Sporda devletin rolü
- Ömer GÜRSOY

- 26 Eyl 2011
- 2 dakikada okunur
Henry Kissinger meşhur ‘Diplomasi’ kitabında şöyle diyor: “Entellektüeller uluslararası sistemlerin çalışmasını analiz ederler; devlet adamları ise, bu sistemleri kuran kişilerdir.
Analist hangi sorunu inceleyeceğini kendisi seçebilir; devlet adamı ise sorunları önünde bulur. Analist üzerine risk almaz. Vardığı sonuçlar yanlış çıkarsa, başka bir inceleme yazabilir. Devlet adamı ise, bir tek tahmin yapma hakkına sahiptir; yaptığı yanlışlardan geri dönüş yoktur.”
Burada entelektüellerin ve analistlerin yerine gazeteci-yazar, devlet adamı yerine de Spor Bakanı’nı koyunuz!
Sırtında yumurta küfesi taşımayan ve başkasının omzundaki davulu tokmaklamaya çok teşne olan spor yazarları güncele dair yorumunu yapar ama iş nedense “yapısal”a gelince ekseriyetle suspus kalır. Hâlbuki sorumlu makamların her yerden azami ölçüde “zihinsel beslenmesi” sayesinde isabetli kararlar vermesi gerekiyor.
Bu satırları temeli 80 yıl önce oluşturulmuş Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü yapısını kökten değiştirmeye çalışan yeni Bakan Suat Kılıç için yazıyorum.
Kılıç’ın önünde vermesi gereken, gelecekte hem Türk gençliğinin hem de sporumuzun geleceğine tesir edecek önemli kararlar bulunuyor. Bu arada spor yönetiminde böylesine depremler yaşanırken Türkiye Spor Yazarları Derneği, Olimpiyat Komitesi ve akademisyenlerden ses çıkmamasını da doğrusu anlayamıyorum. Spor yönetimini oluşturmak görevi Bakan’a ait olabilir ama oluşturulacak vizyona katkı yapmak tüm spor ailesinin görevidir. Hala bu kurumların “Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın Vizyonu ve Yarınları” konulu paneller düzenlemesini bekliyorum.
Ben güncel gelişmeleri yapısal değişim gereksinimleri ile birlikte yorumlamaya ve çözüm önerilerimi sunmaya devam edeyim:
Bir ülkenin yönetim yapısı o ülkenin spor yönetim yapısını da yansıtır. Tersini söylemek de mümkündür. Siyasi, ekonomik yapısı ve yönü liberal bir ülkenin sporda devletçi olması mümkün değildir. Liberal ekonomide devletçi spor politikası ol(a)maz.
Burada tek çelişkili durum ülkemizde yaşanmakta… Ekonomi ve iktidar yapısı liberal olan ve yönünü Avrupa Birliği’ne çevirmiş Türkiye’nin sporda devlet ağırlıklı melez modeli benimsediğini görüyoruz. Ama bakıyorum da şimdilerde devlet ‘hakem’ olmaktan çıkıp ‘oyuncu’ olmaya da başlamıştır. Örnek; son üç özerk federasyon seçiminde başkanlığa Spor Genel Müdürlüğü’nün personeli seçildi. Bu gelişme bana “ acaba federasyonlar devletleştiriliyor mu ” dedirtti.. Üstelik federasyon genel sekreterlerinin bir çoğunun da genel müdürlüğün çalışanı olduğunu hatırlatalım.
Benden söylemesi, bu hızla 2012 yılında yapılacak Federasyon seçimlerinin tamamını, hele bir de kurumun çalışanlarının yüzde 10 oy kullanma hakkı olduğu düşünülürse, Genel Müdürlük çalışanları kazanır.Her il müdürüne bir federasyon..
Özerkliği böylesine savunurken devletin her zaman sporu koruyacak bir “sigorta maddesine” de ihtiyacı olduğunun da altını çizelim.
Bugün ülkemizde özerklik anlayışı ve yaklaşımının sağlıklı bir altyapısının planlanmadığı ve geleceğe yönelik bir vizyonu da olmadığından başarılı bir model ortaya çıkmamıştır.
Bana göre Bakan Kılıç bu modeli sağlıklı bir zemine taşıyarak belleklere yerleştirdiğinde Türk sporu adına en büyük işi yapmış olacaktır.
Kissinger’in dediği gibi; biz yazarlar analizlerimizden dolayı risk almayız ve yüzlerce kez hata yapma şansına sahibiz. Ama ya devlet adamı?
Onların yaptığı yanlışlardan geri dönüş yoktur.
2023 Türkiye’sinin sporu ve gençliği için Bakan Kılıç’ın kurmak istediği sistemde yanılmamasını diliyorum.




















Yorumlar