top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Mevlana'nın Kelebek Bıçağı, Atatürk'ün Beyzbol Sopası Yoktu!

Mustafa Kemal’in kurtuluş savaşının fitilini ateşlediği, Samsun’un iki kadim memleketten misafirleri var.

…Biri Fatih’in çağ değiştirip aldığı, “yüzyıllar boyunca dünyaya adalet, barış ve huzur dağıttığı”, İstanbul’dan gelen Beşiktaş taraftarı…Diğeri “Hoş görü ve tevazünün” eşsiz misali Mevlana’nın memleketi Konya’dan gelen Konyaspor taraftarları...Maç öncesinde uzun kuyruklar oluşturan yoğun güvenlik önlemleri altında taraftarın sıkı denetimden geçirilerek stadyuma alınıyor.Samsun’da zamanın iki yüzü var, biri tarihe, biri takım tutkusuna uyarlanmış. Gecenin sessizliği stadyumun çıkardığı gürültüye tutsak olmuş durumda.Gece yarısına kadar süren curcunada, çim ve ter kokan formalar içerisinde nefes nefese kalan futbolcular arasında, top bir o, bir bu kaleye dönüyor...Mustafa Reşit Akçay, klasik müzik gibi aynı anlayış, aynı sistem, aynı strateji. Şapkası bile aynı…Şenol Güneş, bu maçta takımı sanki başka birisi gibi oynatıyor…A. Hakem Fırat Aydınus öncelik ve takdir hakkını oyunun kuralları ve kupadan yana kullanıyor.Tribünde maçın bir yarısına kadar süren karşılıklı tezahüratlar… Atılan karşılıklı goller, kupanın kaybedilme korkusu ve stres gerilimi artırıyor.Futbol kalitesinin düşük olduğu söylenebilecek müsabakada, tribünlerde karşılıklı atışmalar, küfürleşmelerle hoşgörü katsayısı sıfırlanıyor. Taraftarlar arasında istek ve beklentiler arasındaki uyumsuzluk, kimi taraftarın meşale yakarak kendilerini saldırgan güdülenmeler içinde hissetmesine yol açıyor. Yani, maç Hz. Mevlana’nın “dikensiz gül bahçesinde” oynanmıyor.Neyin zafer, neyin yenilgi olduğunu kafasında belirleyememiş zavallı biri, elinde kelebek bıçakla sahaya dalıyor.Sonrası malum…Beşiktaşlı taraftarların hazırlattığı 'Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa' pankartının okuyan detektör gözler; önceki kupa maçındaki gibi meşale ve kelebek bıçağını göremedi. Yani güvenlik teknoloji kurbanı oldu!Bir önceki kupa maçında da benzer olaylar yaşanmasına rağmen yine sahaya meşale ve patlayıcı sokulabilmesini aslında;“ iyi bir yasal (6222 şiddet yasası) alt yapı oluşturuldu, ama sistem bu yasaya direniyor”“ şu anda adeta bir yasayı uygulamama refleksi var”“ bazı yetki, görev ve sorumluluğu olan kişiler bu yasaları çıkardınız ama biz de bunları uygulamayız, mantığıyla direniyor” diye okumak gerekiyor.Bu bağlamda, görevini yapmayan, ihmal eden görevliler için işletilecek yasal süreç “merak konusu” olmaya devam ediyor.Maç sonrası kulüp başkanlarının, taraftarın beklentilerini karşılayabilecek;“Beşiktaş'a ceza gelirse dünyayı ayağa kaldırırım”,“suçlular bulunsun, ceza verilsin, ama karşı tarafa da verilsin” mesajlı, federasyonu kendi istediği doğrultusunda etkilemek için söylenmiş içi boş fakat etkileyici kelimelerle donatılmış basın açıklamaları, Hz.Mevlana’nın“Körler çarşısında ayna satmak, sağırlar çarşısında gazel okumak” sözünü sanki başkanlar için söylemiş dedirtiyor.i. Fairplay’in ABC’sini bilen herkes bilir ki “centilmen”, “saygılı”, “dürüst” olmanın, her grup (yönetici, antrenör, oyuncu, hakem veya taraftar) için farklı bir ölçüsü, anlamı ve içeriği vardır. Saldırganlık ve şiddetin boy verdiği zemini kavramadan, önleyici tedbirleri eğitim ve kültür temelli / destekli almadan “şiddetin her türlüsüne karşıyız” demekle iş bitmez! Böylesi bir tutumla, futbolda saldırganlık ve şiddete dolaylı destek verilmişBeşiktaş taraftarının, Atatürk’ün Samsun’a beyzbol sopası ile gelmediğini, Konyaspor taraftarının ise Mevlana’nın kelebek bıçağının olmadığını bilmesi gerekiyor. Üstelik Konyaspor taraftarının bir önceki şampiyonluk sonrası yaşanan kontrolsüz ve abartılı sevinmesinin tekrarının kulübü daha iyi noktalara taşımak için bir engel teşkil ettiğini anlaması gerekiyor.Bu ortamda “hoşgörülü olmak” demek, Mevlana “olmak” demek, ama her Konyalı Hz. Mevlana, her İstanbullu Fatih Sultan Mehmet, her Samsun’a gelen Mustafa Kemal Atatürk değil ki. Hz.Mevlana, Fatih Sultan Mehmet ve Mustafa Kemal’i okumadan, anlamadan, özümsemeden, bu kültür kazanılmıyor ki…Türk futbolunda şiddeti tartışırken, şiddetin neden ortaya çıktığını değil, şiddeti kimin yaptığını tartıştığımız için sonuç odaklı ders çıkarımlarında bulunamıyoruz. Sonuç şiddet olduktan sonra ha Konya, ha Beşiktaş ne fark eder!Her şiddet olayı: futbolun gelişmesi ve toplumsal barış için zaman kaybı, işleyişte kuralsızlık, görevi ihmal ve sorumsuzluktur. Bu yetersizlikleri para cezası, seyircisiz maç oynatma gibi etkisiz yöntemlerle çözmeye kalkışmak yönetsel becerisizlik olarak okunmalıdır.Bu sorunların tek muhattabı olan, Futbol federasyonun çözüm için üretimsiz ve güçsüz yönetim tarzına; Fatih Sultan Mehmed'in muhatabına hareket imkânı bırakmayan, hayranlık verici sözünü hatırlatmakta fayda var:“Eğer padişah siz iseniz geliniz ve ordunun başına geçiniz. Yok, eğer padişah ben isem size emrediyorum! Gelip ordunun başına geçiniz”

 
 
 
Fenerbahçe'den CHP'ye neyin aklı?

Sokrates'in mevcut Atina demokrasisini ve yönetim biçimlerini ahlak, erdem ve bilgi üzerinden sorgulaması, aynı zamanda devletin siyasi kurguyla birlikte insan yaşamına direkt müdahalesi söz konusu ol

 
 
 

Yorumlar


bottom of page