Sporu Kazanmaya İndirgediğinizde!
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 14 Mar 2016
- 2 dakikada okunur
Homo Ludens(Oynayan İnsan) isimli ufuk açıcı çalışmasında Johan Huizinga, içinde yaşadığımız dönemi aydınlatan çok önemli tespitlerde bulunur: “Spor bugünkü dünyada, asıl kültürün evriminin dışında bir yere sahiptir; bu kültür sporu içermez”.
19. Yüzyılın son çeyreğinde başlayan dönüşüm sporu ve spor kültürünü de bambaşka bir şekle sokmuştur. Spor endüstriyelleşme süreci ile birlikte metalaşmış ve oyunsal vasıflarından uzaklaşmak suretiyle iş formatına dönüşerek başka bir görünüme bürünmüştür.
Kazanmanın ve başarmanın gündelik hayattaki karşılıkları ne kadar farklı bir anlama dönüşmüşse aynı bakış açısı sporu da benzer bir anlayışla başka bir temele hapsetmiştir. Artık eğlence olarak görülen, zevk alınan bir alandan çok kazanmanın hazzının ön plana çıkartıldığı ve kazanma kültürünün kutsandığı bir spor algısı ön plandadır.
Bu dünyada sporun yeri ekonomi ve medya ile birlikte anılmakta, bu iki kurum üzerinden spor kurumunun da gerek ekonomik gerekse de toplumsal hayata değerler aktarımının yapılmasına olanak sağlanmaktadır. Profesyonel sporun medya olmaksızın mümkün olamayacağı bir dönemde, spor-ekonomi ilişkilerini incelediğimizde aynı zamanda spor-medya ilişkilerine de dokunmuş oluruz. Son derece komplike ve çok geniş kitleleri ilgilendirdiği için sporun siyaset kurumu ile yaşadığı evliliği de göz ardı etmemeliyiz.
Paranın spor alanında daha fazla dönmeye başlamasının ardından sporun iş formatı ve iş dünyasının zihniyeti ile irdelenmesinin de önü açılmıştır. Artık sporcular özellikle de rol modeli olarak geniş kitleleri peşinden sürükleyebilecek olanlar bambaşka bir pozisyona oturtulmaktadırlar. Onlar üzerinden toplumsal yaşama mesajlar iletilmekte ve onların aracılığıyla tüketim kültürünün gereksinme duyduğu insan tipinin davranışları okşanmaktadır. Madalyalar alan, kupalar kazanan, rekorlar kıran sporcuların sponsorlarla kurmuş oldukları ilişkiler sonucu kazandıkları paraların sportif performanslarından çok daha fazla olması sonrasında ön plana geçenler parayı verenlerdir. İstenen oldukça basittir: sistemin devamlılığının sağlanabilmesi için örnek gösterilecek performanslarını sürdür ve bunu yaparken deşifre olabilecek yanlışlarını/hatalarını gizle!
Doping, spor dünyasının hiçbir dönem gündeminden düşmeyen meselelerinden bir tanesidir. Çünkü her zaman yasa dışı yollarla kendilerini öne geçirmeye çalışan bireyler hatta ülkeler olmuştur ve olmaya da devam edecektir. Dopingle mücadele etmek sporun evrensel ilkeleri içerisinde olmazsa olmazlarındandır, siz sakın ola ki madem herkes yapıyor öyleyse doping serbest kalsın diyenlere kulak asmayın. Dopingliler arasındaki bir yarışın gerek kendisinin gerekse de sonuçlarının eşit bir yarışma ortamını temin etmeyeceğini aslında en iyi bu teklifi yapanlar bilmektedirler.
Ancak yaşadıklarımızın üzerinin örtülmesi ve sportif ortamında tıpkı diğer alanlar gibi normalleştirilmesinde görevlerini yerine getirirler. Dopingle yapılacak olan mücadelenin sadece doping alan sporcuya indirgenmesi ve bu doğrultuda sistemin kendisini aklaması işleri kolaylaştırmaz tam tersine çıkmaza sokar. Tek bir kişinin yaptığı üzerinden gidilerek sorun verilecek olan cezalarla çözülmüş gibi gösterilir. Oysa sorunun asıl kaynağında yer alan spor örgütlenmesi, antrenörler, sağlık uzmanları ve geri kalanlara dokunmadığınız sürece iş daha da içinden çıkılmaz bir hale bürünmektedir.
Kazanma ve kazandıkça daha fazla getirileri olan bir yaşantının içerisine giren sporcu açısından rekorlar kırmak, madalyalar almak ve sonucunda hayatının değişmesi her şeyin önüne geçebilmektedir. Peki az sayıda sporcuyu yücelten bu sistemde geride kalan milyonlarca çocuğa nasıl yol göstereceksiniz? Kendilerine yaşattığınız başarıların ardından dopingli oldukları kesinleşen sporcuların yarattığı hayal kırıklıklarını nasıl giderebileceksiniz? Sporu sadece kazanmaya indirgediğinizde daha ne kadar kitleleri mucizelere inandırabileceksiniz?





















Yorumlar