top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Yön-eee-tici

Bazı yöneticilerin, düşüncelerini özgürce dile getirmelerinde, bir takım aşırılıklara kaçılsa bile, yine de bağlantılı gerçeğin ortaya çıkmasına yardım ediyor.

Ancak, kendilerince takımlarını korumak için yaptıkları, bazen futbolun anlam yitirmesine neden olabiliyor. İşte, o zaman yönetici olmaktan çıkıp, Yön-eee-tici oluyorlar.  

 

Yön-eee-ticilerin yanılsaması şuradan geliyor: Onlar yapılmakta olandan çok, yapılmış olana bakıyorlar. Bu düşüncelerinden dolayı, çoğu zaman futboldan çok demeçleri dikkat çekiyor.

 

Yöneticilerin mikrofon gördüklerinde saçma sapan konuşmaya başladıklarında; medyanın araştırma, izleyicinin öğrenme hakkı bitiyor.

 

Kendilerini herkesten üstün gören, futbolun realitesi dışında bir futbol anlayışına sahip bu yöneticiler mikrofonlara sürekli hakem hatalarından, haksızlığa uğradıklarından bahsederken, rakiplerinin bu işte parmağı olduğunu ima ediyorlar.

 

Hakem, maçı iyi yönet(e)medi, arkasında birileri var!

Hakem penaltıyı ver(e)medi, bunda bir iş var!

Hakem, kart göster(e)medi, sonraki maçımızı hesapladı!

Hakemler bilinçli olarak; ya art niyetli maç yönetiyor, ya penaltı veriyor/vermiyor, ya kart gösteriyor/göstermiyor, ya kasıtlı bayrak kaldırıyor/kaldırmıyor, yada maçı uzatıyor/uzatmıyor…

 

“Elinde çekiç olan her şeyi çivi olarak görür.”

 

Doğruları da olan ama genel itibarı ile yanlış sonuçlara varan bir konuşma örneği. Aynı konuşmaları, Anadolu kulüp yöneticileri, büyük takım maçlarından sonra yıllardır yapıyor. Eşitsizlik, futbolda genel algı olduğundan, büyük takımlarla küçük takım arasındaki maçlarda hiç dikkat çekmiyor. Ancak her şey aşağı yukarı birbirinin dengi olmaya başladığında, en ufak farklılıklar bile göze çarpıyor…

 

Önyargılar, yanlış bilgilenme ve şartlanmalar… Yanlış üstüne yanlış!

 

Maç sonu değerlendirme de, bu kadar kısa süre içinde, bu kadar yanlışı bir araya getirmek hiçte kolay bir şey değil!

 

Eleştiride yapılan yanlış davranışın değil, kulüp ve kişini hedef alınmasıdır.

 

Bu nedenle, attığı veya atılan her gol sonrası nefret - sevinç karışımı, mesaj alaşımlı turnusol kâğıdı gibi renkten renge giren futbolcular izliyoruz.

Bu genelleme ve ciddi suçlamalarda; kişisel deneyimleri, izledikleri ve duyduklarından akıl yürüterek vardıkları sonuçlar da her haksızlığın arkasında hakem, onun arkasında rakiplerinin parmağı olduğu paranoyası…

 

İşte saçmalık tam da burada!

Bu saçmalık kafalarına yattı mı konuşmaları yaparken ağızlarının ayarı bozuluyor. Bunu yaparken de, insan aklının zayıf noktalarından birinin; isteğin düşünceyi doğurduğunun farkında değiller. Ne söylerse söylesinler, bunların mutlaka doğru kabul edilmesi gerektiğine inanıyorlar. İşte bu inanıştan yola çıkarak, Türk futbolu adına birilerine sataşma, birilerini iğneleme, birilerini aşağılama hakkını kendilerinde buluyorlar.

 

Bilinçaltları o kadar kirli ki, en küçük bir hataya bile hoşgörü ile bakmadan, kendi takım ve taraftarlarının koruyucu melekleri olduklarına inanıp alaylı bir ses tonu, imalı ve seçkin cümlelerle; keskin ve sert konuştukça, rakiplerini evet rahatsız ediyorlar. Ancak iğneleyici veya saldırganca konuştukça, yüzlerindeki katılığı, gözlerindeki savaş kıvılcımlarını ve mikrofondan futbolcuların akan ter damlalarını görmüyorlar!

 
 
 

Yorumlar


bottom of page