İyi İnsanlar Asla Yaşlanmaz
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 15 Oca 2015
- 3 dakikada okunur
Yaşlılık dönemi, bir yönüyle hayata doygunluk olduğu gibi, diğer taraftan da iniş ve çıkışın, sevinç ve kederin eksik olmadığı yorgunluk safhasıdır.
Çünkü insan, yaşlandıkça güçsüzleşir. Eskisi gibi çalışamaz hale gelir. Çevreye ilgisi azalır, sosyal ilişkilerinde gittikçe düşme gözlenir. Çeşitlihastalıklarlaiyice güçten düşer ve bakıma muhtaç hale gelir. Hafıza zayıflar ve unutkanlık baş gösterir1.
Genel olarak içine kapanarak, toplumdan uzaklaşarak, büyük bir karamsarlık içerisinde; ilgi ve hürmetin beklendiği bu dönemde, bu beklentilerin aksine tıpkı bir genç insan gibi üretmeye devam eden yaşlı insanlar vardır.
Bu insanlar için; insan kaç yaşında yaşlanır ya da insan artık yaşlandığını ne zaman hisseder? Sorusuna verecek cevap yoktur.
Örneğin;
Kanuni Sultan Süleyman Zigetvar seferine çıktığı zaman yetmiş üç yaşındaydı.
Mimar Sinan, Süleymaniye’yi bitirdiği vakit, yetmiş yaşını geçmişti.
Büyük opera bestecisi Verdi, ünlü eseri Otelle’yu bestelediği sırada yetmiş beş yaşındaydı.
Goethe seksen üç yaşında öldü. En büyük eseri olan “Faust”u ölümünden bir-iki yıl önce bitirmişti.
Ünlü heykel sanatçısı Rodin, en iyi eserlerini yetmişinden sonra yapmıştı.
Alman Teknik Direktör Otto Rehhagel, son Dünya kupasında Yunanistan’ı çalıştırırken yetmiş bir yaşındaydı.
İspanyol teknik direktör Aragones, İspanya’yı kırk dört yıl sonra Avrupa şampiyonu yaptığında yetmiş, Fenerbahçe’yi çalıştırırken yetmiş bir yaşındaydı.
Yaşar Kemal (Haydi ayağa kalk! Koca çınar; hastane sana yakışmıyor) doksanından sonra yaşlılığını hissettirmeden üretmeye, muhteşem eserlerini yazmaya devam ediyor...
Futbol hayatımızda da tıpkı bu özel insanlar gibi geçmişte hayatımıza yön verip, kişilik kazandıran, bizlere güçlü duygular yaşatan bazı yaşlı insanlar var.
Bu insanları her gördüğümüzde, kalbimiz küt küt atar, nefes alışımız hızlanır, ağzımız kurur, kaslarımız gevşer ve belki de titreriz.
Oysaki bu onurlu insanların, bizlerden “Saygı ve Ahde Vefa’dan” başka hiç beklentileri yoktur.
Bu değerli ve özel insanların bazılarının isimlerini hatırlarsak;
Candan Dumanlı, Coşkun Süer, Çetin Güler, Bülent Ünver, Datcu, Ender Gonca, Feridun Köse, Metin Türel, Tamer Güney, Teoman Yamanlar, Sakıp Özbek, Serpil Hamdi Tüzün, Tınaz Tırpan, Zeynel Soyuer (Rüzgârın oğlu)… Gibi tanıdık simalarla… Adana’dan Necip Erdoğan, Selami Tekkazancı (Füze Selami), Adıyaman’dan Nuri Sever, Ankara’dan Günaydın Özyurt, Hasan Yüce, Ağrı’dan Yaşar Bayar, Denizli’den İnanç Toker, Diyarbakır’da Ahmet Evren (Herif), Emin Sevmiş; Elazığ’dan Hıdır Bilek, Erzurum’dan Sabahattin Güneş, Eskişehir’den Ender Gonca, Nihat Atacan, Gaziantep’ten M.Ali Beler (Zaza), Konya’dan Muzaffer Evren, Kütahya’dan Levent Saltuk, İstanbul’dan Günay Kayalar, İzmir’den Çobanisa Belediyespor antrenörü İsmail şahin, Malatya’dan Özcan Akbulut, Mersin’den Ayhan Öz, Trabzon’dan Metin Çakır… Gibi, Türkiye’nin dört bir köşesinde kar, çamur, yağmur, sıcak demeden görev yapan ismini yazamadığım; çalışmaktan yılmayan, sabırlı, tutarlı, özverili, gözünü para hırsı kaplamamış, siz eli öpülesi saygın insanlar;
Bütün tepkilere, küfürlere, horlanmalara, dışlanmalara, küçük görmelere pes etmeyip direndiğiniz için çok saygınsınız.
İnsanlara tepeden bakmadığınız, onları aşağılamadığınız için çok kıymetlisiniz.
Bütün eleştirilere, ukalalıklara, olumsuz fikirlere kulak tıkayıp, kendinizi futbola adadığınız için çok değerlisiniz.
Soyunma odasız, çamurlu, tozlu, taşlı, çukurlu sahalarda antrenman yaptırdığınız için çok cefakârsınız.
Bahşiş parasına çalıştığınız için fedakârsınız.
Stadyum köşelerinde, son paranızla aldığınız bir simidi futbolcularınızla paylaştığınız için çok insancılsınız.
Futbolcunuzun transferinden yüzde almadığınız için çok dürüstsünüz.
Maç satmadığınız için çok onurlusunuz.
Yaptığınız her antrenmanın, her maçın bir öyküsü olduğu için çok üretkensiniz.
Sabır ve şükür etmesini bildiğiniz için çok özelsiniz.
Nazım’ın dediği gibi esas olan;
Sadece yaşamak değil,
İnsana yakışır şekilde ve onurla yaşamaktır…
Teslim olmadan,
Boyun eğmeden, Sürünmeden, El etek öpmeden yaşamaktır… Dediniz.
Futbolcularınızın hep mutlu ve iyi huylu olmalarını istediniz; onlara “kişilikli” olmayı öğrettiniz.
Futbolda tüketmeden ürettiniz.
Sahalarda rüzgâr gibi geçtiniz, ancak sıcak bir kalp bıraktınız.
Zorlaştırıcı değil kolaylaştırıcı olduğunuz için hep sevildiniz.
Galibiyet duygusundan önce centilmenlik duygusunu yaşadınız. Maçın en gergin anlarında, sıkılan yumrukları “tıpkı bir çiçeğin tomurcuğunun açılması gibi” açtınız.
Futbolcueğitiminişansa bırakmadınız.
Maç kaybettiniz ama yenilmediniz, çok para kazanmadınız ama kazandırdınız, bütün yokluk ve yoksulluğa rağmen yılmadınız-yıldırmadınız;
Hep çalışmayı,
Çalışkan olmayı,
Üretmeyi,
Onurlu kalmayı,
Adam olmayı,
Karakterli kalmayı başardığınız için çok özelsiniz.
İşte, bunun için “iyi insanlar asla yaşlanmıyor.”
Kaynak:
Levent L., (2009), Yaşlılara Saygı, 2.Baskı, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, s.18.























Yorumlar