Hakemleri İdare Etmek mi, Yönetmek mi?
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 22 Ara 2014
- 2 dakikada okunur
Futbolda büyük kulüplerin lehine verilen kararlar, verilen penaltılar, görülen veya görülmeyen ofsayt gibi sorunlar müsabaka ortamını kargaşaya yatkın hale getirmektedir.
Bu süreçte güvensizliklerin yaşanması, büyük kulüp yöneticilerinin sert demeçleri ve her kulübün kendi normlarını kabul ettirme isteği futbol kalitesi düşük ligimizin adeta tuzu biberidir.
Müsabakada gösterdiği çabanın karşılığını hakemin adaletsiz yönetimi nedeniyle alamadığını düşünen yönetici, futbolcu, teknik direktör veya taraftarların, bu adaletsizliğin kaynağı olarak gördükleri hakemleri sürekli ön plana çıkardıkları gözlenmektedir.
Müsabaka da hissedilen adalet algısı azaldıkça, öfke ve stres doğal olarak artmakta, hakemlerin adil ve standart olmayan kararlarına maruz kalanların, saldırganlık eğilimi kaçınılmaz olmaktadır. Bu anlamda, hemen her müsabakada hakemlere karşı itiraz, küfürlü konuşma veya sert tepkiler sıkça izlenmektedir. Yani, ya adalet ya şiddet!
Hakemlerin müsabaka öncesinde kendilerini nelerin beklediğini bilmesine rağmen, ağır baskılara karşı bir duruş, müsabaka içinde bunları nasıl yürüteceğine ilişkin bilgi ve beceriye sahip olmaması tartışma konusudur. Bu tartışmalarda önemli olan kimin haklı olduğundan çok, tartışmaların hakem hatalarının düzeltilmesinde bir tutum yaratıp yaratmadığıdır.
Olaylara hakem penceresinden bakarsak; özellikle zorluk derecesi yüksek müsabaka öncesinde yönetici demeçleri veya medya baskısı gibi nedenlerle hakemlerin yoğun bir stres içine girdiğini, bu duruma direnç gösteremeyen, hakemlerin kontrolü kaybetme korkusuyla, hata yapmamayım derken, hata fazla hata yaptıkları görülmektedir.
Eleştirileri içselleştiren bu hakemler “maç yönetemiyor, idare ediyorlar.” Çünkü hakemin bir başkasının algısı ile kendisini anlamaya çalışması demek, kendindeki yeteneğin yerine “başkası”nın futbol anlayışını ikame etmesi demektir.
Bu durumda bireysel yıpranmalar olduğu gibi federasyon ve hakem kurulları da yıpranmadan nasibini alıyor, tıpkı hakem gibi kurullarda hedef gösteriliyor. Futbol; federasyonunun otoritesini kabul ettirme çabasına karşın, büyük kulüplerin ağırlığını koymak istemesi arasında sıkışıp kalıyor.
Federasyonun acil ve somut çözüm ararken uzun vadeli düşünmeyip kısa ve günü kurtarma eğilimi, maalesef bu suçlamaları haklı çıkarıyor.
Federasyonun yarattığı MHK algısına bakıldığında yıllardır atadığına inanma, sabır gösterme ve arkasında dik durma yerine, tercihini hep kurban verme anlayışına bıraktığı anlaşılıyor. Yaratılan güvensizlik ortamında MHK başkanının değişimi; çözüm üretme, sorunların üstesinden gelebilme yerine, adeta bir kurban seçimi görüntüsü veriyor.
MHK başkanının değişimi; akılcı bir karar mıdır? Üst düzey müsabaka yönetme becerisi olmayan hakemlerin yarattığı kargaşayı çözmek için doğru bir adım mıdır?
Hakemleri doğru seçmeden, doğru eğitmeden, bu ve benzeri soruların cevabı ne olursa olsun zorunlu değişimle, nesnel sonuçlara ulaşmak mümkün olmayacak görünüyor.
Federasyon ve merkez hakem kurulunun; futbol kamuoyunda oyun kurallarının standart olarak uygulandığını, kişisel eğilimlerle hareket edilmediği, kural ve kararların etik ve ahlaki değerlere uygun verildiği ve hakemlerin adil olduğu algısı yaratması gerekiyor.
Bu algı; hakemlere güven sorununun kolaylıkla çözümüne, müsabaka stresinin daha az hissedilmesine ve müsabakaların daha rahat ve huzurlu yönetilmesine katkı sağlar. Yoksa daha çok MHK başkanı değişir.






















Yorumlar