Normalleşemeyen Ülke ve Futbolu
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 12 Eki 2014
- 2 dakikada okunur
Toplumsal hayatında şiddetin eksik olmadığı ülkemizde işler yine iyi gitmemeye başladı.
Burnumuzun dibinde yaşanan savaşın yansımaları hiç beklenmediği kadar acı bir bilanço ile önümüze kondu.
Akıl ve sağduyuya en fazla ihtiyaç duyduğumuz günlerde ne yazık ki her zaman olduğu gibi şiddet ve şiddet dili üzerinden anlaşmaya çalışıyoruz. Normalleşmeyi, insanlarına sağlıklı bir yaşam standardını bir türlü yaratamayan bir coğrafya ve o coğrafyanın her daim biraz yaralı insanları olarak, yine birbirimize yönelik öfkelerimizi bilemeye devam ediyoruz. Her fırsatta mensubu olduğumuz dinin ne kadar engin bir sevgi ve hoşgörüye sahip olduğunu dile getirsek de, bu hoşgörüyü en yakınımızdaki insanlardan esirgeyerek yaşıyoruz.
Kendi gibi olmayanlara saygısı olmayan, öteki ile kurduğu ilişkinin her daim sakat bir zeminde inşa edildiği bir toplumsal yapının, sağlam bir birliktelik geliştirmesi mümkün değildir. Ülkemizin siyasal ve toplumsal tarihi bu açıdan hiç de parlak olmayan bir maziye sahiptir. Sürekli olarak kendi doğrularını dayatmayı ve yaşam biçiminin tek doğru olduğunu kabullendirmeyi, politik bir uygulama haline getiren yapılar açısından içinden geçtiğimiz dönemler büyük tehlikeler arz etmektedir. Kardeşlik, birlik ve beraberlik sadece hamasi söylemler üzerinden kurulamaz.
Hayatın her alanında yaşadığı gelişmeleri sürekli olarak öteleyen ve günü kurtarmaya çalışan bir ülkede, gün gelir kardeşlik edebiyatı da yeterli gelmez. Ülkemizin akla zarar uygulamalarını ve söylemlerini en rahat görebileceğimiz yer ise hiç kuşkusuz futbolumuzdur. Ülke futbolunun en yetkili kişisi ekrana çıkıp, değerlendirmelerde bulunuyor. Futbol kulüplerimizi bekleyen mali tehlikeden bahsediyor ve kulüplerimizi dikkatli olmaya davet ediyor. Kendisinin başkanı olduğu kulüpten nasıl ayrıldığını ve kulübünü ne kadar büyük bir borç yükünün altına soktuğunu ise herhalde hiç hatırlamıyor.
Tüm kulüplere eşit mesafede bulunması gerektiği gerçeğini unutup bir kulübe ve onun başkanının uygulamalarına yönelik eleştirilerde bulunuyor. Tıpkı ülkemizin diğer alanlarında olduğu gibi futbolumuz da akıl ile sağduyunun uğramadığı bir alan ve gerginliği azaltması gerekenler, en fazla gerginlik yaratanlar oluyor. Kuyuya atılan her taş, her seferinde bir fazlası ile tekrarlanıyor ve bu süreç normalleşmeye başlıyor. İşte asıl tehlike de tam burada yatıyor: şiddeti, gerilimi, öfkeyi normal gören kitlelerin, kendisi gibi olmayan ya da öteki olarak adlandırılanlar ile kurduğu bağlantı şiddet temeline oturuyor.
Ezeli rakibini yok edilmesi gereken düşmanlar olarak algılayanlar ile kendisi gibi olmayan ırka, dine, mezhebe sahip olanları yok etmeye çalışanlar arasında herhangi bir fark söz konusu değildir. Fırsatını bulduğu anda rakibini ya da ötekini ezmeyi, bastırmayı, yok etmeyi normal görür ve bunun kendi yaşayabilmesinin en tabi yolu olduğuna inanır. Bizim gibi olmayanların da en az bizler kadar yaşama hakkının olduğunu ve bu hakkın korunmasının hepimiz açısından hayati olduğu gerçeğini artık anlamamız gerekiyor.
Bu durumu kitleler en kolay medyanın uygulamalarıyla birlikte kullandığı dil ile görür ve öğrenirler. Medyanın diğer bütün alanları gibi spor/futbol medyamız da bu konuda sürekli sınıfta kalmaktadır. Çarşamba günü oynanan Cumhurbaşkanlığı kupası basketbol karşılaşmasını medyamızın amiral gemisi olarak adlandırılan gazete okuyucularına: lig şampiyonu Fenerbahçe Ülker ile Türkiye kupasını kazanan takım karşı karşıya gelecek şeklinde duyuruyordu. Normalleşmeden istediğiniz kadar Yeni Türkiye söylemini kullanın, yaşananlar eskiyi hatırlatmaya devam edecektir






















Yorumlar