x
6 Ağustos 2020- 2019/20 sezonunu  33.600 UEFA ülke puanıyla, 11. sırada kapatan Türkiye, Şampiyonlar Ligi'nin 2021-22 sezonuna direkt takım gönderemeyecek. Bu durumda 2020/21  Süper Lig Şampiyonu Şampiyonlar Ligi gruplarına... 31 Temmuz 2020- Türkiye Futbol Federasyonu'nun aldığı karara göre 2020-21 Sezonunda Süper Lig'de düşme olmayacak ve Süper Lig 21 takımla oynanacak. 20 Temmuz 2020- 2019-2020 Süper Lig Cemil Usta Sezonunun şampiyonu Medipol Başakşehir oldu. 10 Temmuz 2020- Federasyonun açıklamasına göre, Süper Lig'de 2020-2021 sezonu 11 Eylül 2020 Cuma günü başlayıp, 16 Mayıs 2021 Pazar günü tamamlanacak. 19 Haziran 2020- Covid-19'un neden olduğu olumsuzluklar nedeniyle UEFA Geçici Acil Önlemler başlıklı bir bildiri yayınlayarak, Finansal Fair Play konusunda kulüplere bazı esneklikler sağladı. Bu kapsamda en önemli karar: 2020 mali yılın... 19 Haziran 2020- UEFA, 2020 sezonu Şampiyonlar Ligi'nde sezonun kalan maçlarının Portekiz'in başkenti Lizbon'da oynanacağını; 2020 finaline ev sahipliği yapmayı bekleyen İstanbul'un ise 2021 finaline ev sahipliği yapacağını duyurd... 5 Haziran 2020- UEFA Finansal Fair Play kriterlerine uyum sağlayamadığı gerekçesiyle Trabzonspor 1 yıl süreyle Avrupa kupalarından men edildi... 29 Mayıs 2020 -Türkiye Futbol Federasyonu,  Süper Lig'in 12 Haziran 2020'de seyircisiz başlayacağını açıkladı. 20 Nisan 2020- COVID-19 Avrupalı kulüplerin bonservis bedelleri üzerinden takım değerlerini eritmeye devam ediyor. Premier Lig'de kulüplerin değerleri 2.2 Milyar Euro düştü.  20 Nsan 2020- COVID-19 nedeniyle Avrupa futbolunda ekonomik kayıplar 5 Milyar Euro'ya, Süper Lig'de de 1.5 Milyar TL'na ulaştı.
Buradasınız >> Ana Sayfa Haberler & Makaleler Mali Tuğrul AKŞAR Futbol Endüstrisi Üzerine NTV Yakın Plan

Futbol Endüstrisi Üzerine NTV Yakın Plan

 ntv1_bnr_a.g

Konu: Futbol endüstrisi -2007
Konuklar: Futbol Ekonomisti Tuğrul Akşar ve Spor Yazarı-Ekonomist Deniz Gökçe

2007 Yılında NTV'de Futbol Endüstrisi üzerine yapılan bir TV Programında Tuğrul AKŞAR-Deniz GÖKÇE ve Oğuz HAKSEVER...Programın çözülmüş metni...

endustriyel-futbol

 

 

Oğuz Haksever: Üç ya da dört büyüklerin taraftarları bir kez daha transfer haberlerine genelde sevindiler. Tuttukları futbol kulüpleri yine iyi diye yorumlanan, değerlendirilen oyuncular aldılar. Büyük paralar da harcandı. Kulüpler bu paraları harcayacak paraya sahip miydi, mali güce sahip miydi? Ya da harcamaları karşılayacak uzmanlarca mantıklı bulunabilecek akla yatkın mali stratejiler ortaya konulmuş muydu, bunlar boşverildi. Bu sezon öncesi üç büyük kulüp sansasyonel, ses getiren transferler yaptı. Ötekiler, Anadolu kulüpleri ne yaptı? Onlar nasıl hazırlandı, ilgilenen olmadı. Böylece Türk futbolu mali açıdan üzerinde fazla konuşulmayan ve döküntüleri de gittikçe çoğalan kulüp arka bahçeleriyle yeni bir sezona daha giriş yapmak üzere. Böylece Türk futbolu üç ya da dört büyüklerin dışındakilerin lig maratonunda nefeslerinin yine yetmeyeceği rekabetin üç ya da dört takım arasında yaşanacağı Avrupa'daki öteki liglere göre tatsız tuzsuz bir sezona daha giriş yapmak üzere. Yine de futboldaki endüstrileşmenin bir şekilde Türkiye'ye de yansıması söz konusu. Ne de olsa ortada 6 milyar dolarlık bir pasta var. İyi günler. Yeni sezon açılırken aksaklıklarıyla, mali delikleriyle, mali karanlıklarıyla ya da arka bahçeleriyle Türk futbolundaki endüstriyeleşmeyi Yakın Plan'a alıyoruz. Önce Hilmi Hacaloğlu'nun derlemesiyle mali açıdan genel duruma bakıyoruz.

