Ezeli Rakip, Ebedi Dost Yalanı!
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 14 Nis 2014
- 2 dakikada okunur
Türkiye’de sporun ve futbolun gelişmesinde öncü konumunda bulunan iki takım arasında geçtiğimiz Pazar günü oynanan karşılaşma sonrasında kamuoyu önünde sık sık tekrarlanan ‘ezeli rakip ebedi dost’ yalanına artık son vermeliyiz.
Dünya derbisi olarak lanse ettiğimiz ancak her geçen karşılaşma sonrasında bıraktığı tahribatın biraz daha büyüdüğü bir derbiden başka bir şey değil söz konusu olan.
Fenerbahçe ile Galatasaray takımları arasında bayram karşılaşmalarından nefret gösterilerine doğru yön değiştiren bu bakış açısının arkasında hiç kuşkusuz ülke olarak geçirmiş olduğumuz dönüşümlerin de büyük etkisi var.
İşin içerisine daha fazla para ve medya gücü girdikçe bundan daha fazla pay almak isteyen kulüplerin küçük zihinsel dünyalarının etkisi ile spora/futbola atfedilen anlamlardaki değişimin etkilerini de eklemeliyiz.
1980’li yılların sonuna doğru futbol sahalarında yurtdışı karşılaşmalarında elde edilen başarılı sonuçların ardından Galatasaray yönetimi tarafından uygulamaya sokulan rakip taraftarlara belirli bir oranda bilet ayrılması kuralının ilerleyen zamanlarda hiç yer ayrılmamasına dönüşmesi bu dostluk masalının ne kadar boş olduğunun ispatıdır.
Zihinsel dünyanızın sınırları ve sınırlılıkları futbol ufkunuzun sınırlarını da belirlemekle kalmaz onun içerisindeki rakibinize bakış açınızı da yeniden biçimlendirir. Ezeli rakiplerini stadyumlarda, spor salonlarında görmek istemeyen ebedi dostlardan söz ediyoruz. Onlar bizim ebedi dostumuz ancak deplasman karşılaşmalarına gelmesinler, böyle bir dostluk tarifinin ülkemizin çok övündüğü misafirperverlik kavramı ile alakası olmadığını söylememize bile herhalde gerek yok.
Kameraların önünde birbirlerine karşı nezaket gösterme yarışı içerisine giren yöneticilerin birbiri ardına yaptıkları ‘bomba’ açıklamalar ile ebedi dostlarını her seferinde yerin dibine batırmalarını dostluk penceresinden açıklayamayız. O halde gelin bu yalanı oynamaktan vazgeçin de normalleşmeye katkıda bulunun. Sizler böyle yaptığınız sürece bundan en fazla zarar görenlerin takımlarınızın renklerinin peşinden giden ve bu doğrultuda başlarına hiç ama hiç hak etmedikleri kadar dert açtığınız taraftarlarınızın olduğunu ne olur artık görün.
Kulüp yönetimlerinin kendi başarısızlıklarını örtmek için her defasında rakiplerini aşağılayan ifadeler kullanmasını, kendi sporcuları hakkında yapmış oldukları açıklamalar nedeniyle rakiplerini eleştirmeleri sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Tartışmalar içerisinde geçen her dünya derbisi bir sonraki müsabaka için biriktirilmiş sorunlar üzerinden daha gergin bir atmosfer içerisinde oynanmak zorunda bırakılıyor. Son on yıl içerisinde bu iki takımın karşılaşmalarının ardından medyaya yansıyan haberlere baktığınızda her defasında gerginlikten beslenen bir yapının varlığı sizi karşılayacaktır.
Maç öncesi veya maç sonrası rakip takım otobüsüne yönelik saldırı girişimleri, taşlamalar vb. gibi ile maç içerisinde futbolcular arasında yaşanan kavgalar ve havada uçuşan sarı-kırmızı kartlar. Rakip takım taraftarlarının alınmadığı bu yüzden de onların takımlarını adeta savaşa gider gibi uğurladıkları görüntüler ekranlara yansımaktadır.
Arenalara bırakılan bir avuç rakip futbolcu ve teknik heyetin can güvenliğini sağlamakla görevlendirilen 3500-5000 arası polis ile maç boyunca öfke ve nefretlerini kusan binlerce taraftar grubunun karşılıklı hamleleri. Her defasında kapatılan sahalar, alınan cezalar için ‘şeriatın kestiği parmak acımaz’ diyen taraftar görünümündeki yöneticiler. Farklı renklere, seslere, yenilmeye tahammülü olmayanlar ile rakiplerine saygı duymayanların futbolu getirmiş olduğu nokta her geçen gün biraz daha kararıyor: Ötekisi, rakibi olmayan futbol, futbol değildir.






















Yorumlar