Statyumlar üzerinden Futbola ve Spora Bakamayışımız
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 16 Eki 2012
- 3 dakikada okunur
Türkiye’de futbol ülke çapında en sevilen spor dalı olarak ön plana çıkmasına karşın özellikle işin alt yapısal boyutları gündeme geldiğinde tuhaf bir ikilemle karşı karşıya bırakılıyoruz.
Stadyumların neredeyse tamamına yakını devletin, bakım giderleri ile GSGM ilgileniyor ancak ekonomik anlamda bizim paralarımızla yapılan bakımlarla cilalanan bu alanlar, tüzel kişilik olan kulüplere veriliyor. Oysa stadyumlar kente dair tarihsel belleğin ipuçlarını taşıyan ve kentin zaman içerisinde yaşadığı dönüşümler hakkında bilgiler sunan mekanlar olma özelliğini gösterirler. Kulüplerimizin stadyumlarla kurmuş oldukları bağlantı herhangi bir masraf yapmama üzerine kuruludur. Böyle olduğu için borsaya açılan kulüplerimiz bile kendi stadyumlarını kendileri yapmak yerine devletin ya da yerel yönetimlerin yapmasını isteyebilmektedirler.
Dışarıdan spor yapmak için bu alanlara girmek isteyen vatandaşların içeriye sokulmadıklarını hepimiz gayet iyi biliyoruz. Peki bu alanların verildiği kulüpler, gerçekten geniş kitlelere spor yaptırma gibi bir durumu hayata geçiriyorlar mı? Ya da soruyu bir başka şekilde soralım, kulüpler bu alanlara gereken hassasiyeti gösteriyorlar mı? Her iki sorunun yanıtının da hayır olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz ancak Karşıyaka Stadyumu örneğinde olduğu gibi, bir durumla karşı karşıya bırakıldığımızda aklımız başımıza geliyor. 2005 yılındaki Universiad oyunları nedeniyle elden geçirilen stadyumun Karşıyaka Spor Kulübüne devrinden sonra geçen zaman dilimi içerisinde, bakımsızlıktan adeta ölüme terk edilmiş bir görünümden çok kulüp başkanının söylediği sözler daha fazla iç acıtıyor. Karşıyaka Spor Kulübünün başkanı Cihan Büyükoral, kendilerinin stadyuma bakacak bütçelerinin olmadığını, belediyelerin tüm ülkede olduğu gibi İzmir’deki kulüplere yardım etmeleri gerektiğini ifade ediyor.
Bu açıklamalar için çok şey söylenebilir ama en basitinden kendi adını taşıyan bir stadyuma bile sahip çıkamayan kulübün, daha büyük hedeflere yürüyemeyeceğini çünkü bunları gerçekleştirecek bir vizyona sahip olamayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz. Kendi yapması gerekenleri yapamayanların, kötü örneği örnekmiş gibi göstermek suretiyle, görev ve sorumluluklarından kurtulabileceklerini sanmak safdilliktir. KSK başkanı, ülkemizdeki yerel yönetimlerin üzerlerine vazife olmayan profesyonel kulüplere destek olma anlayışı üzerinden giderek durumu kurtarmaya çalışıyor. Oysaki başkanının kurumlardaki devamlılık ilkeleri gereği elinde tuttuğu bu alanı en azından alt yapıdaki çocukların kullanabileceği bir hale dönüştürmesi ve kitleleri sporla buluşturabilmesi gerekirdi. Bütün bunları yapmak yerine her yıl 20’şer futbolcu alarak başarıya ulaşabileceğini zanneden zihniyetin kurumsallaştığı bir kulüpten en son beklenecek şeyleri sıraladığımın farkındayım ancak birilerinin bizlere sürekli masallar anlattığını da artık görelim diye bunları yazıyorum.
Türkiye’deki bütün stadyumlarda aslında benzer sorunlar yaşanıyor, İzmir’de Alsancak stadyumu Altay kulübüne kiralanmış durumda ancak Altay kulübünün ne stadyumun ne de sahanın bakımına yeterince zaman ve para harcadığı söylenebilir. Sahada her hafta sonu oynanan karşılaşmalar sonrası zeminin son derece kötü bir hal alması, özellikle kış mevsiminde çok sayıda futbolcunun sakatlanmasına neden oluyor. Patates tarlasını andıran stadyumlarda oynattığınız milyon liralık futbolcuların sakatlık sonrası haftalarca futboldan uzak kalmaları da yine bize özgü bir anlayışın uzantısıdır. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu yöresindeki takımların karşılaşmalarının soğuk mevsimde buz pistini andıran stadyumlarda oynanıyor olması üzerinde düşünmek zorundayız. Yaşananları sadece futbolcular açısından değil maç izlemeye uygun olmayan stadyum koşullarında takımlarını izlemek zorunda bırakılan taraftarlar açısından da düşünmeliyiz.
Benzer sorunlar İnönü stadyumundan, Avni Aker Stadyumuna kadar gerek Süper Ligde, gerekse de birinci ve ikinci liglerde yaşanmaya devam ediliyor. Durumun üçüncü ve amatör liglere gidildiğinde çok daha vahim bir hal aldığını biliyoruz ancak futbolun gevezelik boyutunun her şeyin üzerini örtmekte oldukça maharetli olduğu bir ülkede futbol medyası bunlar yerine alabildiğine ‘magazin’ üzerine odaklanmaya devam ediyor. Ardından da ısrarla bu ülkede neden futbolun bir türlü istenilen düzeylerde olmadığı konusunda ahkam kesilmeye devam ediliyor.
Futbol ekonomisi her geçen gün büyürken, futbolculara ödenen meblağlar artarken her nedense oyunun asıl sahiplerine yönelik daha konforlu ortamlarda sağlıklı koşullar içerisinde maç izleyebilmenin yolunun yaratılmıyor olmasının arkasındaki asıl nedenleri öğrenmek hepimizin hakkıdır. Sahaların bakım ve onarımını devlete ya da yerel yönetimlere fatura eden, bizim paralarımızla kendi yapmaları gereken harcamaları tekrar bizlere tahvil eden yönetim modellerini ve yönetici tiplerini, futbolumuzdan uzaklaştırmadan futbolumuzu bir yerlere getirebilmemiz mümkün değildir. Çünkü bu yapı beraberinde futboldaki pek çok olumsuzluğu da besleyip büyütmektedir. Futbol takımlarına tanınan vergi kolaylıkları ve sık sık gündeme getirilen afları da hesaba kattığımızda neden böylesi bir yönetici modelinin ısrarla yönetimde kalmak istediği daha net anlaşılmaktadır.






















Yorumlar