 

-Büyük kavuşma bu akşam. Saat 21.45'te Bülent Yıldırım'ın çalacağı düdükle 2007-2008 futbol sezonu başlayacak ve 2 buçuk aylık hasret son bulacak. Bugüne kadar Hagi, Anelka, Ortega, Schumacher, İllie, Carew, Taffarel, Alex gibi dünyaca ünlü yıldızların boy gösterdiği Süper lig, 50. nci sezonuna da büyük futbolcularla merhaba diyecek. Dünya kupası, Şampiyonlar ligi şampiyonluğu yaşamış Roberto Carlos, Alman devi Schalke'nin en büyük silahı Cassio Lincoln bu sezon Türkiye'de boy gösterecek isimlerin en şöhretlileri. Son 10 yılda reklam sponsorluk ve yayın gelirlerinin de artmasıyla Türk futbol piyasasının 600 milyon dolarlık bir büyüklüğe ulaştığı tahmin ediliyor. Tahmin ediliyor diyoruz çünkü çifte sözleşmeler ve şeffaf olmayan bilançolar net bir rakam hesaplanmasını engelliyor. Bu 600 milyon doların yaklaşık yüzde 80'i 4 büyük kulüp tarafından paylaşılıyor. Ancak Türk futbolunun katkı yaptığı birçok sektör var. Yiyecek içecek, tekstil, iletişim, ulaştırma gibi sektörleri de ilave edince modern zamanların bu en büyük kitlesel seyrinin oluşturduğu değer 6 milyar doları buluyor. Bağımsız bir Alman istatistik kurumu'nun yaptığı çalışmaya göre, Süper lig Avrupa'nın 6. ncı büyük ligi. İngiliz Premier lig'in birinciliği aldığı sıralamada Süper lig, İspanyol La liga, İtalyan Serie A, Alman Bundesliga ve Fransa ligi'ni takip ediyor. Hollanda ve son zamanlarda futbola büyük yatırım yapan Rusya Türkiye'nin ardında yer alıyor. Televizyonlar aracılığıyla milyonlarca eve giren futbol, dünya ekonomisinde etkisini 10 yıl önceye göre çok artırdığı gözleniyor. Dünya futbol pazarını 25-26 milyar dolar olarak hesaplayan ekonomistler, yan sektörlerin de devreye girmesiyle pastanın 250 milyar dolarlık bir büyüklüğe ulaştığını söylüyor.

 

Oğuz Haksever: İki iktisatçı konuğumuz var, İktisatçı Deniz Gökçe Gazeteci yazar ve futbol iktisatçısı ya da futbol ekonomisti Tuğrul Akşar bizlerle birlikte. Her ikisi de bu konuya eğilen isimler. Tuğrul bey kitapları da olan bir isim. Önce Tuğrul bey ile başlayalım hocam izninizle.

 

Deniz Gökçe: Tabi.

 

Oğuz Haksever: Ne dersiniz Türk futbolu gerçekte endüstrileşmiş mi sizce?

 

Tuğrul Akşar: Biz tabi endüstrileştiğini tam anlamıyla söyleyemiyorum ben ama yani Türk futbolu da bugün kendi içinde yarattığı ciddi bir değer var. Siz zaten girişte de kısaca programda bahsedildi. Türkiye futbolunun bugün yaklaşık 600 milyon dolar civarında yıllık yarattığı bir gelir var. Bu gelirin benim kendi hesaplarımda hocamla da paylaşmışızdır zaman zaman, futbol kendisi bir birim gelir yaratırken 9-10 birim de kendi çevresinde sinerji ve ilave katmadeğer yaratıyor. Dolayısıyla etki ettiği iletişim sektöründen, turizm sektörüne varıncaya kadar yaklaşık bunun Türkiye genelinde 6 milyar dolar civarında bir pazara sahip olduğunu görüyoruz. Toplam büyüklük olarak dünya futbolu yaklaşık 200-250 milyar dolar civarında ama futbol kulüplerinin yaratmış olduğu toplam gelir de yaklaşık 22-23 milyar dolar civarında bir rakam. Şimdi Avrupa, biz Avrupa ve Uefa'ya tabii olduğumuz için Uefa'da bugün 53 ülke federasyonu var ve bu 53 ülke federasyonu içerisinde yaratılan toplam gelir deloitte'nın yıllık yapmış olduğu araştırmalara göre yaklaşık 17 buçuk milyar dolar. Türk futbolunun 500-600 milyon dolar olduğunu dikkate alırsak Avrupa'daki büyüklüğü yüzde 3'e filan karşılık geliyor. Aslında bu çok küçümsenecek bir rakam değil ama Türk futbolu Avrupa futbolunun ulaşmış olduğu bugünkü endüstriyel dönüşüm aşamasına tam anlamıyla ulaşamamıştır diye ben gözlemliyorum ve yorumum bu yönde. Zaten bütün sıkıntımız bu endüstriyel dönüşüm dinamiklerini yakalayamamamız ve o nedenle de Avrupa ile futbolda mali anlamda ve sportif anlamda rekabette geride kalıyor olmamız. Bunun tabi çok çeşitli yapısal nedenleri var, bunları hocam da çok daha iyi bilir. Yani bizim çalışmalarımız Türk futbolunun Avrupa'da ve dünya futbolunda gidebileceği noktada önünü kesen, ayağına pranga olan bir takım sorunların analizi ve bunlara yönelik bir takım çözüm önerilerinin ortaya çıkartılması. Bizde zaten bunu yapmaya çalışıyoruz.

 

Oğuz Haksever: Çok da güzel organize edilmiş bir internet siteniz var yani.

 

Tuğrul Akşar: Evet www.fesam.org yani futbol ekonomisi stratejik araştırma merkezi diye. Aslında thinktang diyebileceğimiz gerçekten Türk futbolunda vizyon verebilecek, Kutlu Merih hocama da buradan selam iletiyorum, onun çok büyük emekleri vardır bu işte. Onunla beraber 2003-2004 yılında başladığımız ama yavaş yavaş işte suya atılan taşın etrafına yaydığı halkalar gibi ...

