top of page
Varlık 2_4x_edited.png

TMOK ve TMPK Rutinin Dışına Çıkmalı!

Yıllar önce (2012) Habertürk Gazetesi’nde ki köşemde TMOK üzerine kaleme aldığımız bir yazıda, meseleyi bir metafor üzerinden anlatmış, asıl konuların tali tartışmaların gölgesinde kalmaması gerektiğine dikkat çekmiştik.

O gün yazılanlar, bugünden bakıldığında bir temenni değil, bir uyarıydı.

 

Bugün ise Türk sporunun karşı karşıya olduğu tablo çok daha net:

Sorunlarımız değişmedi, sadece daha karmaşık hale geldi.

 

Yakın zamanda kaleme aldığımız “Türk Sporunda Denge Arayışı” ve bakanlık–federasyon ilişkileri üzerine yazılarımıza çok sayıda mesaj ve yorum geldi. Katkı sunan, eleştiren, deneyimlerini paylaşan tüm okurlara teşekkür ederim.

Bugünkü yazıyı da, bir yönüyle, bu geri bildirimlerin işaret ettiği ortak kaygılar ve beklentiler üzerine kaleme alıyorum.

 

Çünkü gelen mesajların büyük bölümü aynı noktada birleşiyordu:

Türk sporunda herkes bir şeylerin eksik olduğunu görüyor, ancak bu eksikliği tamamlayacak ortak bir akıl ve yol haritası henüz ortaya konulamıyor.

 

Türk Sporunun Zihinsel İhtiyacı

 

Şunu da açıkça ifade etmek gerekiyor:

Her konuda Spor Bakanlığı’nı ve federasyonları eleştirerek bir yere varamayız. Son yazımızda da bu konuya değinmiş, özetle ‘federasyonların özerkliğinin esas olduğunu’ ama “başarısız federasyonlara da mahkûm olamayız” demiştik.

 

Evet, Türk sporunun en önemli kolonları Spor Bakanlığı ve federasyonlardır.

Ancak yapı sadece bu iki kolon üzerine kurulu değildir.

 

Bu sistemin diğer iki ana kolonu da TMOK ve TMPK’dir.

Onların da görevleri, sorumlulukları ve Türk sporunun geleceğine dair taşıdıkları bir misyon vardır.

 

TMOK ve TMPK, bu yapının sadece tamamlayıcı unsurları değil;

vizyon üreten, denge sağlayan ve uzun vadeli düşünmeyi zorlayan kurumlardır.

 

Gündem Meselesi: Ne Konuşuyoruz, Neyi Konuşmuyoruz?

 

Tam da bu noktada küçük ama çok şey anlatan bir örnekle karşı karşıyayız.

Türk sporunun geleceği; altyapıdan yönetişime, eğitimden sürdürülebilirliğe kadar onlarca yapısal başlık beklerken, Süper Kupa finalinde tribünlerde dağıtılan yağmurlukların maliyeti günlerce ülke gündemini meşgul edebiliyor.

 

Galatasaray yönetimi kalitesiz ürünler nedeniyle taraftarlarından özür diliyor, Fenerbahçe tribünlerinde dağıtılan yağmurlukların maliyeti konuşuluyor. Elbette bu detaylar kamuoyunun ilgisini çekebilir. Ancak şunu sormak zorundayız:

 

Türk sporunun geleceği, bu başlıklardan daha az mı değerli?

 

Sorun yağmurlukta değil.

Sorun, asıl meseleleri gündeme taşıyamamakta.

 

İşte TMOK ve TMPK’nin tam da burada devreye girmesi gerekiyor.

Günü kurtaran tartışmaların değil, yarını inşa edecek başlıkların takipçisi olmak zorundalar.

 

Stratejik Plan Bir Lüks Değil, Zorunluluktur

 

Türk sporunun artık ertelenemez bir ihtiyacı var:

Türk Sporu Stratejik Planı.

 

Bu plan;

• Kısa vadeli başarıları değil, sürdürülebilir sistemi hedeflemeli,

• Olimpik ve paralimpik yapıları aynı vizyonda buluşturmalı,

• Federasyonlardan kulüplere, akademiden özel sektöre kadar tüm paydaşlara rol tanımlamalıdır.

 

TMOK Başkanı Ahmet Gülüm ile TMPK Başkanı Murat Aksu, bu konuda ortak bir inisiyatif alarak sadece kendi kurumları adına değil, Türk sporu adına güçlü bir mesaj verebilirler.

 

Bu, bir yetki tartışması değil; bir sorumluluk meselesidir.

 

Kurumsal Etki ve Sorumluluk

 

Gerçekçi olalım.

Köşe yazıları önemlidir, tartışma başlatır, hafızaya not düşer. Ancak etkisi çoğu zaman sınırlıdır. Bazen yazdıklarımızın sağır kulaklara çarptığını hissederiz.

 

Ama TMOK ve TMPK gibi iki büyük ve itibarlı kurum, bu başlığı sahiplenip gündeme taşıdığında, işte o sağır kulakların pası açılabilir.

 

Çünkü o zaman mesele bir yazarın görüşü olmaktan çıkar;

Türk sporunun geleceğine dair kurumsal bir iradeye dönüşür.

 

Sonuç Yerine

 

Türk sporu bugün fiziksel değil, zihinsel bir eşik aşmak zorunda.

Bu eşiği aşacak olanlar da sahadaki sporcular değil; masadaki vizyon sahipleridir.

 

TMOK ve TMPK, gerçek görevlerinin hakkını vererek bu vizyonu ortaya koyabilir.

Aksi halde hep birlikte aynı sorunları yazmaya, konuşmaya ve izlemeye devam ederiz.

 

Türk sporu; yetişmiş insan kaynağına, büyük ve modern tesislere sahip olmasına rağmen, doğru bir stratejik akıl ortaya konulmadığı sürece zaman kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Temennimiz; 2028 ve 2032 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları’na giderken Türk sporunun bu süreci günü kurtaran tartışmalarla değil, ortak akıl ve güçlü bir stratejik planla karşılamasıdır.

 

 
 
 

Yorumlar


bottom of page