PSİKOLOJİK KÖPÜK
- Ömer GÜRSOY

- 29 Nis 2011
- 2 dakikada okunur
Aklımda nerden kaldığını bilmediğim bir deyim psikolojik köpük. Ben de başladım araştırmaya…
Pazarlamada “köpük etkisi” var;
mesela 3 bin liralık bir maliyeti olan ürünü 3 bin 500 liraya satmaya çalışan bir esnafa göre aynı ürüne birkaç katı fiyat etiketi koyan, buna rağmen, müşteriye karşı gayet tok, kendine güvenen, ürününü abarttıkça abartan esnaf bu sayede müşterisini daha çabuk ikna edebiliyor…
Araştırmamda karşıma bir de “psikolojik savaşın köpüğü” deyimi çıktı. Ekonomide zaman zaman hedge fonlarının yarattığı köpük, konut fonlarının yarattığı mortgage gibi sözcükler dağarcığımıza kapitalizm tarafından sokulmuş. Paranın da bir mal gibi alınıp satıldığı dünyada, kağıtlar alına satıla köpük artıyordu, patlayınca da kapitalizm krize giriyordu…
Köpük aşağı köpük yukarı derken köpüğü de öğrendik…
Ama köpüğün âlâsı da futbolda var…
Emperyalizmin kültürel ve idari alanda kullandığı köpüğü futbol dünyamızda da başarıyla uygulandığını görüyoruz. Psikolojik köpük köpürdükçe köpürüyor, ustalıkla köpürtülüyor…
Gelin filmi birkaç ay geriye sarıp süreci hatırlayalım:
Devre arasını 9 puan geride kapatan takımın antrenörü kendi üslubunun tam zıttı bir çıkış yaparak lig birincisine adaletsiz penaltı verildiğini iddia ediyordu.
Ardından aynı kulübün başkanı takımına güveninden bahseden konuşmasında “yeter ki hakemler bizim önümüze geçmesin” diyordu.
Bu demeçler, sarı laciverte boyanmış spor sayfaları ile çıkan amiral gazeteleri başta olmak üzere medya da geniş yer buluyor, aynı renklere gönül vermiş yorumcular tarafından spor programlarının ana konusu haline getiriliyordu.
Fıstığı ile ünlü bir başka ilimizin takımı ile yapılan maçın ardından gazeteler “hakeme rağmen yendi” feryatları ile çıkıyordu. Yine aynı takımın başkanına salı günü verilen ceza hızlandırılmış adalet mekanizmasıyla rakip takımın maçının bir gün öncesinde yarıya indiriliyor.
Bütün bunlar doğruydu, yanlıştı demeyeceğim ama diyeceğim bir şey var. Bugün lider olan takımın camiasıyla, medyasıyla meydana getirdiği köpük hamsinin memleketinde tüm taraftarların vücut kimyasını bozmuşa benziyor. Medyası olmayan, spor yorumcu sayısı bir elin parmaklarından daha az olan bir ilin yaratılan bu balonu patlatacak ve köpüğü alacak potansiyeli de olmadığı da açık.
Fenerbahçe’nin hak ederek ya da bu köpüğün etkisi ile şampiyon olacağına dair toplum adeta ikiye bölünmüş durumda. Sabah Gazetesi’nden ağbim Yavuz Donat’ın Trabzon’dan üç gün üst üste yazdığı yazılara bakarsak bu izleri daha fazla görüyoruz. Hatta seçim sonuçlarını ve ilden çıkacak milletvekili sayısını dahi etkileyeceği söylenen analizlere de bakınca da şaşırıyorum.
Görünen o ki, şampiyonluk mücadelesinde son bir aya girilirken hakemlerin her hareketi, yöneticilerin her demeci ile daha da büyüyecek bir köpük ile karşı karşıyayız.
Temmuz ayında Avrupa Gençlik Oyunları’nı organize edecek ve 300 milyon TL civarında yatırımın yapıldığı bir ilde faturayı siyasi iktidara çıkarmak pek doğru gelmiyor bana doğrusu.
Bana göre, rakibi ile sahada bihakkın mücadele edebilen Trabzonspor’un yaratılan suni köpüğün altında boğulmadan bu köpüğü patlatacak başka enstrümanlar bulması gerekir(di).






















Yorumlar