 

Oğuz Haksever: Epey genişlemiş evet.

 

Tuğrul Akşar: Bayağı bir geniş kitlelere ve kesimlere ulaşma olanağı yakalayan bir platform futbol ekonomisi stratejik araştırma merkezi. Biz burada ciddi makaleler yayınladık. Aslında bu makaleler yurtdışında yayınlanmış olsaydı benim kendi kişisel tahminim herhalde çok ciddi bir servete sahip olabilirdim ben kendi adıma konuşuyorum, hocam çok daha iyisini bilir ama bizde de çok önemli etkiler oluşturdu. Kulüplerden, özellikle futbol adamlarından çok önemli geri dönüşler var. Özellikle yurtdışından çok fazla ilgi var ama biz yine de hakettiğimiz ilgiyi tam anlamıyla göremediğimize de ben inanıyorum ama her geçen gün çok daha fazla geniş bir kesime de ulaşabildiğimizi tahmin ediyorum.

 

Oğuz Haksever: Sağolun. Deniz Gökçe hocam siz ne dersiniz, kulüplerimiz mali açıdan başarılı mı?

 

Deniz Gökçe: Şimdi bunu söylemeden evvel Tuğrul kendisi utanır, Türkiye'deki en alçak gönüllü insandır. Bir mesaj verelim burada. Tuğrul Akşar Türkiye'de bir avuç ciddi futbol ve futbol ekonomisi analizi yapan, düşünen insanlardan biri. Tuğrul bir finansçıdır, ben onunla yıllar önce mesleki eğitim esnasında tanışma fırsatını buldum, o zamandan beri dostuz. Bakın şu 2005 yılında çıkardığı endüstriyel futbol diye bir kitap. Bu kitap yüzlerce sayfadır, işte yayınlanmış bir sürü eserleri de var 500 sayfaya yakın. Bu da geçen yıl Kutlu Merih'le beraber ki Kutlu Merih hocamız da bir öğretim üyesidir, bir akademisyendir. Çok toplumsal bir bakan bir insandır hayata. Sosyal görüşleri kuvvetli olan bir iktisatçıdır. Beraber yaptıkları futbol analizi de bu da dediği gibi uluslararası arenada yayınlanmış olsaydı dünyada standart referans haline gelecek bir kitaptı. Burada hiçbir şeyi yüceltmiyorum sadece Sezar'ın hakkını Sezar'a veriyorum. Dolayısıyla biz burada 2 kişi oturuyorsak şu anda işin ustası Tuğrul'dur.

 

Oğuz Haksever: Ki duydum bir parantez açayım. Okudum daha doğrusu 1.500 basılmış galiba endüstriyel futbol.

 

Tuğrul Akşar: Evet evet.

 

Oğuz Haksever: 900 küsur tane satılabilmiş.

 

