Bir Paket de Spora Açılmalı!
- Prof. Dr. Ahmet TALİMCİLER

- 7 Eki 2013
- 2 dakikada okunur
Demokratikleşme paketini tartıştığımız şu günlerde, dikkatimizi gündelik hayatımızla yakından ilgili olan spora/futbola çevirmek şaşırtıcı gibi gelebilir.
Ancak ülkenin içinde bulunduğu ruh halinin stadyumlar üzerinden toplumsal hayatla buluştuğuna sık sık tanık olduğumuz için bu durum hiç de gereksiz olmayacaktır. Spor-Siyaset ilişkileri konusunda çekinceli konuşan buna karşın net bir biçimde bu ilişkiden yana davranan Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının, bu alan üzerinde de demokratik bir yapılanmayı hayata geçirecek adımları atmasına gereksinim duyulmaktadır. AKP iktidarı dönemi boyunca sporun devletleştirilme süreci hızlanmış ve kendisi ‘özerk’ olan buna karşın bütün yapılanması ile hükümete bağlı federasyonlardan oluşan bir spor örgütlenmesi gerçekleştirilmiştir. Başbakanın sık sık iktidarlarının hareket alanını daraltmakla itham ettiği bürokratik model, spor örgütlenmesinde bu dönem içerisinde fazlasıyla kendisine yer bulmuştur. Daha öncede yine bu köşede başbakanın spor aşkının tek başına yeterli olmayacağını dile getirmiştim. Kişiler üzerinde yükselen sistemlerin ömürlerinin kısa vadeli olduğunu tarihsel deneyimler fazlasıyla göstermektedir. Tek adam kültünün iliklerine kadar işlediği bir ülkede başbakanın futbola ve spora bu kadar müdahil olmasına da şaşırmamak gerekir. Asıl şaşırılması gereken spora siyaset bulaştırılmasın diyenlerin bizzat sporu siyasi örgütlenmenin etkin bir alanı olarak kullanıyor olmalarıdır. Şampiyon olan takımın kupasının başbakanın talimatı ile verilebildiği, milli takım teknik direktörünün seçiminde yine başbakanın etkili olduğu bir ülkede, sporun da daha demokratik bir yapılanma üzerinde yeniden inşa edilmesine ihtiyaç duyulmaktadır.
Sporu sadece tesis inşa etmek ve başvurulan organizasyonları yerine getirmek üzerinden gören zihniyet yapısının sporun asli sorunları ile ilgilenebilmek için ortak aklı harekete geçirmeye ihtiyacı bulunmaktadır. Spor politikalarımızın bürokratik hantallıkla birlikte gençlerimizi sporun dışında tuttuğunu, doping-şike ve liyakat sorunlarını aşamadığını görmek zorundayız. Belki de bütün bu sorun ve sıkıntıların da ötesinde bu ülkede yaşayan bütün insanlarımıza daha sağlıklı bir yaşama olanağı yaratacak spor yapılanmasını bir türlü başaramadığımızı görmeliyiz. Spor kültürü oluşturma doğrultusunda adımlar atmak ve küçük yaşlardan itibaren sporcu yetiştirecek organizasyonları hayata geçirmek yerine spor tesisi inşaatlarını ön plana çıkartan gençlik ve spor bakanlığı anlayışını da artık değiştirmeliyiz. Değiştirmemiz gerekenlerin başında ödül yönetmeliğimiz geliyor, bu yönetmeliğin genç sporcularımızı madalya ile birlikte kazanılacak yüksek meblağlar içeren ödüllere odakladığını ve bu uğurda doping yapmalarının önünü açtığını ve sonuçlarının ağır olduğunu fark etmeliyiz. Doping-Şike ve Yasa dışı Bahis sporun ruhu ile bağdaşmayan ve sporun gerçek değerlerinden uzaklaşmasına yol açan virüslerdir. Ülkemizin spor alanında daha fazla madalya almayı hedeflemeden önce daha fazla sporcu yetiştirmeyi ve bu sporcuları fair-play ruhuna uygun bir biçimde yarışmalara hazırlamayı hedeflemeliyiz. Elde ettikleri başarılar sonrasında isimlerini spor tesislerine verdiğimiz sporcularımızın dopingli olmaları, kendilerini rol modeli olarak gören gençlerimiz açısından hayal kırıklığı yaratmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi sporu demokratikleştirecek ve bütün toplumu bu doğrultuda kucaklayacak bir paketi hayata sokmalıdır. Ülke insanının pek çok alanda ayrıştığı bir noktada, sporun birleştirici ve farklılıkların hoşgörü ile bir arada barınabildiği gerçeğini stadyumlardan başlayarak toplumsal hayatımıza taşımalıyız.























Yorumlar