Üniversitelerde de “Top Patlak!”
- Doç. Dr. Recep CENGİZ

- 23 Ara 2018
- 2 dakikada okunur
Organizasyonun ismi: üniversiteler arası 2.lig futbol turnuvası; Yer: Antalya; Konaklama: 5 yıldızlı otel; Sahalar: Halı gibi çim; Herşey olması gerektiği gibi “Ne hoş” ama öyle değil.
Temsil ettikleri üniversite ve oralarda gördükleri bilimsel eğitimin sorumluluklarını taşımaları beklenirken, turnuva süresince;
- Hocasına futbol öğreten, taktik veren veya oyuncu değiştirtenler,
- Oyundan çıkmasına sinirlenip, hocasını fırçalayanlar,
- Dikkat çekmek için ilginç davrananlar,
- Rakip takımın yedek kulübesine sataşıp üzerine yürüyenler,
- Sahaya girip rakip takım oyuncusuna yumruk atanlar,
- Maç biter bitmez, sigarasını yakarak sahayı terk edenler,
- Her top kaptırdığında, orta yapamadığında veya kötü şut attığında biribirlerini suçlayanlar,
- Elinde telefon ağzından küfür eksik olmayanlar,
- Sürekli kaba ve belaltı espiri yapanlar,
- Tabağını tepeleme doldurunca iyi beslendiğini zannedenler,
- Tüm uyarılara rağmen havuza atlayıp, deve güreşi yapanlar,
- Sauna ve fin hamamına terlikle girilmeyeceğini bilmeyenler,
- Gece yarısı olduğu halde görgü ve kültür eksikliği içinde odalarda sesli müzik dinleyip, kahkahalar atarak tepinenler…
Anlayanlar için küçük bir üniversite sayılan futbol sahalarında sayıları az da olsa çoğunluğu etkileyen, taşıdığı üniversiteli kimliğinin entelektüel birikiminden “yoksun”, giydiği formaya “yakışmayan”, eğitimli bir insan gibi davranmayan; duygusal zekadan yoksun, bencil, sorumsuz ve saygısız bir futbolcu grubu izledik.
Ama çelişki bu kadar değil. Ya model olması ve model alınması gereken antrenörler!
Takımlarından sorumlu, birkaç gerçek bilim ve futbol insanı antrenörü bir saygı ile bir kenara bırakırsak:
- Futbolu sadece topun ağlara değmesi zanneden,
- Futbolcusundan fırça yiyenler,
- Oyuncu değiştirmek için futbolcusundan izin alanlar,
- Futbolcusuna sigara ikram edip, çakmak tutanlar,
- Rakip futbolcunun gırtlağına sarılıp küfür edenler…
Futbola bakış tarzı sıkıntılı, futbol anlayışı sorunlu, üzerine eşoftman giyinince kendini futbolun profesörü zanneden “bilmediğini bilmeyen”lerin savunulacak bir tarafı yok.
Üniversiteler arası spor müsabakalarında iki temel değerlendirme vardır. Bunlardan birincisi öğrenci sporcuların performans başarılarının ölçüldüğü düzey belirleyici değerlendirmeleri yani madalya veya kupa kazanmaları, diğeri ise üniversitelerdeki kazanımlarını yani öğrendiklerinin pratiktegösterimidir.
Değerlendirmede asıl olan sporcu öğrencilerinsporda etik değerler adına neleri anlayıp, nereleri eksik bildiği ya da ne tür kavram yanılgılarına düştüklerini belirlemektir.
Toplumun ihtiyaç duyduğu nitelikli insan gücünü yetiştiren üniversitelerin spor alanlarında da bu görevini etkili bir şekilde yürütebil-mesi öğretim ve araştırma faaliyet yürüten öğretim elemanlarının niteliği ile doğrudan ilişkilidir.
Bu bağlamda öğrenme ortamının farklılaştığı spor ortamında üniversiteli kimliği taşıyan herSKS memuru, her antrenör ve sporcunun bir bilim insanı gibi düşünmesi, bir aydın gibi davranması zorunludur.
Etik anlamda bir eylem ya da uygulama kararına varabilmek için, savunulabilecek birseçim yapmak zorundayız. Asıl işlevi bilim üretmek ve araştırma yapmak olan üniversitelerin nitelikli insan gücünü spor alanında yetiştirmesinde önemli bir rol oynadığı unutulmamalıdır. Bu zihinsel standardı düşük, düşünme ve anlama yeteneğinden yoksun antrenör sporcuların “kafalarındA geçmişte biriktirdikleri ilkel ve feodal kırıntıları” değil, olması gereken “bilimsel kazanımları” pratikte kullanma zorunluluğunu vardır. Tabii varsa!





















Yorumlar