top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Değişmeyen Görüntüler

Türkiye’de mikrofonu eline geçirenler sık sık ülkenin ne kadar çok değiştiğini ve bunda kendilerinin payının büyüklüğünü belirtse de, bazı şeyler hiç ama hiç değişmiyor!

 

Son iki yıldır oğlumun isteği ile Galatasaray’ın İzmir’de oynadığı ‘dostluk!’ maçlarına gidiyoruz.

 

Stadyumun girişinden başlayarak insani hiçbir koşulun yerine getirilmediği bir ortamda maç izlemek zorunda bırakılan binlerce insanı ve onların başına gelenleri dikkatle izliyorum.

 

Atletico Madrid ile Soma’ya yardım için karşı karşıya gelen Galatasaray’ın tıpkı geçen yıl olduğu gibi İzmir’deki taraftarlarını adeta yolunacak kaz gibi görmeye devam ettiğini belirterek izlenimlerimi sizlere aktarayım.

 

İlk olarak binlerce insanın yığıldığı tribün girişlerinde birkaç kapı açan ve insanları saatlerce bekletmeyi maharet sayan zihniyetin üzerinde durmalıyız.

 

Stadyum kapısındaki kaçak girişler biraz futbol maçına gidip gelen herkesin rahatlıkla görebileceği ama her ne hikmetse stadyum yönetiminin ve saha komiseriningöremediği netlikteydi. Zaten rakamlar da bunu teyit etti, içeride yaklaşık 45 bin taraftar bulunmaktayken biletli taraftar sayısı 28 bin 653 kişi olarak tespit edildi. Yani en iyimser tahminle on binden fazla kaçak var ve bunun maliyeti yaklaşık 700 bin lira. 60 lira vererek açık tribün(maraton) bileti alanların merdivende oturarak maç izlemek zorunda bırakıldığı bir karşılaşmadan söz ediyorum.

 

Girişin rezalet, tuvaletlerin berbat ötesi(ışıkların olmadığı, kokunun insanı dışarı kaçırdığı bir ortam) olduğu bir yardım maçı söz konusu olan ve hiçbir şey sizin bir daha maça gelmeniz için uygun bir şekilde organize edilmemiş zaten taraftar terörü dışında hiçbir şey de organize değil.

 

İşin taraftar boyutunu özellikle belirtmek istiyorum çünkü taraftarlığı sadece küfür etmek ve erkekliğini ispatlamak olarak gören ve bu doğrultuda kendine asıl yakışanı yapanlar, bu karşılaşmada bir kez daha ortaya çıktılar.

 

Maça girme kuyruğu sırasında kendisini uyaran bir kadına yumruk sallayabilecek kadar ‘delikanlı!’ olan taraftarlardan bahsediyorum. Aynı taraftarlar maç içerisinde kendi takımlarının alt yapılarından yetişen ve takım kaptanlığını da yapan Arda Turan için birbirlerine girdiler. Ancak, onların birbirlerine girmelerinden en çok etkilenen maça gelen kadın ve çocuk taraftarlar oldu.

 

Takımınızı seyretmek için maça geliyorsunuz ve bir anda ne olduğunu anlamadan, insani özelliğini yitirmiş bir grup kişi üzerinize saldırıyor. Sıkışık nizam içerisinde maç seyrederken bir anda ortalık toz duman içerisinde kalıyor, stadyum güvenliği ise sizlere ömür ve içeride bolca meşale yanıyor.

 

Tribün kapatma cezasını çağdaşlık olarak gören ve bunun için ‘taraftarların birbirlerini kontrol etmelerini öneren’ federasyon yetkilileri ile onun medyadaki destekçileri acaba hiç tribünlerde maç seyrediyorlar mı? Bir dostluk karşılaşmasında ortada rakip taraftar bile bulunmazken birbirine saldıran iki grubu nasıl empati- isterseniz sempati de diyebilirsiniz- ile sakinleştirebileceksiniz!

 

Değişmeyen görüntülere kulüp başkanının teknik direktörü de bir kenara itip futbolcuları azarlamasını, binlerce insanın transfer edilen bir futbolcuyu karşılamak için havaalanını stadyum zannederek izdiham yaratmalarını da ekleyebiliriz.

 

Bunlardan çok daha acısı ise Erkan Koyuncu kardeşimizin Galatasaray antrenman tesisinin kapısında feci şekilde can vermesinin ardından karşı karşıya bırakıldığımız bildik söylemlerin kullanılmasıdır. Ölümün kutsandığı bir ülkede yaşamın ve geri kalan hiçbir şeyin değeri olamaz!

 
 
 

Yorumlar


bottom of page