Türk sporu Turkcell’le yükseliyor
- Ömer GÜRSOY

- 3 May 2013
- 2 dakikada okunur
Ne güzel demiş Ercan Güven, “Bir meslek boyu Anadolu’nun her köşesinde göz göre göre kaybolup gitmesini izlediğim, koşu ayakkabıları antrenmandan sonra dolaba kilitlenen, susuz havuzların yanında kültürfizikle antrenman yapan, salonsuz, çatısız, formasız, binlerce genç yetenek anısına söylüyorum; bu bir milattır.
Sportif sponsorluklarda “harcanan para ile kazanılan itibar” kesirlerini “bayağı” olmaktan çıkarıp pay ile paydayı yerinden oynatacaktır. Güven, bu son derece haklı ifadeleri, Turkcell’in atletizm ve yüzmeye 28 milyon TL destek vermesi ve 200 bin sporcuyu 2020’ye hazırlaması ile ilgili kaleme almış.
Yıllardır, Türkiye sporunun yükselişi için spor politikalarında devletin düzenleyici olarak dümeni tutması ve yelkenlinin özel sektörün rüzgarı ile dolması gerektiğini yazmış biri olarak bu gelişmeleri görmek haklı çıkmaktan öteye geleceğe olan inancımı arttırdığı için mutlu ediyor beni…
“Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan’la da paylaştığım, hemen hemen tüm branşlarda dünya sporunu sallayan İspanya’nın 1992 Barcelona Olimpiyatları öncesinde yaptıkları çalışmalara dikkatinizi çekmek isterim.
İlk kez bu en büyük spor organizasyonuna ev sahipliği yapan İspanya’da Olimpik Sporlar Birliği programı (ADO 92) 1988’de hayata geçirildi.
Program çerçevesinde İspanyol spor tarihinde ilk kez, oyunlara katılım sağlanan 28 dal için 28 ayrı özel sponsorla anlaşma imzalandı. Böylece federasyonlar için ekonomik ek kaynak yaratıldı. Sponsorlara maddi destek verme fikrinin çekici hale getirilmesi için İspanya Radyo ve Televizyon Kurumu (TVE) devreye sokuldu.
TVE, sponsor olan firmalara reklamda özel indirimler sağladı ve gereken sponsorlar kısa sürede bulundu. Bunun dışında hükümet de olimpiyat için maddi destek sağladı. İspanya açısından esas amaç bu kaynakların her branşta en iyi sporcuların yetiştirilmesine yöneltilmesiydi.”
Bu tür örneklerden yola çıkarak devletin spor federasyonlarının özerkliğine müdahale etmeksizin nüfuz etmesi ve bu alanda en etkin bir şekilde özel sektör desteğinin sağlanması gerektiğini birkaç değil onlarca kez kaleme aldım.
Gelinen aşamada Turkcell’in en çok madalya aldığımız alanları seçerek yaptığı iş, şirketin kuruluş felsefesine de uygun olarak bu ülkenin yarattığı ve evrensel platformda rekabet edebilen bir kurumun Türk sporu için de taşın altına elini koymasıdır.
Bu örneklerin sayısı hızla artmalıdır. Mesela, bir diğer Türk kuruluşu Türk Telekom da artık yerellikten çıkmalı ve o da Turkcell gibi sponsorluklara yönelmelidir.Mesela Tenis de de Boris Becker’i, İvan Lendıll’ı ülkemize getiremez mi Türk Telekom?
Tabii bana göre bu anlaşma aynı zamanda spor teşkilatının yapısal bir değişime doğru gideceğinin ipuçlarını da veriyor. Son örnek dolayısı ile Bakan Suat Kılıç’ın devletin yöneticiliğine, sponsor desteğinin önemine, bu sayede demokratikleşmeye, hesap verilebilirliğe şeffaflaşmaya, ölçülebilir ve yönetilebilir hedeflere ulaşmaya yaptığı vurgular da bu yolun taşlarını döşüyor. Devletçi spor politikasından liberal politikalara yöneliyoruz galiba..
Bu yolun sonu başarıdır.






















Yorumlar