top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Savunma Bahçe, Korkak Peraira

Fenerbahçe, Braga maçı ile tek farklı galibiyetlerine bir yenisini daha ekledi. Orta saha da Mehmet Topal, Souza, Ozan ve Alper koruyucu dörtlüsü rakibi durdurmak, gol atmasını engellemek için zevksiz, sıkıcı fakat disiplinli bir oyunla debelenip durdu.

 

 

Bir tarafta, oyun kalitesinden, taktik üstünlüğünden değil, bireysel yetenekle kazanılan tek skorlu bir maç... Diğer tarafta, Fenerbahçe ve Pereira’dan beklediklerini, çok sağlıklı bir şekilde formüle edemeyip, çift ayaklı bir maç için 1-0’lık skora methiyeler dizen(Bir olguyu nasıl görmek istersek, nasıl duymak istersek ve nasıl anlamak istersek zihnimizi buna şartlarız ve ona göre yürür, duyar ve yorumlarız) sözde futbol yorumcuları… Öte tarafta ise maç sonu basın toplantısında, Pereira’nın “Dengeli bir oyun oynadık…” sözlerin yorumlarsak; üç tarafta insanın “aklına ve mantığına” değil “duygularına” hitap ediyor. Oynanan futbol ile oynanması gereken futbol arasındaki çelişkiye uzanıyor/burada gizleniyor.

 

Fenerbahçe, Pereira’nın dediği gibi gerçekten “dengeli bir oyun mu” oynuyor?

 

Pereira’nın dengeli oyundan kastettiği; rakip, maç veya saha ayrımı yapmadan, dörtlü defansın önünde savunma özellikli dört orta saha oyuncusu oynatarak "rakibe pozisyon vermeden”, “oyunun temposunu ayarlayarak” maçı yenilmeden tamamlamak ise... Bu anlayışın futbol literatüründeki karşılığı “dengeli oyun” değil “korkak” oyundur.

 

Oyunu dengelemek demek:

 

  • Dezavantajlı bir durumdan “avantajlı” bir duruma geçmek demektir.

  • Barcelona, Real Madrid ve Bayer Münih gibiüst düzey takımlara karşı “ezilmeden oynamak” demektir.

  • Saha ve seyirci avantajını kullanıp baskı yaratan rakiplere karşı “kora kor” mücadele etmek demektir.

  • Rakibin saha ve seyirci avantajını kullanmasına fırsat vermemektir.

  • Eksik durumda “rakibe güç hissettirmek” demektir.

  • Mağlup durumdayken “beraberliği sağlamak” demektir.

 

Çağdaş futbolda, rakibiniz güçsüzse; saha, seyirci ve skor avantajınız varsa; oynadığınız futbolun; “rakibe üstünlük kuracak”, “rakibin dengesini bozacak” kalitede olması gerekir. Fenerbahçe gibi yıldız oyuncu zenginliği olan bir takım, kendi saha ve seyircisi önünde rakibin oyunun bozmak, rakipten top kapmak için mücadele etmez... Rakipleri, bu oyuncuları durdurmak için mücadele ederler.

 

Üstelik takım daha hücuma dayalı strateji ile oynaması oyuncuların az koşacağı, mücadele etmeyeceği anlamına gelmiyor ki. Koşu mesafesi ve mücadele gücünde azalma olmaz, tam aksine rakibine psikolojik üstünlük sağlayan oyuncunun maça yoğunlaşması ve oyun oynama isteği daha fazla olur.

 

Üretmeden sadece çok koşmak, ölümüne mücadele etmek, rakibi yıldırmak zayıf takım ve teknik kapasitesi düşük oyuncuların olmazsa olmazıdır. Çünkü güçlü rakibe karşı kullanabilecekleri başka silahları yoktur. Çok koşacak, sert olacak, rakibin oyununu bozacak... Bu nedenle Fenerbahçe’nin bu oyuncu kadrosu ile mücadele gücü ile ön plana çıkması övünülecek bir şey değildir.

 

Sonuç olarak, Pereira için rakip Atromitos, Sivasspor, Molde, Galatasaray, Shakhtar Donetsk, Eskişehir veya Braga olması bir anlam ifade etmiyor. Takımı çağdaş bir anlayışla değil, piyasa mantığı ile yönetiliyor. Saha kenarında şov yapan, tribüne oynayan, hakemleri etkilemeye çalışan, Nani ve Van Persie gibi yıldız futbolcuları değersizleştirilerek egosunu tatmin eden bir görüntü sergiliyor.

 

Fenerbahçe’yi lig ve Kupa’da bekleyen en büyük tehlike, korkak futbol; Nani ve Van Persie gibi yıldız futbolcularla yaşanan sinir harbi ve hâkimiyet savaşıdır. Benden söylemesi.

 

“TESTİ KIRILDIKTAN SONRA YOL GÖSTEREN ÇOK OLUR”

 
 
 

Yorumlar


bottom of page