Deniz Gökçe: Şimdi tabi Türk toplumu çok büyük bir değişim içinde. 50 sene evvel Türkiye'de nüfusun sadece yüzde 15'i kentselken bugün yüzde 65'i kentsel. O zaman da kentsel eğlence ön plana geçiyordu. Şimdi futbol kulüplere gelmeden evvel 1-2 genel bir şey söyleyeceğim izin verirse. Futbol aslında sporların en demokratik olanı. Neden? Tarlada oynanabiliyor, sokak arasında oynanabiliyor. Hatta iyisi sokak arasında oynanıyor biliyorsunuz. Hannibals hep bunu söylerdi İngiltere'de, yani bu sokaklarda futbolu yasak ettiniz, tarlalar, arsalar gittiği için artık futbolcu yetişmiyor eskisi gibi. Çok demokratik olmasının bir nedeni kısa boylu biriyseniz adınız mikro Mustafa size yer var. 2 metre >an Koller'seniz sadece kornerlere kafa vuruyorsunuz, fazla hareket etmeseniz de yer var. Her tip insana yer var. Halbuki basketbol gibi 2.25 olunca avantajın var gibi bir şey değil veya Amerikan futbolunda olduğu gibi quarter bek bir kişi, 80 kişi koşuyor bir kişi önemli gibi değil. Burada her oyuncunun fonksiyonu var. Kollektiviteyi öğretiyor insana. Bir kişi hiçbir futbol takımını şampiyon yapamaz, hiçbir kişi. Bu kollektiviteyi öğretiyor, son derece demokratik ve insanın içindeki bu tabii hislere yani tekme atmak doğal bir his. Yani bu hissi tatmin ediyor. Dolayısıyla popülaritesi tamamen buradan geliyor bu sosyolojik olgudan dolayı. Toplumsal, kollektif, demokratik falan şimdi bu bir. Ancak geldiğimiz zaman endüstriyel futbola, futbol bir ürün, satılan pazarlanan bir ürün haline geliyor. O zaman bir fabrika diye düşünmemiz lazımdı ürün üretecek. Şimdi orada sorunlar var. Çünkü üretecek olan fabrika yani disiplinli, bilimsel futbolu ki sonra seyirciye sunulacak, üretecek fabrika iki kanaldan üretebilir. Bunun bir tanesi okul sporu. Bugün bir Amerikan basketbolunda, beyzbolünde veya Amerikan futbolunda ileride yıldız olup da 50 milyon dolarlık mukaveleye imza atacak adam 13 yaşında belli oluyor. Le Brown James tespit edildiği zaman basketbolcu, şu andaki en büyük yıldız, 14 yaşındaydı. Okul sporunda sivriliyordu. Şimdi burada üzülerek söylememiz lazım ki bundan 50 sene evvel Türkiye'de okul sporu vardı, basketbolda 20 teknik üniversite girildi, bilmem Darüşşafaka girildi, futbol dedin mi okullar vardı, askeri mektepler, mülkiye, teknik şu bu falan okullar geri plana gitti. Okul sporu bizde sıfır. Dolayısıyla fabrikanın ürünü oradan gelmiyor. Bir diğer yer altyapıdır, yani İngiltere'de atlet track clup denen atletizm kulübünden yetişir, sosyal kulüplerden. Öyle bir şey de yok bizde. Kulüplerin altyapısı da yok. Şimdi Fenerbahçe Türkiye'de en çok taraftarı olan, en büyük olanakları oluşturan şu anda kulüp, Fenerbahçe altyapısından takımda sürekli oynayan son futbolcu Müjdat'tı 20 sene evvel. Semih de genç Semih diyoruz 26 yaşına geldi. İşte yakında herhalde Ssk emeklisi falan olacak halen genç Semih diye takıma girmeyi bekliyor. Şimdi bu iki mecra olmayınca futbol bir üst yapıyor. Zaten Tuğrul da belki katılır söylediğime, Türkiye'nin futboldaki dünya şampiyonasındaki 3. ncülüğü, Galatasaray'ın Uefa'daki başarısı gibi aslında bütün taraftar ve takımların arzu ettiği şeyler hep üst yapı olarak gelişti. Çoğu üst yapı demek işte orada bir Şenez Erzik çıktı ortaya ve 3 bin kişilik bir teşkilat kurdu, antrenörleri getirdi, Serpil Hamdi Tüzün'dü, Fatih Terim'di, Piontek'li bir sistem kuruldu, oradan 40 tane üst düzey futbolcu çıktı, onların yanına 20-30 tane yabancı getirildi denendi, Derwall gibi bir ustayla başlandı Galatasaray'da, milli takımda organize olundu ve o bize işte Avrupa 8. nciliği, dünya 3. ncülüğü getirdi. Şimdi bu üst yapı fakat burada bir problem var. Üst yapıda da para kazanılabilir, fakat Tuğrul birazdan versin rakamları ciroları artmakla beraber operasyonel karlarının düştüğü bir ortam var. Yani yeterince gelir üretemiyorlar. Buna karşılık da salt üst yapı olduğu için taşıma suyuyla döndürmek mecburiyetindeyiz. Yani şimdi Aurello 50 bin dolara falan getirilen sonra Trabzon'da çıraklığını geçiren, sonra Fenerbahçe'ye transfer olan, sonra Türk olan, milli takımımızda oynayan üst düzey bir futbolcu. Bütün eğitimin Türkiye süper lig'inin üst yapısında görmüştür. 3 kişi birden gelmişlerdi Trabzon'a hatırlıyorsun. Tabi burada bir başka model de olabilir. Gençlerbirliği Geremi'yi getirdi kaç paraya geldiğini bile bilmiyorum Tuğrul belki hatırlarsa, bir kaç yüz bin dolarla oynadı burada, şimdi Chelsea'da oynuyor, milyon dolarlık, milyon euro'luk, pound'luk bir oyuncu oldu. Şimdi bu mekanizma tamamen üst yapı olarak ve taşıma suyuyla dönüyor. Bunun sonucu olarak da bir senelik futbolcular, bir senelik antrenörler, sürekli borç içinde kulüpler.

 

Oğuz Haksever: Yani bir başarısızlık ....

 

Deniz Gökçe: Büyük bir başarıszlık. Şimdi burada Tuğrul'a bırakalım ve o biraz rakam versin.

 

Oğuz Haksever: Nedir sayıları bunların?

 

Tuğrul Akşar: Evet. Şimdi şöyle gireyim bende konuya; bende olaya şöyle bakarım. Yani doğada her olayın, her olayın mutlaka bir sebebi vardır ve bu sebep sonuç ilişkisi içerisinde ...

 

Deniz Gökçe: Tek şeyi unuttum; bütün bunların üstünde bir de sosyolojik olgu var. Belki Can Kozanoğlu'nu getirseydik o söylerdi bunu. Türk milleti rekabet sevmiyor biliyor musunuz? Ekonomide de sevmiyor, korumacılığı istiyoruz, sporda da rekabeti sevmiyoruz. Hep benim takımım şampiyon olsun.

 

Oğuz Haksever: Ne olursa olsun.

 

Deniz Gökçe: Ama bunun için de gerekli fedakarlığı vermeye de razıyım, pardon Tuğrul sözünü kestim.

 

Tuğrul Akşar: Estağfurullah. Şimdi futbolun altyapısıda ciddi problemlerimiz var, burası bir gerçek. Hocam bahsetti, sosyolojik anlamda rekabeti gerçekten sevmiyoruz. İktisadi koşulların ben daha çok üst yapıyı belirlediğini, insanın düşünsel yapısını da biçimlendirdiğine inanan bir insanım felsefe olarakta. Altyapıda siz dengeli ve düzenli bir yapı kuramadığınız taktirde üst yapıda çok da başarılı olma şansınız yok. Bugün Türk futbolu aslında Avrupa ve dünya futbolundan hakettiği payda alabilecek yetenek havuzuna sahip. 70 milyonluk memleket olarak da biz gerekli düzenlemeleri yapabilsek üst yapıda çok önemli başarılara imza atabiliriz. Altyapıda nedir problemlerimiz diye soracak olursanız, bir kere altyapıda hocamın söylediği gibi rekabeti olanaklı kılacak, dengeli rekabeti sağlayacak bir dengeli gelir dağıtımı yok. Yani futbol kulüplerimizin işte yıllık gelirlerini topladığınız zaman ki bu gelirlerin yüzde 95'i süper lig tarafından üretiliyor. Yüzde 95'i üreten futbol kulüplerinin buradan aldığı paya baktığımız zaman 3 büyük kulübün yaklaşık yüzde 42 gibi toplam yıllık gelirden pay aldığını görüyorsunuz.

