Kadın Futbolu Ülkemizde Neden Gelişmiyor?
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 17 Haz 2019
- 2 dakikada okunur
Türkiye’de kadın futbolunun geri kalmışlığının temeli ‘’çoklu neden çoklu sonuç ilkesi’’ gereği, sadece bir nedene bağlanamaz.
Geri kalmışlığın sosyolojik, ekonomik, eğitim, kültür ve sportif birçok nedeni olabilir. Ama konumuz açısından en önemli nedeninin “kadının bireyselleştirilmesi” sorunu olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü okul ve kulüplerde yeterli spor eğitimi ve spor kültürünün verilememesinin ötesinde, kadının toplumsal rolü en büyük engel olarak görülüyor.
Bu saptama ile, Türkiye’de kadın futbolunun ironisi yaparsak:
- 1973 yılından önce mahallenin delikanlı kızlarının erkeklerle oynadığı bir oyundur.
- 1973 yılında İstanbul’da Modalı 6 kızın ‘biz de erkekler kadar bu işi yaparız’ demesiyle kurulan Dostluk Spor kulübü, kadın futboluna öncülük ederken, Lale Orta gibi bir değeri de kadın hakem ve spor bilim insanı olarak Türk Sporuna kazandırıyor.
- 1990’lı yıllarda spor bilim insanı Canan Koca’nın kadın ve spor temalı makaleleri toplumsal farkındalık yaratıyor.
- 1994-1995 Sezonunda Kadınlar Ligi kuruluyor.
- 2003-2004 sezonunda “ilgisizlik” ve “parasızlık” gerekçe gösterildi, milli kadın futbolcu ile Fenerbahçeli bir futbolcu birlikteliği tuzu biberi oldu, lige ara veriliyor.
- 2006-2007 Sezonunda Kadınlar Ligi tekrar başlıyor.
- 2014-2015 yılında önemli bir ivme kazandı 1.2. ve 3. Ligler kuruluyor.
- 2019-2020 Uluslararası bir başarımız yok ama Futbol Federasyonunun sayfasında tarihçesi yer almayacak kadar önemli(!)…
Çünkü çok büyük bir oranda ailelerin böyle bir kültürü yok. Çocuklarımıza nasihatlarımız bile “Koşma terlersin!”, “Koşma düşersin!”, “Koşma yorulursun!” ile başlıyor.
Devamında aileler sporu çocuklarının akademik başarısızlık yaratacağını görüyor, kız çocukları için ciddi ahlak sorunlar yaratacağını düşünüyor. Bu nedenle aileler kız çocuklarının sosyal yaşamda güvenlik kaygısını azaltacak, saldırganlık duygusu arttıracak, erkeksi davranış kazandıracak Judo, karate ve taekwondo gibi branşlara yönlendiriyor.
Çünkü Eğitim politikasında beden eğitimi müfredatı nitelik ve nicelik olarak günün ihtiyacını karşılamıyor. 100 yıldır bu ülkede beden eğitimi derslerinde Ayşe ip atlıyor…
Hülya mendil kapıyor… Nalan sınıfta ders çalışıyor. 100 yıldır bu top patlamadı, ip kopmadı ve ödev bitmedi(!)…
Tabii ki beden eğitimi dersini önemsiyorum, hafife almıyorum, az sayıdaki saygın ve gerçek spor adamı beden eğitimi öğretmenlerine saygı duyuyorum. Okulların imkansızlıklarında imkân yaratarak, özellikle aile ve mahalle baskısına karşı kızlarımız spor yapsın diye insanüstü çaba harcıyorlar. Ama Türkiye’de sosyolojik olarak kız öğrencilerin spor yapmasının ve devamında kadın futbolunun ne anlama geldiğinin, hangi sonuçlar vermeye açık olduğunun da doğru bilinmesi gerekiyor.
Bu bakımdan mevcut haliyle Millî Eğitim Bakanlığı ve Futbol Federasyonu arasında yapılan protokol ve ortak projeler güzel şeyler olacak deniliyor ama çözüm üretecek gibi görünmüyor. Kulüpler yetenekli sporcu bulamıyor, bulduklarını geliştiremiyor. Bu eğitim ve yönetim anlayışı titizlikle incelenmeyi, üzerinde düşünülmesini ve ciddi bir sorgulamayı hak ediyor.
Çünkü kadının toplumsal rolü değişmedikçe, yeni bir toplumsal anlayış ortaya çıkmıyor. Bazı projeler yapılsa bile, bu projeler erkek egemen zihniyetinin ve politikalarının çerçevesinde bir yapı kazanmaya çalışılmasından başka bir şey değil. O da Türkiye’de kadının bireyselleşme sorununun çözülmesi anlamına gelmiyor. Yeni bir erkek egemenliği kadın futbolu üzerine oturuyor; yeni, daha inceltilmiş bağlar ve güçsüz kadın anlayışı pekiştiriyor.
Bağımsız ve özgür kadın dinamiği oluşmuyor.
Sonuç olarak, ülkemizde kadın gelişmiyor ki, kadın futbolu neden gelişsin?





















Yorumlar