız karışıyor, öğretiler pratikte karşılık bulmuyor. Dinen ‘lanetlenen’, hukuken ‘yasaklanan’ sapkınlıkların önü arkası kesilmiyor. MEB ders kitaplarında aile hayatı ve cinselliğe dair sapkın kaynakların olması, yardımcı ders kitaplarında cinsel saplantıların öyküleştirilmesini bilimsel olarak sorgulamak gerekiyor.
Jean Piaget
Kadınlarımızı ‘zayıf’, çocuklarımızı ‘eksik’ eğittiğimiz için onların nelerle karşılaşacağını hesaplayamıyoruz. Kısacası gündelik gerçeklik içerisinde ‘nasıl’ eğitimli, kültürlü ve ahlaklı olabilir, bilmiyoruz.
Gerçekten, bilmemiz isteniyor mu?
Emin değiliz...Dinin temel dayanağı ‘inanç’, Felsefenin temel dayanağı olan ‘değer’ ve Ahlakın temel dayanağı olan ‘utanma’ duygusunun için boşalttık.
Bunu ne adına yaptık?
Ne fark eder ki…
Sonuçta, bu olaylar ilk ve son olmayacak ama dinde ‘günah’, hukukta ’yasak’, toplumsal ahlakta ‘ayıp’ olarak nitelendirilen şiddet ve aykırı davranışlara karşı ‘omurgalı bir duruş’ geliştirmek görev ve sorumluluğumuzdur. Allahtan korkmak ‘farz’, kuldan utanmak ‘sünnet’, Müslümanlığımız, geçmişimiz ve insanlığımızla yüzleşmemiz ‘vacip’, kadın ve çocuğun dini ve toplumsal açıdan ne gibi bir anlam ve değer ifade ettiği üzerinde ciddiyetle durmamız ‘caiz’ değilse nedir?






















Yorumlar