 

Oğuz Haksever: Sadece 3 kulüp yüzde 42.

 

Tuğrul Akşar: Sadece 3 kulüp, 3 kulüp. Şimdi lig 18 kulüpten ibaret ve lig bir dayanışmacı rekabet anlayışına göre şekillenir. Yani normal iktisadi hayatta olduğu gibi rekabette rakibinizi yoketme diye bir şansınız yok. Rakibinizin de yaşaması lazım ki sizin bu rekabeti devam ettirebilmeniz için. İktisatta rakibinizi çökertebilirsiniz.

 

Deniz Gökçe: Liverpool ile Chelsea oynayacak, yoksa Sultansuyu ile Fenerbahçe oynarsa olmaz iş yani evet.

 

Tuğrul Akşar: Bu altyapıdaki dengesiz gelir dağılımı dengede rekabetin önünü kesiyor. Bu genellikle belki burada radikal bir söylem olacak ama yani ben bunu söylemekten de çekinmiyorum, tamamen 51 yıllık futbol tarihimize baktığımız zaman, profesyonel futbol tarihimizde 3 büyüklerin ekseninde şekillenmiş onları koruyan, kollayan ama ne yazık ki sportif ve mali anlamda başarıya ulaşamayan statükocu bir düzen var bugün. Bu düzen içerisinde bizim çok daha fazla yolalma şansımız yok. Mevcut düzen zaten 3 büyüklerin bu pastadan çok daha fazla pay almasını getiriyor ama 3 büyüklerin kendi yapısında futbol federasyonumuzun kendi yapısından kaynaklanan bazı olanaksızlıklar demeyeyim aslında, düzenlemeden, yönetişimsel eksikliklerden dolayı Türk futbolu bir yere gidemiyor. Şöyle bir örnek verelim; bugün benim yaptığım çalışmalara göre mesela toplam futbol kulüpleri gelirlerimizin Tv yayın haklarının yüzde 42'si 4 büyüklere gidiyor. Yaklaşık yüzde 50'si diyebiliriz. Tribün gelirlerinin yüzde 49'u yani yüzde 50'si yine 4 büyük kulübe ait. Sponsor gelirlerinin yüzde 23'ü 4 büyük kulübe ait. Saha içi reklam pastasının yüzde 35'i 4 büyük kulübe ait, diğer gelirlerin yüzde 27'si 4 büyük kulübe ait. Yani biz o zaman 3 büyükleri bir kenarda şekillendiriyoruz, onlar lig çatısının üstünde, onun dışında 15 takım da birarada. Hadi birbirinizle rekabet edin ve Türk futbolunun kalitesini yükseltelim diyoruz. Altyapıda dengeli gelir dağıtımını kurmadığınız sürece, dengede rekabeti sağlamadığınız sürece Türk futbolunun kalitesini arttırmamız mümkün olmadığı gibi futbol dışı bazı ögeler, yani teşvik, şike, rüşvet, şiddet, siyaset gibi unsurların da futbola etkilemesine çanak tutmuş oluyoruz, bu yapılanma içerisinde.

 

Deniz Gökçe: Bir örnek verebilir miyim izleyiciler için? Kayseri işte Anadolu'da Gaziantep, Denizli, Kayseri, Konya bunlar gelişen, sanayileşen yerler. Kayseri 600-700 bin nüfusu olan bir kent. Bu kentten 2 tane takım vardı kentte Erciyes'le Kayserispor. Kayserispor geçen yılın zirvede başladı, ligi zirvede götürdü sonra daha aşağıya düştü.

 

Oğuz Haksever: Bu yüzden nefesleri kesilmesinden bahsediyorduk.

 

Deniz Gökçe: Peki neden kesildi? Bütün belediyede çok iyi yönetime rağmen ve sanayi sektöründe yeni bir kent takımı olması nedeniyle üste çıkmış desteklemesine rağmen Erciyes'i tutamadı, Kayserispor da zirveden düştü. Neden? 11 tane futbolcusu var, o 11 tane futbolcudan öteye gittiğin zaman onlar genç çocuklar. Tabiki yetenekli çocuklar ama sen Gökhan milli takımın santraforu sakatlanıp çıkıp onun yerine genç bir çocuğu koyduğun zaman o genç çocuğu da altyapıdan gelen 8 yıllık birikimi yoksa Mancester United'ın altyapısındaki gibi neticeyi alamıyorsun, kırmızı kartla, sakatlıklar sonucu ilk 11'ten öteye gittin, bu tamamen bir altyapı ve parasal olanak meselesi. Kayserispor şimdi bu sene eğer o ilk 11'in ötesindeki 7-8 futbolcuya yatırım yapıp orada da kaliteyi düşürmeyecek bir hale getirmişse ciddi bir şekilde zorlayacaktır, bunu zaman içinde göreceğiz ama bu söylediği işte dağılımın eşit olmaması. Fenerbahçe'de de kenarda da uluslararası şöhret sahibi 10 kişi oturuyor.

