Eleştiri ve İnsaf!
- Doç. Dr. Deniz GÖKÇE

- 15 Ağu 2012
- 3 dakikada okunur
Ülkemizin insanlarının çoğunun ve bazı medya mensuplarının Olimpiyatlardaki madalya performansımız konusundaki görüşlerini oldukça komik ve yüzeysel buluyorum. Basit bir soru sormak istiyorum:Siz bir insan olarak ilk defa yaptığınız bir işi mükemmel yapabileceğinizi mi düşünürsünüz?
Ülkemizde ilk defa kadınlarda uluslararası barajı geçen üç atletle 1500 metre yarışlarına katıldık. Nevin Yanıt, 100 metre engellide iki kez Avrupa Şampiyonu olduktan sonra Olimpiyat’ta madalya kovalayan ilk sporcumuzdu; finalde kendini aşarak ulusal rekoru yeniledi. Kadın milli basketbol ve voleybol takımlarımız da ilk kez Olimpiyatlara katıldılar.
Olimpiyat standardında performansı yalnızca çok saf insanlar kolay bir şey olarak görür ve hemen eleştiriye geçerler. En kolay şey “çalışmamışlar” demektir. Oysa sporun bilimsel bir temeli vardır. Sporun hedefi, bedenin verebileceği maksimum performansı ortaya çıkarmaktır. Ancak insan vücudu, genetik etkilerin belirleyici olduğu bir ortamda çalışır.
Düşündünüz mü, neden Jamaika, Bahamalar, Cayman Adaları veya St. Kitts and Nevis gibi Karayip ülkelerinin her yerinden çıkan siyahi atletler sprint yani sürat yarışlarında hep önde? Çünkü ataları Batı Afrika’dan, örneğin Gana’dan köle olarak getirilmişlerdir.Peki neden Etiyopya, Kenya ve Sudan gibi Doğu Afrika ülkelerinden gelen atletler uzun mesafe yarışlarını domine eder? Çünkü genetik etkiler belirleyicidir.
Peki bir sporcunun bedeninden maksimum verimi alıp almadığını nasıl ölçeriz?İnsan vücudu, kalbin pompaladığı oksijenle çalışan bir makinedir. Olimpiyatlara katılan her atlet süper “fit” durumdadır. Ancak sokaktaki insanla spor bilimindeki “fit” kavramı farklıdır.
Eskiden fizyologlar fitliği VO₂ max ölçütüyle değerlendirirdi. Bugün fit olmanın en az dört boyutu olduğu düşünülüyor:
VO₂ max (maksimum oksijen tüketim kapasitesi)
Laktat eşiği (adalelerdeki asit birikimi toleransı)
Hareket ekonomisi (biyomekanik verimlilik)
Maksimum sürekli çıktı kapasitesi
VO₂ max, bir vücudun her kilogram ağırlık başına dakikada kaç mililitre oksijen kullandığını gösterir. Normal bir insanda bu oran %30 civarındadır. Yeni sporcularda %75, elit sporcularda ise %82–85’e kadar çıkabilir. Lance Armstrong’un VO₂ max değeri %90 civarındaydı — dopingden değil, doğuştan.
Ancak bilim insanları artık yalnızca yüksek VO₂ max değerinin başarı garantisi olmadığını biliyorlar. Çünkü laktat eşiğiçok daha önemli hale geldi. Laktat, pozitif hidrojen iyonlarıyla birleşip adalelerin kasılma-boşalma kapasitesini kısıtlar. Adımlarınızı atamayacak kadar yorulduğunuzda hissettiğiniz o yanma hissinin nedeni adalede biriken laktattır. Laktat eşiği, sporların aerobik (oksijenli) ve anaerobik (oksijensiz) olarak ayrılmasında belirleyicidir.
Sprint yarışları anaerobiktir; kalbin oksijen pompalamaya vakti yoktur.
Uzun mesafe koşuları ise aerobiktir.
Kürek gibi sporlarsa hem aerobik hem de anaerobik özellik taşır.
“Fit” olmak, kısaca vücudun laktik asidi temizleme kapasitesinin yüksek olması anlamına gelir.
Her insan “fast twitch”, “slow twitch” veya “intermediate twitch” denen adale lif tipleriyle doğar. Eğer vücudunuzda fast twitch (hızlı kasılan) lif oranı düşükse sprinter olmanız mümkün değildir; bu kas tipi antrenmanla değiştirilemez. Usain Bolt, bu anlamda ideal bir biyolojik yapıya sahip — doğuştan hızlı kas liflerine, iri bir bedene, uzun bacaklara ve güçlü adalelere sahip. Her şeyi sprinter olmak için Allah vergisi olarak mükemmel.
ABD Olimpiyat Komitesi’nin fizyologlarına göre, altın madalya kazanan sporcu ile dördüncü sıradaki “üzgün sporcu” arasındaki fitness farkı %1’den azdır.Bilimsel anlamda fit olmak demek, bilgiye dayalı bir şekilde, sürekli çalışarak o yüzde yarımı yakalamak demektir. Yüksek performans da tam olarak bu yüzde yarımı sağlayabilmektir.
Son olarak, bilimsel ölçüm, beslenme ve egzersizi tamamlayan en önemli faktör psikolojidir.Yetenekli doğmak madalya garantisi değildir; önemli olan başkalarından fazla çalışmak, bilime saygı duymak ve hedefe ulaşmak için kararlı olmaktır.
Bu yazdıklarım, Batı’da gazete ve dergi düzeyinde bilinen basit bilgilerdir. Time veya diğer haftalık dergilerde bile bunlar yer alır. Ama ülkemizde Olimpik sporcular hakkında ileri geri konuşanların bunlardan haberi olduğunu sanmıyorum.
Kadın voleybol ve basketbol milli takımlarımızdaki kızlarımız da çok iyi hazırlanmışlardı, ancak boy dezavantajı yaşadılar. Bu genetik bir faktör. Ayrıca ülkemizdeki aşırı yabancı oyuncu kullanımı da kendi sporcularımızı olumsuz etkiliyor.
Çözüm, iyi seçilmiş ve bilimsel bir altyapı sisteminin kurulmasıdır.Sonuçta kızlarımız, şartlara göre çok başarılıydı!






















Yorumlar