top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Düğme İlikleme Sırası Terim’de

Fatih Terim, sanırım o meşhur basın toplantısında: ”Önümde ceket ilikleyenler şimdi beni eleştiriyor” diyerek bir serzenişte bulundu. 

 Aslında bu serzeniş değil bir itiraftı…

Her şey, bütün hatası burada başlamaktaydı; önünde ceket ilikletmekle…

Niye insanlara Fatih Terim’in önünde ceket ilikleme ihtiyacı içine girmişler? 

Niye Fatih Terim insanların böyle bir pozisyonunu kabul edip, geçerli kılıp, kabul ediyor?

Ve niye şimdi insanlar bu tavırlarından vaz geçtiler?

temayüllerde böyle bir duruş kabul edilemez. Çünkü bu tip taleplerin altında bilgi eksikliğinden doğan, itaat edilmesi üzerini kurgulanan biat kültürü yatar.

Öyle tehlikelidir ki bu beklenti; sonrası, büyük eksikliklerden kaynaklanan bu davranış şekli, mesleki unsurla ve yönetim mekanizması içinde sistematik kurgu haline gelir ve otoriter anlayış hakim kılınmaya çalışılır.

bir kavram var…

“Diyalektik kavramı, kelime kökü diyalog ve etik kurallı bir şekilde tez ve antitezin ortaya konulmasıyla belli bir konu üzerinden ortak değerlerin inşası anlamına gelir.”

Terim için biraz zorlayıcı bir tanım oldu, zaten bu süreci bilmediği için kendi otoriter tavrını ortaya koyarak, kendine uygun davranış kalıplarını insanların kendine karşı kullanmasını zorunlu kıldı. 

Zamanında eleştirilere açık olsaydı ve o kişiler önünü iliklemeden, tüm açıklıkla düşüncelerini ona aktarabilseydiler,yaşamı boyunca böyle bir sürece açık olsaydı, kendisi ortak bir değer yaratabilme şansına sahip olabilirdi.

Eğer eleştirinin içeriğini bilseydi…

“Eleştiri, bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünde açıklayan, başarılı ve başarısız ya da değerli ve değersiz yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutlayıp belirten yazı türüdür.”

Terim’i zorlamaya devam edeyim;

Bir takım davranış modelleri üzerinden hayatını ve mesleki unsurlarını sürdüren Terim, artık tıkanma noktasına geldi ve çıkış bulamamakta.

Çok şanslı ki; bu ülkede yaşıyor!

Çünkü analitik ve sosyal yaklaşımları ret edip, sadece dogmatik bir takım kalıpların geçerli olduğu, popülist bir toplumun içinde yaşıyor…

Çünkü böyle olmasa, 30 milyonunun yardımla geçinmeye muhtaç olan bir ülkede, dünyanın en çok kazanan Milli Takım antrenörü olamazdı. Ve sadece tesadüflere dayalı en iyi üçüncülük istikrarı üzerine elde ettiği başarılara (!) rağmen…

Aksi halde, yıllar önce kendi sürecini bitirmek zorunda kalacaktı.

Ama toplum yapısı sert, agresif, tehditkâr ve içi tamamen duygu sömürüsünü kapsayan söylemleri kabul ediyor ve donanımların ve mesleki donanımların tamamının değerlendirilmesi bunlardan sonra geliyor, belki de gelmiyor… 

Ve bu yüzden otoriter tavırlar geçerli bu ülkede…

Ama futbolun Terim için acımasız yanı; sürekli uluslararası alanda mücadele etmesidir.

Her şeyin, tüm gerçeklerin, bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaya mahkum olduğu bir alan…

Bir de, bu kadar iletişim ve bilginin çabuk paylaşıldığı ve bulunduğu zaman diliminde zaten hiç şansı olamaz…

Eğer o ceketleri ilikletmeyip, bir sandalyeye davet edip, oturtturup, tüm düşüncelere ihtiyaç olduğunu fark ederek, tüm fikirleri sabırla dinlemiş olsaydı şimdi farklı bir boyutta antrenör olurdu.

Ve böyle bir basın toplantısı yapmak zorunda kalmazdı.

Uygulamalardaki bilgi eksikliğinden kaynaklanan zafiyetlerin, her zaman telafisi demagoji ile olur.

Ve bu demagoji, aynı zamanda kişisel bir propagandadır.  

Yetersizliklerin ve donanım eksikliklerinin giderilmesine yönelik bir stratejidir bu propaganda…

Ve her zaman, otoriter zihniyedeki kişilerin böyle toplantılara ve bir zümreye ihtiyaçları vardır, ya kendi yaratırlar bu zümreyi, ya da buldukları ortamı sonuna kadar kullanırlar.

Çünkü bilgiyi kaçırmışlardır.

İşte bilgiye ulaşmak imkansızlaşınca;eksik yapı, kendi eksiğini gizleyici bir takım arabesk tasvirlereihtiyaç duyar.

Bu da feodal hiyerarşik bir düzende, otoriter bir zapttır.

Her karşı geliş ve her eleştiri bir ihanet olarak algılanır ki; Terim böyle algıladığı için o futbolcularıkadro dışı bıraktı.

Otoriteye saygısızlık(!) asla af edilmez…

Ama gün gelir şartlar değişir…

Ve başka bir üst otorite senin kabul ettiğin koşulları, sana uygular ve her şeyi kaybettiğini sana hatırlatır.

Sonra, Arda, Burak, Selçuk ve Gökhan’ı kadroya almak zorunda kalırsın ve en acısı oynatmak zorunda kalırsın.

İroniye bak ki; Şimdi düğme ilikleme sırası sende.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page