 

Oğuz Haksever: Söylediklerinizden sanki o Anadolu'daki kulüplerinin de bir vizyon, misyon açısından bir günahları olmadığı, bütün bu adaletsizlikten dolayı onların bu hale düştüğü başka bir izlenim var.

 

Deniz Gökçe: Oğuz başka bir problem var. Şimdi soralım yani Tuğrul'un fikrini de merak ediyorum, senin de. Çünkü o da çok meşgul olduğu için biraraya gelip konuşamıyoruz. Belediyenin görevi midir futbol takımı çalıştırmak? Yani Ankara belediyesi su borusu mu yapsın, futbol takımını mı finanse etsin? Şimdi bu soru bence temel soru. Belediye işin içine girdiği zaman belediyenin de yapabileceği belli bir zorlama var. Çok sporu seven biri. Şimdi Pendik belediye reisi Erol bey vardı, dedi ki; başkan dedi ben bir başkan olarak dedi bu bölgeye Pendik'e insanların yürüyüş yapacağı alan, gençler için yüzme havuzu, park yapmak için buraya geldim dedim ama dedi birinci gün poşet içinde getirip Pendikspor'u koydular kucağıma dedi. Şimdi bölgenin en nüfuslu 100 kişisi gelip belediye reisine bu yaşayacak dediği zaman belediye reisi ne yapacak? Çocuklara yüzme havuzu mu yapsın, okullara tesi mi yapsın, yoksa Pendikspor'u mu yüzdürsün? İşte burada Türkiye genelinde bir vizyon sorunu var, anlatabildim mi?

 

Tuğrul Akşar: Evet. Vizyon sorununa bende şöyle bir katkı yapayım hocama; şimdi şuradan örnek verelim. Son 10 yılda transfere harcanan toplam tutar 750 milyon dolar civarında, son 10 yılda. Tüm futbol kulüplerimiz 750 milyon dolar, bunun yaklaşık yüzde 97-98'i süper lig tarafından gerçekleştirilmiş ve bu toplam transfer harcamasının yüzde 84'ünde 3 büyükler yapmış.

 

Oğuz Haksever: Muazzam bir örnek.

 

Tuğrul Akşar: Muazzam bir rakam ve bu 750 milyon doların da yaklaşık 495-500 milyon dolarlık kısmı yabancı futbolcu transferine gitmiş. Bunun da yüzde 88, yüzde 89'unu yine 3 büyüklere gerçekleştirmiş. Bu 10 yıllık süre içerisinde futbolcu satımından elde ettiğimiz gelirlerin toplamı da 49 milyon dolar. 750 milyon dolar transfere para harcıyoruz ama yurtdışına sattığımız toplam futbolcudan elde ettiğimiz rakam 49 milyon dolar.

 

Deniz Gökçe: Burada menejer kazığı da diyebiliriz buna tabi.Tabi yönetici beceriksizliği ve menejer kazığı birarada.

 

Tuğrul Akşar: Yani yine siz girişte jenerikte vardı, Alman sitesi dediniz transfer market sitesidir. Transfer market sitesi hocam futbolcu bonservis bedelleri üzerinden tüm Avrupa'daki kulüpleri bir sıralamaya tabi tutuyor. O sıralama içerisinde Türk süper lig'i 6. ncı sırada. Şimdi bu çok önemli bir rakam. Yani bizim paramız var aslında ve biz paramızı harcıyoruz ama paramızı ne kadar verimli kullandığımız konusu soru işareti. 750 milyon dolara 10 yıllık süre içerisinde bir süper kupamız, bir Uefa kupamız, bir de dünya 3. ncülüğümüz var.

 

Oğuz Haksever: Bu karşılaştırmaya bakınca evet.

 

Tuğrul Akşar: Şimdi olaya bakmıyoruz ama ....

 

Deniz Gökçe: Ve ikisi de birbiriyle korelasyondur, çünkü ikisini de özerk federasyonunun çıktığı 89 sonası yapılan teşkilatlanma ki o teşkilatlanma 2003'te çöktü. O teşkilatlanmada yetiştirilen 40-50 kadar futbolcu Galatasaray, Fener, Beşiktaş'a dağıldı. Galatasaray'da daha çok miktardaydı, Galatasaray gitti Uefa derecesine, milli takım da gitti Avrupa 8. nciliği, dünya 3. ncülüğünü o kuşak yaşlanınca da yenileyemedik onu. Bu doğru mu bu söylediğim?

 

Tuğrul Akşar: Aynen aynen. Zaten özerk federasyon uygulamasıyla olay bu noktaya geldi.

 

Oğuz Haksever: Doğru. 750 milyon dolara bu mu yani?

