top of page
Varlık 2_4x_edited.png

İtalyan Futbolunda Saygı Duruşu: Franco Baresi

13 Ağu
4 dakikada okunur
“Piscinin”, “Kaiser Franz”, “Il Capitano”


Piscinin


Bu üç lakap, İtalyan efsanesinin kariyerini anlatmaya elbette yetmeyecektir. Fakat kaybettiğimiz kişinin geride bıraktığı mirası anlamamıza yardımcı olacaktır. "Piscinin", kariyerinde kazandığı ilk isimdi. Gençlik yıllarındaki zayıf fiziği ve kısa boyu, ona "Küçük Çocuk" diye seslenilmesine sebep olmuştu.


17 yaşındaki Franco Baresi'nin Milan için ilk maçı. 1978. Fotoğraf: AC Milan
17 yaşındaki Franco Baresi'nin Milan için ilk maçı. 1978. Fotoğraf: AC Milan

Hikâye aslında bir reddedilişler dizisiyle başlar. Ağabeyi Giuseppe, 1972'de daha on dört yaşındayken Inter'in seçmelerini geçip nerazzurri forması giymeye hak kazanmıştı; küçük kardeş için de hedef bellidir. Ama Franco'ya kapı iki kez kapanır: önce Inter'in seçmelerinde, ardından bir başka denemede Atalanta'da. Milan'ın onu bağrına basması, teknik direktör Guido Settembrino'nun ona duyduğu güvenle mümkün olur.


Franco’nun Inter altyapısında abisiyle birlikte olamayacak olması aslında profesyonel kariyerleri için Baresi ailesine öngöremeyecekleri bir gurur meselesi ve duygusal bir krize dönmüştü. Franco, Milan altyapısına seçilmişti. Kardeşler küçük yaşlarda ebeveynlerini kaybetmiş ve onlara ablası Lucia kol kanat germişti. Ablası Lucia ilerleyen dönemlerde Derby della Madonnina (Milano Derbileri) kimi tutuğu sorusuna ise "Derbilerde kimin kazandığı önemli değil, her zaman bir kardeşim kaybettiği için üzülüyorum" cevabını vererek bunun ne kadar gurur duyulası bir durum olduğunu aynı şekilde bunun nasıl bir duygusal boyutu olduğunu anlatmıştı.


Yıllar sonra, aynı şehrin iki kulübünün kaptanlık pazubandını takan iki kardeş, San Siro'da 1978'den 1992'ye kadar tam yirmi dört kez karşı karşıya gelecekti. Maç öncesi el sıkışıp kulüp flamalarını değiş tokuş ettikleri o birkaç saniyelik sahne, 80'lerin Derby della Madonnina'sının değişmez görüntülerinden biri hâline geldi.


Derby della Madonnina öncesi Baresi kardeşler. Aralık 1988. Fotoğraf: Whistle Rewind
Derby della Madonnina öncesi Baresi kardeşler. Aralık 1988. Fotoğraf: Whistle Rewind

Bu yıllarda İtalya ligi de büyük ölçüde bu iki kardeşin formalarını giydiği kulüplerin elindeydi. Beppe'nin kaptanlığını yaptığı Inter, 1979-80 sezonunda Juventus'u üç puan farkla geride bırakarak şampiyon oldu; dokuz yıl sonra, 1988-89'da bu kez Trapattoni'nin ekibiyle ikinci kez zirveye çıktı. Franco'nun Milan'ı ise 1978-79'da onuncu, 1987-88'de on birinci şampiyonluğunu kazandı ve 1990'ların başında art arda gelen üç Scudetto'yla bu üstünlüğü taçlandırdı. Toplamda iki kardeş, kariyerlerinin on altı yıllık ortak diliminde sekiz lig şampiyonluğuna ve yirmi üçün üzerinde kupaya imza attı.


