Giderken tersine, güvenemezsin terzine
- Ömer GÜRSOY

- 13 Nis 2012
- 2 dakikada okunur
Geçen hafta İngilizlerin yaşadıkları holigan krizini fırsata çevirdiklerinden bahsetmiştim. Lord Taylor’u bir kelime oyunu ile “masal kahramanı terzi”ye benzeterek Demir Leydi Thatcher’in iradesi ile bir devi nasıl alt ettiğinden bahsetmiştim.
Yazımın sonu da şöyle bitiyordu: “Türk futbolunu yeniden dizayn etmek için Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da yerli bir Taylor’a ihtiyacı var galiba” olarak bitiyordu.
Yazıyla ilgili daha önce hiç olmadığı kadar telefon, mesaj ve mail aldım. Herkes bu yerli Taylor’un kim olabileceğini merak ediyordu. İsim önerisinde bulunanlar bile oldu.
“Taylor Raporu” na ilgi gösterenlerin başında da Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan var. Hemen bu raporu tercüme ettirip ekibiyle üzerinde değerlendirme yapmaya başladığını biliyorum. Spor Bakanı Suat Kılıç’ın da bu çözüm önerilerini dikkate alacağını umuyorum.
Bu hafta, isimler üzerinde durmak yerine bu dizayn meselesini biraz daha açmak istiyorum.
Yıllardır bu sütunları takip eden okuyucularım bilir. İçinde bulunduğumuz bugünlere bir gün de gelmedik, göz göre göre geldik. O halde çözümü de bir günde bulamayacağımız ortada.
Şike ve tribünlerdeki şiddet sürecini bir yana bırakalım, kulüpler borç batağında iken mali disiplin uygulayacak irade yok ve futbolumuz çığ gibi yuvarlanıyor. Türk futbolunun marka değerinden bahsedildiği günlerde kaleme aldığım bazı yazıların sadece başlıklarını hatırlatmak isterim: Öldüren makyaj, Futbola da mali kural gerek, Irmak dizginsiz akıyor, Yıldırım’ın oku Özgener’in topuğu, Futbola meclis sensörü, Kulüp parası ile beylik…
Türk sporu da futbolumuzdan pek farklı değil ne yazık ki. Hala bugün Türk sporunun bir planı, bir yol haritası yok. Temel yapısal sorunlar çözülmeden sadece yamama çözümlerle Türk sporu geleceğe güvenle bakamaz. Dikilecek o kadar çok sökük var ki. Belki yeni bir elbise de spor yapımıza gerekiyor.
Bundan iki üç yıl önce spor teşkilatı yabancı bir firmaya “Türk sporunun performans planını” hazırlatmıştı. Bu rapor için o zamanlar şunu yazmışım: “Bakalım bu çalışma ışıldak gibi Türk sporunun sadece bir yönündeki problemleri çözmeye mi yönelik olacak, yoksa kör noktaları az olan bir radar gibi birçok sorunu mu çözecek?”
Değil radar, ışıldak kadar etkisi bile olmayan raporlar bugün arşivlerin tozlu raflarında mümtaz(!) yerini almış duruyor. Performansın milliyeti olmaz ama performans planının milliyeti olur. Bir yandan yabancı teknik direktörlere karşı çıkacaksın ancak ülkenin spor planını yabancılara yaptıracaksın.
Buna benzer bir çalışmayı Olimpiyat Komitesi de yapıyor. Nerdeyse yılan hikâyesine dönen ve 1,5 yıl önce başlayan ‘TMOK Stratejik Planı’ çalışmasının da kamuoyuna bir an önce açıklanmasını bekliyoruz.
Sporun geleceğini belirlemek için benim gözümde herkesin gazını almaya yönelik toplantılar olmaktan öteye gitmeyen Spor Şura’larından medet ummak da topu taca atmaktır.
Yine İngiltere’den bir örnek vereceğim. Bu sefer Demir Leydi’den değil ortanın solundan, Tony Blair’den. Blair Başbakan olduğunda ekibinden “Hükümetin 10 yıllık Planı”nı hazırlamalarını ister. Spor Bakanı Kate Hoey, 47 spor uzmanı ile 6 ay çalışarak bu stratejiyi hazırlar ve hangi bakan gelirse gelsin bu plan üzerinde yürür.
Biz ise daha çocuklarımızı spor-okul ikileminden kurtaracak çözüm önerilerini bile üretemiyoruz.
Gider iken tersine, güvenemezsin terzine. Bir terzinin başarılı olabilmesi onun elinin maharetiyle birlikte, işvereninin iradesi ile bağlantılıdır.
Göğe baktığımızda bulutları beyaz görürüz, ama biraz daha dikkatli baktığımızda aslında bulutun sarı, mavi, gri renklerini olduğunu da fark ederiz. İşte Türk sporu da böyle birçok rengi içinde barındırır. Farkındalık yaratabilmek bu fark edebilme ile ilintilidir.
Daha önce Futbol Federasyonu’nda birlikte çalıştığım Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan’ın Bakan Kılıç’ın iradesi ile Türk sporuna renk katmasını umuyor ve bulutların kararmamasını diliyorum.






















Yorumlar