 

Tuğrul Akşar: Kaynaklarımızın çok etkin kullanılmadığını söylüyorum. Yani transfer market sitesinin Türkiye süper lig'ini 6. ncı sıraya taşıması Türk futbol kulüplerinin aslında futbolcu transferinde çok ciddi para harcadığını ortaya koyuyor. Çünkü 5 büyük ligin hemen arkasından geliyoruz, yani çok önemli bir rakam. Hatta Hollanda, Belçika veya diğer bazı önemli futbol liglerini de geride bırakmışız ama sizin sorunuza gelelim; şimdi transfer market sitesine göre Türkiye süper lig'inin değeri yaklaşık 503 milyon euro. Bu çok önemli bir rakam 503 milyon euro. Yani 503 milyon euro'luk bir para ödemişiz ve bonservis bedelleri üzerinden süper lig'in değeri ortaya çıkmış. Peki bu nasıl finanse edilmiş? Yani 503 milyon bugün futbol kulüplerimizin gelirlerini topladığınız zaman toplam yani gelirlere baktığınız zaman işte ben söyleyeyim size, 500 ile 600 milyon dolar civarında toplam Türk futbolunun geliri var ve kulüplerimizin gelirleri ve giderleri arasında da her sene tersine dönen benim nakit açığım veya bütçe açığı dediğim belli bir kısım var ve futbol kulüplerinin aslında bu tür transferlere kendisinin yeterli kaynağı olmamasına karşın yabancı kaynaktan kendilerine fon sağladığı ama sağlanan bu yabancı kaynağı da çok etkin ve verimli kullanamadığını görüyorum. Genellikle o yüzden Türk futbolu mali anlamda Avrupa'yla rekabet edebilmekten çok daha uzak. Hocamın söylediği doğrudur, bir kere futbol kulüpleri bunun günümüzde operasyonel anlamda kendi faaliyetlerinden kar da elde edemiyor. Yani bugün İngiltere'de 5 tane sadece futbol kulübü kendi faaliyetlerinden kar elde ediyor, onun dışında futboldan para kazanmak çok zor. Yani ünlü futbol iktisatçı ve profesörü var ...... göre; futbol bir kara delik ve oraya atılan hiçbir para hiçbir zaman geri dönmez. Yani futboldan para kazanmak mümkün değil. Peki o zaman futbola niye insanlar bu kadar para yatırıyor? Bugün futbol endüstriyel futbol diye nitelendirdiğimiz aşamada artık diğer ürünleri pazarlayan ürün konumuna gelmiş. Yani bugün futbol açısıyla siz digital platformlar sayesinde 3.5-4 milyar ....

 

Deniz Gökçe: Ve yeri satmak için ... stadında yer açıyorsun.

 

Tuğrul Akşar: Yani futbolun bu muazzam büyüklüğü futbol topunun yapısının değişmesinden tutun da yani çok akıllı toplar üretiliyor. 2006 dünya kupası'nda oynanan futbol adı Teamgeist, hocam Almanca daha iyi bilir, takım ruhu verilen top 180 dolardan satıldı ve bunlar Malezya gibi, Uzakdoğu'da 10 dolara, 15 dolarlara satılan ve çok ciddi bir devasa şey var ....

 

Deniz Gökçe: Kuyruk vardı almak için.

 

Tuğrul Akşar: Kuyruk var, kuyruk var.

 

Deniz Gökçe: Peki bir soru soracağım, bakın ciddi düşünmemiz lazım. Oğuz sende hayata toplumsal gözlükle, sosyolojik gözlükle bakmayı seven bir insansın. Biz sporcu bir millet miyiz?

 

Oğuz Haksever: Pek öyle görünmüyor.

 

Deniz Gökçe: Sen ne dersin Tuğrul?

 

Tuğrul Akşar: Bence de değiliz.

 

Deniz Gökçe: Değiliz, bakın. Sporcu değiliz bir, rekabeti sevmiyoruz iki, bunun sonucu atılan şişeler, yapılan küfürler, kavgalar, kesilen yayın kabloları, hakem dövmeler falan oluyor. Şimdi bir de bizde bu çarpıklıklar var ekonomik yapının çarpıklığına ilave olarak ve o zaman ortaya çıkan çoğula ben utanıyorum ben. Arena stadı'na gidiyorum Ajax'ın maçına, lüks otobüslerle geliyor bütün ailesiyle insanlar. Bir elektrikli merdivenden stadın üst katına çıkıyorlar, stadın üste kapalı zaten yağmur olduğu zaman. Birinci katta lokantalar var, yemek yiyorlar sohbet ediyorlar. Sonra içeriye giriyorlar, içeriye girdiklerinde balo kıyafetiyle. Çünkü maç 8'de, 10'da bitiyor, ailenin çocukları eve gidiyor oradan, anne baba da bir eğlenceye gidiyorlar. Şimdi ben oraya gittiğim zaman ...

 

Oğuz Haksever: Günlük sosyal hayatın çok ciddi bir ....

 

Tuğrul Akşar: Evet.

 

Deniz Gökçe: Çok önemli bir parçası ve alkışlamayı biliyorlar, hayata pozitif bakıyorlar. Yani küfür diye bir şey yok. Bütün Hollandalılar, Danimarkalılar, kuzeyliler yani bir gün götürebilsem seni bir dünya kupası veya Avrupa şampiyonası'na 15 bin kişi dolup trenlere elde bandolarla, kadınlı erkekli gelip şölenlerini yapıyorlar, biralarını da içiyorlar, hiçbir hadise olmadan gidiyorlar.

 

Oğuz Haksever: Evet. Hasbel kader ikisini izledim 98'i ve geçen yılkini.

 

Deniz Gökçe: O zaman ne dediğimi anlarsın.

 

Oğuz Haksever: Evet gerçekten öyle. Yani metro trenleri bile bambaşka o bir havada oluyordu gerçekten.