Genellikle böylesi hikâyelerde bir kardeşin kariyeri diğerini gölgede bırakır. Baresi kardeşlerde ise böyle olmadı: Beppe de Inter'de kaptanlık yaptı, kendi kulübünün tarihine adını yazdırdı. Franco'nun sonradan Avrupa'da ulaştığı boyut kardeşler arasındaki terazide onu bir adım öne çıkarsa da, ağabeyinin başarısını küçültmedi. Sadece iki farklı yükseliş hikâyesi, aynı şehrin iki yakasında paralel şekilde yazıldı.



Kaiser Franz


Lakap, bir anda ortaya çıkmadı; Baresi'nin sahadaki dönüşümünün bir yansımasıydı. Genç yaşlarda takım içindeki en ufak tefek isim olduğu için "Piscinin" diye anılıyordu; bu ismi ona, yıllar sonra anlatacağı gibi, o dönem kulüpte çalışan ve gelişimini yakından izleyen masör takmıştı. Ama kariyeri olgunlaştıkça, sahadaki oyun okuma yeteneği ve liberoluk anlayışı, taraftarların ve gazetecilerin aklına başka bir ismi getirmeye başladı: Almanya'nın efsanevi liberosu Franz Beckenbauer. Baresi'nin oyun tarzıyla Beckenbauer arasında kurulan bu benzetme zamanla yerleşti ve "Piscinin", yerini "Kaiser Franz"a bıraktı.


Bu dönüşüm, Milan'daki kariyerinin de tam olarak dönüm noktasına denk geliyordu. Piscinin, 23 Nisan 1978'de, henüz on yedi yaşındayken Verona karşısında Serie A'daki ilk maçına çıktı. O sezonun ardından Milan, Gianni Rivera ve Fabio Capello gibi isimlerle birlikte onuncu Scudetto'yu kazandı. Ama şampiyonluğun ardından gelen yıllar, kulübün en karanlık dönemi olacaktı: Milan, 1980'de Totonero şike skandalı nedeniyle, 1982'de ise zayıf bir sezon performansı yüzünden iki kez Serie B'ye düştü.


Genç bir oyuncu için kulübünü küme düşerken terk etmemek nadir rastlanan bir sadakat örneğiydi; Baresi bunu yaptı. Üstelik 1982'de, henüz yirmi iki yaşındayken kulübün kaptanlığını üstlendi — tam da bu zorlu dönemde, "Kaiser Franz" lakabının yerleştiği yıllarda. Sabrının karşılığını, kariyerinin geri kalanında fazlasıyla aldı.


1986'da Silvio Berlusconi'nin kulüp başkanlığına gelmesiyle Milan'da yeni bir çağ başladı. Arrigo Sacchi'nin göreve gelmesiyle birlikte Ruud Gullit, Marco van Basten ve Frank Rijkaard'dan oluşan Hollandalı üçlü takıma katıldı. Baresi, bu takımda sahanın en gerisinde konumlanan libero rolünü, bireysel bir ustalıktan çok kolektif bir sisteme dönüştürdü: Sacchi'nin devrimci karma alan savunması anlayışını uygulayan, savunma hattını adeta bir orkestra şefi gibi yöneten isim oydu — tıpkı kendisine ismini veren Beckenbauer'in bir kuşak önce yaptığı gibi.


Rakamlar da bu dönüşümü doğruluyordu. Milan, 1987-88 sezonunda sadece 14 gol yiyerek şampiyon oldu; ardından 1988-89 ve 1989-90 sezonlarında art arda iki Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası kazandı. Sacchi'nin ayrılışından sonra göreve gelen Fabio Capello döneminde başarı kesintisiz sürdü: 1991-92 sezonunda Milan, İtalya Serie A tarihinin rekoru olan 58 maçlık yenilmezlik serisini tamamlayarak lig şampiyonluğunu hiç kaybetmeden kazandı. 1992 ile 1994 arasında üst üste üç kez şampiyon olan Milan, 1994'te de Barcelona'yı 4-0 mağlup ederek üçüncü Avrupa kupasını müzesine kaldırdı.


Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası zaferinin ardından. 1990. Fotoğraf: Bob Thomas Sports Photography
Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası zaferinin ardından. 1990. Fotoğraf: Bob Thomas Sports Photography

Milli takımda da benzer bir yükseliş yaşandı. 1982 Dünya Kupası'nı kadroda yer alsa da sahaya çıkmadan kazanan Baresi, asıl sıçramayı 1990 Dünya Kupası'nda yaptı: İtalya'nın ev sahipliğinde oynanan turnuvada savunmanın değişmez ismi oldu, İtalya'yı üçüncülüğe taşıyan kadroda yer aldı ve turnuvanın en iyi on birine seçildi.


İtalya milli takımı formasıyla. Fotoğraf: ANSO
İtalya milli takımı formasıyla. Fotoğraf: ANSO

Il Capitano


Franco Baresi'nin kariyerini özetleyen tek bir kelime varsa, o da sadakattir. Yirmi yıl boyunca, 1977'den 1997'ye kadar, tek bir kulüpte forma giydi; on beş sezon boyunca da o kulübün pazubandını taşıdı. Bugün hâlâ birçok futbolcunun hayalini kurduğu ama neredeyse hiç kimsenin gerçekleştiremediği bir sadakat örneğiydi bu — kulübü küme düştüğünde bile ayrılmayan, en parlak tekliflere rağmen Milan'da kalmayı seçen bir kaptan.


Bu sadakatin en dramatik ve en insani sahnesi, 1994 Dünya Kupası finalinde yaşandı. Turnuvadan üç hafta önce dizinden menisküs ameliyatı geçiren Baresi, İtalya'nın finale kalmasının ardından sahaya dönebilmek için inanılmaz bir irade gösterdi ve Brezilya karşısındaki finalde takımın kaptanı olarak sahada yerini aldı. Maç boyunca üstün bir performans sergilemesine rağmen, penaltı atışlarında topu üstten auta yollayan isimlerden biriydi; İtalya'nın kupayı kaybetmesinin ardından sahayı gözyaşları içinde terk etti. O kare, bir yenilgiden çok, bir kariyerin ne kadar yürekten oynandığının kanıtı olarak İtalyan futbol hafızasına kazındı.


1994 Dünya Kupası finalinin ardından gümüş madalyayı alırken. Fotoğraf: Peter Robinson
1994 Dünya Kupası finalinin ardından gümüş madalyayı alırken. Fotoğraf: Peter Robinson

1997 yılında, sakatlıklar ve ilerleyen yaşı nedeniyle 37 yaşında futbolu bıraktı. Milan, ona olan saygısının bir göstergesi olarak sırtındaki 6 numarayı emekli etti. 1999'da taraftarlar tarafından kulübün "yüzyılın oyuncusu" seçildi.



Baresi'nin bıraktığı miras, sahadaki başarıların çok ötesine geçiyor. Paolo Maldini, Alessandro Nesta gibi kendisinden sonra gelen İtalyan savunma ustalarının üzerinde yükseldiği zemini o hazırladı. İtalyan futbolu onlarca yıldır dünyaya sayısız savunma oyuncusu yetiştirdi; ancak bu efsanelerin hiçbiri Baresi ile aynı seviyede görülmedi. Baresi'nin mertebesine ulaşmaya en çok yaklaşan isim Paolo Maldini bile, Milan formasıyla çıktığı son maçta tribünlerin " C'è solo un Capitano" (Sadece tek bir Kaptan var)" tezahüratlarıyla birlikte Baresi forması açmasıyla adeta küçük düşürüldü. Çünkü İtalyan futbolundan yalnızca bir Baresi geçti — Piscinin olarak başlayan, Kaiser Franz olarak olgunlaşan ve Il Capitano olarak sonsuza dek hafızalara kazınan bir Baresi.


Fotoğraf: Clauida Greco/AC Milan
Fotoğraf: Clauida Greco/AC Milan










Yorumlar


bottom of page