Genç Teknik Direktörlerle Övünelim
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 20 Ara 2021
- 3 dakikada okunur
Övünme duygusu ve yüceltme ülküsü toplumsal yaşamda olduğu gibi futbol insanlarının vazgeçemediği duygulardandır.
Futbol dünyamızda aldığımız kupalar, büyük başkanlarımız, imparator teknik direktörlerimiz, efsane futbolcularımız, attığımız gol… Kimimiz ve neyimiz varsa hepsiyle övünüyoruz. Ama genç teknik direktörlerle övünme konusunda kural ters işliyor. Değişik dönemlerde, değişik takımlarda görev yapan genç teknik direktörlere aynı övgü ve ilgiyi göstermiyoruz. En ufak bir puan kaybına sabır gösterip ve güven veremiyoruz.
Yaşadıkları yaşayacakları ile birlikte olsun diye ürettiklerine bakmadan yaftayı yapıştırıyoruz: “Daha çok pişmesi lazım", "Bu bilmiyor!", "Değişmesi lazım"
Bu genç teknik direktörlerin oyun anlayışları veya takım kimliklerinden ne kadar hoşlanmazsak hoşlanmayalım vizyonlarını, mücadele güçlerini, öğrenme çabaları ve futbola adanmışlıklarını yadsıyamayız. Örneğin;
Çağdaş Atan oyunda belli kalıpların dışına çıkan (ismi gibi) çağdaş anlayışta bir teknik direktör, oyun anlayışında disiplinli ama yenilik ve atılımı beceriyor
Emre Belözoğlu, çok cesur kararlar ve sorumluluk alabiliyor. Takımda genç ve deneyimli oyuncu dengesini kurabiliyor. Gelişime açık belirli bir futbol anlayışı var. Yenilik ve atılımı becerebiliyor. Duygularını kontrol edemediği zamanlarda sempati ve antipatiyi aynı anda yaşatıyor.
Erol Bulut hayal gücünü gerçekle sınamaktan korkmayan, gelişime açık hırslı bir teknik direktör. Tam bir entelektüel. Etkili ve doğru antrenman yöntemleri takım yönetimini kolaylaştırıyor. Alanya, Gaziantep ve Malatya örneğinde olduğu gibi vasat oyuncularla güçlü bir ekip yaratabiliyor.
Hakan Keleş çok çalışkan, elinde hangi kadro varsa onu en verimli bir şekilde kullanmaya zorlu lig maratonunda takımını ayakta tutmaya çalışıyor. Oyuna ve oyuncuya hâkim bir oyun anlayışında başarısız oldu mu geri dönmesi çok zaman almıyor.
İlhan Palut disiplinli ve çok hırslı, her maçı kendini geliştirmek için fırsata dönüştürüyor. Mütevazı takımlarda topla geçiş oyunları ve takım savunmasındaki başarısıyla önem kazanıyor.
Nuri Şahin tüm detayları ve gerçeği gören iletişim becerisi yüksek, takım yönetimi güçlü ve mevcut durumu çok iyi biliyor. Taktik bilgisi yüksek, sorumluluk alıyor, sağlıklı strateji kuruyor ve takımını ona göre oynatıyor.
Ömer Erdoğan takımını çok yönlü oynatabiliyor. Saha da sakin, mantıklı ve soğukkanlı kalabiliyor. İdari becerisi yüksek. Oyun sistemine göre transfer ettiği futbolculardan nasıl verim alması gerektiğini biliyor.
Sergen yalçın pratik zekâsı ve hayal gücü yüksek ve radikal kararlar alabiliyor. Oyunu iyi yönetiyor ama aynı beceriyi sürdürülebilir hale getiremiyor.
Şenol Can bilgiyle hareket ediyor. Sürekli kendini güncelliyor. Her maçı başka bir açıdan hızla ele alıyor. Hayal gücü gelişmiş vizyonu olan bir teknik direktör.
Yukarıda saydığım insanlar nasıl bir Jürgen Klopp Mauricio Pochettino, Massimiliano Allegri, Pep Guardiola veya Thomas Tuchel, değillerse de (olmaları da gerekmiyor) hepsi önemli pırıl pırıl futbol insanlarıdır.
Futbolcularını her hafta akışını ve sonucunu bilmedikleri bir maça hazırlayan bu genç teknik direktörler, oyun anlayışları farklı olsa da kendilerine özgün bir oyun sistemi yaratmaya çalışarak antrenörlük değerin açığa çıkarmaya çalışıyorlar. Oyun anlayışları diğer takımlara yol gösterebilecek boyutta olan bu teknik direktörler kendilerini birtakım doğrulara inanmaya adamış gözüküyor.
Bu teknik direktörler arasındaki yapısal farklılıklar; futbol kültürü ve oyun anlayışı arasında seçim farklılıkları sunuyor. Yani oyunda, kendilerini değil ideali arıyorlar.
Bu teknik direktörler bir maç kaybettiğin sert ve suçlayıcı bir tavır takınmak yerine, daha eğitici, öğretici, alçakgönüllü, daha anlayışlı ve yol gösterici yaklaşımlar sergileyebiliriz. Eleştirilerimizde haklı olabiliriz ama büyük kazanımların akılcı eleştiri yoluyla yapıldığını ve “hata yapmayan hiçbir şey yapmamıştır” prensibini unutmamalıyız.
Aristoteles’in vaktiyle dediği gibi: “Herkes kızabilir, bu kolaydır. Ancak doğru insana, doğru zamanda, doğru ölçüde, doğru nedenle ve doğru şekilde kızmak; işte bu kolay değildir.”
Sertlik uğruna nezaketi, kesinlik uğruna da (bu teknik direktörlerin) hayal gücünü feda etmeyelim. O zaman (onlara) yeni bir şey öğrenmiş oluruz. Aksi takdirde, “yemek pişirmenin insandan daha hızlı geliştiği” ülkemizde Çağdaş Atan, Şenol Can ve Sergen Yalçın örneğinden olduğu gibi genç ve idealist antrenörlerin takımdan gönderilmesine zemin hazırlayarak belirsizliğin kalabalığına atmış, kendi yolunu bulmak için genç yaşta kimilerine “eyvallah” etme mecburiyetinde bırakmış oluruz.
Kendilerini teknik direktör sanarak değil, teknik direktör olmanın gereğine inanarak ve futbolun gereğini yerine getirmeksizin bu alanda gerçek bir antrenörlük yapılamayacağını kabul ettiklerini unutmamak gerekiyor.
Sonuç olarak, Türk futbolunda oyunda aklını kullanabilen, özgür düşünebilen, kendi kararını kendi verebilen, sorumluluk alabilen, saha da duruşu, özgüveni ve anlamı olan genç teknik direktörler var. Neyin önemli neyin değerli olduğunu biliyorlar…Yeter ki, onlara inanalım, güvenelim ve saygı duyalım.






















Yorumlar