İpin Ucunu Kaçırdık
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 7 Mar 2016
- 2 dakikada okunur
Gündemin her gün farklı konular üzerinden yitip gittiği bir ülkede yaşamak hakikaten hüner istiyor. Gerek siyasal gerekse de toplumsal hayatımızda olduğu gibi sportif dünyamızda da aksiyon öylesine bol ki, neyin üzerinde duracağınızı ve neyi öne çıkartacağınızı bile şaşırıyorsunuz.
Ülkenin en önemli iki takımının şampiyonluk yarışına etki edecek olan karşılaşmasında oynanan oyundan daha çok hakem kararlarını tartışmayı hatta bunu basın toplantıları ile kamuoyu ile paylaşmayı maharet saydığımızdan başlayabiliriz. Ülkemizde her geçen gün biraz daha etkili olan ve hızla her alana sirayet eden bir yaklaşım söz konusu: kendi haklılığını göstermeye çalışmak hatta çoğu zaman bunu yaparken avazı çıktığı kadar bağırmak. Ne kadar çok bağırır ve ne kadar çok rakiplerinize korku salarsanız o kadar haklı olduğunuzu göstermiş ve kamuoyu nezdinde kendinizi temize çıkarmış olursunuz. Hatta bazen ‘istersek bizde onlar gibi yapabiliriz’ ifadelerine bile rastlayabilirsiniz, sırf kendimize saygımızdan bunu yapmıyoruz cümlelerinin ardında yatan gerçek: böyle devam ederse biz de yapacağızdır. Hakemlik alanında ülkemizin iftiharı olarak gösterilen bir hakemin, ülke futbolunun önde gelen kulüplerinin maçlarına istenmemesi yine bize özgü bir durum olsa gerektir. Birkaç hafta önce yazdığımız küfürle edepsizleşme durumunun dolu dizgin devam etmekte olduğunu hatta işin içerisine bu kez demeç savaşlarının sokulduğunu görmekteyiz. Her iki kulübün açıklamasında da küfür konusunun asıl yaralayıcı kısmına vurgu yapılmıyor olması son derece enteresan bir durumdur. Beşiktaş kulübü onursal başkanları üzerinden edilen küfürleri ön plana çıkartırken kendi kurumsal kimliklerine edilen küfürleri es geçmektedir. Buna karşın Fenerbahçe kulübü rahmetli Süleyman Seba’ya ne kadar değer verdiklerini söylemekle yetinmekte, küfür edilmemesi hususunda tek bir cümle kurmamaktadır.
Antalyaspor’da kadro dışı kalan Erman Kılıç, taraftar grubu lideri olduğunu belirten kişilerden ölüm tehditleri aldığını belirtmekte ve futbol federasyonu başkanı Yıldırım Demirören’den yardım istemektedir. ‘Antalya’da korumasız gezme tehditleri’ alan bir futbolcunun eşi ve çocukları adına duyduğu kaygının çözüm merci olarak futbol federasyonunu görmesi durumun vehametini göstermektedir. Daha önce hakemleri soyunma odasında ağırladıklarını ileri süren kulüp başkanı, yaşadıkları kanunsuzluk karşısında suskun kalan merkez hakem komitesinin yanına şimdi de futbolcunun haklarını korumak için devreye girmesi beklenen futbol federasyonu. Her şeyin birbirine karıştığı bir ülkeden söz ediyoruz ve karışık durumların karışık adamları ön plana çıkarttığı gerçeği her geçen dakika biraz daha fazla hissediliyor. Ölçünün kaçtığı, adaletin adli ve kolluk kuvvetlerinden değil federasyon başkanından beklendiği bir dönemden geçiyoruz.
Ülkenin en büyük taraftar potansiyeline sahip kulüplerinden olan Galatasaray, UEFA’dan bir yıl men cezası alıyor ve kulüp yöneticileri daha fazlasını beklediklerinden olsa gerek, durumu olağan karşılıyor. Cumhurbaşkanı bu ceza ile ilgili olarak ‘Kişiler ile kurumları birbirinden ayırmak gerekir’ ilkesine tekrar referansta bulunuyor ve yöneticilere ceza verilmesi gerektiğini belirtiyor. Aynı yöneticilerin daha önceki dönemlerde maliye bakanlığına yapmış oldukları vergi indirimi taleplerini ise unutuveriyoruz. Milyonlarca lirayı bir çırpıda sokağa atmayı becerebilen kulüp yönetimlerinin halen görevleri başında olduğu ya da görevlerine bıraktılarsa ibra edildikleri/aklandıkları bir futbol yönetimine sahibiz. İdare etme kültürümüzün öylesine her alanı kontrol altına alıyor ki her başarısızlık yapanın yanında kar kalıyor. Kimsenin rezil olmadığı bir ülkede, sorumsuz sorumlular arasında hayatlarımızı idame ettirmeye çalışıyor ve her geçen gün biraz daha ipin ucunu kaçırıyoruz.






















Yorumlar