top of page
Varlık 2_4x_edited.png

Aykut Kocaman ve Şenol Güneş Kavgacı mı Olmak İstiyor?

 Türkiye’de futbol ve müsabakaların kötü yönetildiği konusunda kimin eleştirdiği önemlidir.

Fakat asıl belirleyici olan neyi, nereden ve nasıl eleştirdiğidir. Çünkü herkesin hem fikir olması, aynı derece ve şekilde tepki göstereceği anlamına gelmiyor. Tepkide bulunmak için diğerlerinden daha bilinçli, istekli, hazır ve cesur olmak gerekir.

Futbolda da tıpkı öbür alanlarda olduğu gibi üreticiden çok tüketici var. Bu nedenle, Aykut Kocaman ve Şenol Güneş’in söylemleri*, yeni bir tartışma konusu yaratmak ve kendini yıpratmaktan başka bir işe yaramıyor. Sonu gelmez yanlış anlamalar ve anlamsız tartışmalar kaçınılmaz oluyor. Her iki teknik direktörün, kişilik ve imajı ile uyuşmayan alıngan ve çatışmacı tutumları onları değersizleştiriyor.

Bu anlamda, Aykut Kocaman ve Şenol Güneş, Türk futbolunun sorunlarına kültür ve değerler açısından katkıda bulunacak cesur eleştiriler yapıyor.

Aykut Kocaman ve Şenol Güneş’in deneyimli ve güçlü kişiliklerinin işlevsel olması karşın, bazen “anlamından çok iması olan, anlamsızlığı daha sonradan anlaşılacak, eleştiren fakat yol göstermeyen” sert söylemleri, değişmeyen kaygıları azaltmak için yarattıkları bir savunma mekanizması görüntüsünde… Futbolun sorunlarını kişisel sorun gibi algılamış izlenimi veriyorlar.

Bu iki önemli teknik adamın söylem analizini yaparken, gözden hiç kaçırılmaması gereken soru “niçin, bu konuşmalara ihtiyaç duyduğu” dur.

Düzensiz futbol ve güvensiz müsabaka yönetimi gibi problemler her fırsatta bu iki teknik adamı karşı karşıya getiriyor.

Her iki teknik direktör de aslında kavgacı değiller. Biri, kötü yönetime diğer adaletsizliğe karşı olduğunu söylüyor... Muhalif gibiler, aynı şeyleri savunduklarının farkında değiller.

Bu durum, kendilerini yıprattığı gibi beklenen teknik adam rollerini de güçleştiriyor. Çünkü tüm eleştiriler teknik anlamda değil, söylemleri üzerinde yoğunlaşıyor.

“Suçlama, sorumluluğu üzerimizden atmaya yarar,

Sorumluksa yanlış giden bir ilişki de kendi payımızı görebilmeyi.”

Bu anlamda iki teknik adamın, iyi bir kariyer planlaması için aşağıdaki sorulara cevap bulması gerekiyor:

-Aykut Kocaman ve Şenol Güneş’in mevcut sistem eleştirilerinden futbolu yönettiğini zannedenler, ne öğreniyor?

- Bu eleştiriler, futbolumuzun gelişmesine, bu sorunların araştırılmasına, anlaşılmasına ve aşılmasına gerçekten yardımcı olacak mıdır?

- Aykut Kocaman ve Şenol Güneş eleştirilerinden ne ders çıkarıyor?

- Maç öncesi sakin, sonunda sinirli ve öfkeli olmaları neyi ifade ediyor?

- Maç sonu demeçlerinde, sürekli rakiplerine gönderme yapmaları bir haykırış, umutsuz bir çırpınış mı yoksa kaygan zeminli futbola karşı bir meydan okuyuş mudur?

- Bu sorunlara biçim değil, özü bakımından, öne sürdükleri somut bir çözüm önerileri var mı?

Bu soruların yanı sıra, farklı soruları üreten ve cevap arayan başkaları da var elbet; futbolun, bu sorunları bu iki teknik direktörün, her fırsatta muhalif söylem ve “kişisel bir dokunuşuyla” çözülebilecek türden gibi görünmüyor.

Çünkü sorgulanmasına gerek olan doğrular, futbol ve toplumun çelişkileridir. Eleştirilerin muhatapları etik dışı amaçların aracı olmuş gözüküyor, hepsi de nesnel düşünceyle fanatizm arasında parçalanmış durumda…

Bu çelişkiler, genelde taraftarlık biçiminde kendini gösterdiği için Aykut Kocaman ve Şenol Güneş’in, konumları açısından bir tutarlılık belirtisi sayılması gereken bu eleştirel yaklaşım ve kavrayış biçimi, rakiplerinin göreceli özelliği olan taraftarlık ve rekabetle birleşince; olayları algılama, anlama ve karar verme yöntemleri de doğal olarak sübjektif bir hal alıyor.

Bu yaklaşım eleştirileri anlamsızlaştırıyor. Genel sorunlar kişiselleştirerek, kendi inanç ve amacına göre eritebileceği veya kolaylıkla etki altına alınabilen bir nesne görüntüsü yaratıyor. Genel doğrularda buluşmak kolay ve kalıcı olmuyor. Yani, insanlar orijinal fikir, doğru tespit veya haklı eleştirilerle ilgilenmiyor.

Bu argümanların takımlarına yansıması baktıkları için, tarafsız olamıyorlar. İlke ve prensip olarak, aralarında köprü kurulamadığı için söylemlerin gri tonu olmuyor. Bir taraf, her söylenene sorgusuz, sualsiz “doğru” derken, diğer taraf anlamadan, dinlemeden “yanlış” diyor.

* İsim sıralaması alfabetiktir, başka bir anlam içermemektedir.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page