Cehalet Bilmediğini Bilmemektir
- Dr. Ahmet GÜVENER

- 24 Kas 2015
- 2 dakikada okunur
Dünyada kulüp yönetimleri için 2 temel sistem vardır: Anglosakson sistem ve seçilmiş yönetimli dernek temelli sistem.
Anglosakson sistemin temelinde ABD’deki profesyonel kulüp yönetimleri yatar. Bu kulüpler şirkettir ve sahipleri vardır. Dünya’da ABD’de ve İngiltere’de uygulanan sistemdir.
Özellikle ABD’ki sistemde temel amaç kar etmektir. Kar etmek için sportif başarı gerektiği bilinse bile yıllardır hiç şampiyon olmamış profesyonel kulüpler vardır ve kar ettikleri için kulüp sahipleri memnundur. Bu sistemde müşteri seyircidir ve mutlu edilmesi gereken kitledir. Temel amaç zarar etmeden sportif başarıdır. Zarar ederlerse iflas edip batarlar ve kulüp kapanır. Rekabet olmadan profesyonel spor olamayacağının bilincinde olduklarından zalim kapitalist sistemden kendilerini korumak için “salary cap” (maaş sınırı), sportif başarısız kulüplere “draft”ta (oyuncu seçme sistemi) öncelik gibi sistemleri geliştirmişlerdir. ABD’deki profesyonel spor, spor olmaktan daha çok bir eğlence sektörüdür. Yoksa play-off’a gitmemesine rağmen 82 maç yapıp hala tribünleri dolduran NBA kulüplerini sportif başarı kriteri açısından değerlendirip anlayamazsınız.
NBA maçlarını, play-off’a kadar sportif bir mücadele ortamından çok, bir eğlence etkinliği olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır. Kulüpleri profesyonel yöneticiler yönetirler. İngiltere’deki Anglosakson sistemi uygulayan futbol kulüplerinin yapısı da ABD’ kine benzerdir. Yalnız İngiltere’de temel amacı kar etmek olmayıp “kara para aklamak” olan bazı kulüp başkanları da vardır.
Kıta Avrupa’sındaki seçimle gelen yönetimli kulüpler için amaç kar değil sportif başarıdır. Bunun sonucunda Avrupa’da birçok kulüp zarardadır. Bunun getirebileceği zararı yıllar önce fark eden UEFA Kulüp Lisans sistemini ve mali “fairplay” kurallarını getirmiştir. Aslında, işin başında UEFA “salary cap” sistemini de getirmek istemiş ama kulüpler ret etmiştir. Başarılı kulüpler sportif başarılarını ticari başarıya dönüştürmüş şirketlerdir. Maalesef ülkemiz mali kriterler açısından Avrupa’nın en kötü konumunda olan ülkelerinden birisidir. Son olarak UEFA tarafından Trabzonspor ve Fenerbahçe’ye getirilen yaptırımlar bunun son göstergeleridir. Avrupa’nın ciro açısından 7. sırada olan ligimizin, niye en yaşlı lig olduğunu, niye en az altyapıdan oyuncu kullanan lig olduğunu, niye milli takımımızın son “başarı”lara rağmen 20. sırada olduğunu başka türlü izah edemezsiniz. Ülke futbolu hem ticari, hem sportif açıdan bir batak halindedir.
Ülkemizde bir iki istisnası dışında uygulanan sistem seçimle gelen yönetim sistemleridir. İstisnalardan birisi olan Altınordu’nun başarısı açıktır. Ülkede 20 yıldır Alp Yalman ve rahmetli Süleyman Seba’dan beri hem sportif, hem ticari başarı sağlayan kulüp Başkanı yoktur. Dernek olmasına rağmen İlhan Cavcav tarafından şahıs şirketi gibi yönetilen Gençlerbirliği’nin ticari başarısına rağmen sportif başarısı yoktur. Kulüp başkanları dernek yapısının getirdiği sorumsuzlukla kulüpleri ticari olarak batırırken, bir yandan da çoğu spor yönetiminden bihaber iken yaptıkları teknik tasarruflar ile kulüpleri sportif olarak başarısızlığa itmektedirler. Bunun en iyi örneği bugünkü Galatasaray yönetimidir. Gerek Başkan – uzmanlık alanı turizm- gerekse Genel Sekreterin – uzmanlık alanı bilişim – futbolla ilgili hiçbir deneyimleri ve de etraflarında hiç profesyonel üst düzey spor yöneticisi yokken aldıkları karar ile kulübü kısa dönemde sportif başarısızlığa, orta dönemde de ticari başarısızlığa mahkûm etmişlerdir. Özellikle ülkemizde batak kulüpler için orta vadede Anglosakson sisteme dönüşmekten başka bir kurtuluş çaresi maalesef gözükmüyor.























Yorumlar