 

Tuğrul Akşar: Bu stadlar şimdi Oğuz bey, futbolun özellikle 1990'lı yılların başından endüstriyel aşamaya geçmesiyle birlikte stadların fonksiyonları da değişti. Stadlar daha önceden sadece maçların oynandığı yerken bugün artık stadlar yaşayan canlı yapılar haline geldi. Yani üzeri zaten futbol stadı değil ve bugün maç günlerinde en önemli gelirlerin elde edildiği yerler. Çünkü digital yayın platformları sayesinde futbol sadece statta oynanmıyor. 1950, 60'lı yıllara kadar futbol sadece statta oynanırdı ve digital platformlar olmadığı için yeryüzünde 3-4 milyar insana ulaşmazdı. O yüzden stadlara insanlar doluşurdu. Bugün futbolun digital platformları aracılığıyla 3.5-4 milyar insana ulaşması futbol stadlarının ayrı yapılar haline gelmesine yolaçtı. Yani futbolda hocamın söylediği insanlar stada gittiği zaman şölen, restorantı, sineması, diğer etkinlikleri günde 7 gün, 24 saat, 365 açık yapılar haline geldi, çok önemli.

 

Oğuz Haksever: Bizde de ciddi bir seyirci tribünlerde azalma var anladığım kadarıyla değil mi?

 

Tuğrul Akşar: Evet azalma var. Bu azalma örneğin geçen sene İngiliz premier lig'de de yüzde 7, yüzde 7.5 civarında bir azalma olunca, aynı şekilde Seri A'da özellikle bu şike olayları nedeniyle Juventus düştükten sonra orada da yüzde 8-8.5 civarında bir azalma meydana gelince hemen orada futbol otoritesi daha doğrusu futbol federasyonu nasıl bir organizasyon içerisinde bu azalmanın önüne geçeriz diye baktılar. Mesela bu yeni yapılan şu ortaya çıktı; futbol stadlarının özellikle konforunun çok artırılması gerekiyor. Konforun artırılması demek oraya insanların daha fazla para harcaması anlamına geliyor. Yani sonuçta takıma yatırım gerekiyor.

 

Deniz Gökçe: O zaman bunun için de yatırım gerekiyor.

 

Tuğrul Akşar: Yine orada bir örnek vereyim ben, örneğin 70'li yıllara kadar yapılan stadlarda ortalama maliyet koltuk başına 100 ile 200 dolarken, bugün 2.000 euro'ya kadar çıkıyor. Bakın Wembley stadı 1.5 millyar dolara yapıldı, 90 bin kişilik stad, kişi koltuk başına maliyet 17 bin dolar. İnanılmaz rakamlar, yani o yüzden koltuk artık stadlar ciddi katma değer üreten, sadece futbol üretiminin yapıldığı yerler olmaktan çıktı.

 

Oğuz Haksever: Son 2 dakika, bu kadar bilgiyi deşmek zaman bile yetmiyor. O yüzden son sözlerinizi alayım.

 

Deniz Gökçe: ... konuşalım.

 

Oğuz Haksever: Son sözlerinizi alalım, evet. Sizden de hocam, bitirelim yavaş yavaş.

 

Deniz Gökçe: Yani ben tekrar şunu söylemek istiyorum; bir rekabet sosyal ve ekonomik yaşamın bir ön şartıdır, bunu öğreneceğiz. Yani takım 5 gol yese de en büyük benim takımım diye hissedebilirsiniz ama bunu başkasına suratına çarpamazsın, bu önemli bir. Yani bu herifler buradan nasıl çıkacak diye bağırmazsın, cam çerçeveyi kıramazsın bu önemli bir şey. İkincisi, taraftarlıktan daha önemli olan bir şey, spordan genelde katılarak zevk almak, kendin spor yaparak zevk almak ve bunun yanında da futboldan seyir zevki de almaktır. Bu seyir zevkini almak hayata pozitf bakmakla olur. Bence bütün babaların ve annelerin çocuklarına bırakması gereken miras bu. Futbol bir keyif işi olmalı, bu ürünü pazarlayabilelim ki dünya çapında rekabet edebilir hale gelelim.

 

Oğuz Haksever: Sağolun. Tuğrul bey sizin son sözleriniz.

 

Tuğrul Akşar: Ben hocamın söyleyeceği sözleri üzerine çok şey var ama hocam son derece iyi toparladı.

 

Oğuz Haksever: Çok şey sorulacaktı belki ....

 

Tuğrul Akşar: Bende şunu söylemek istiyorum.

 

Deniz Gökçe: Deşifre oldun, bundan sonra gelirler seni ....

 

Tuğrul Akşar: Günümüzde artık iş olsun diye oynanıyor futbol. Yani ama futbol herhalükarda yine de sportif, kültürel, bence entellektüel bir etkinlik, ben kendi adıma söylüyorum, sportif olarak bir etkinlik, bundan keyif almamız lazım. Yani dünya bundan keyif alıyor, bizde o kültüre ulaşmamız lazım. Buna ulaştığımız an zaten otomatikman biz sportif anlamda, diğer anlamda da Avrupa ile ve dünya futbolunda rekabet edebilecek düzeye gelebiliriz. O kültürel olgunluğa ulaştığımız zaman yol katetmiş oluruz.

 

Deniz Gökçe: Bir de tuhaf olanı var, Türk genci futbola çok yatkın bir anatomiye sahip, biomekaniğe sahip. Yani Türk genci iyi eğitildiği zaman bakın bugün Leverkusen takımının altyapısında Brezilyalıları değil, Türkleri alıyorlar.

 

Oğuz Haksever: Evet çok enteresan, çok çok teşekkür ediyoruz.

 

Deniz Gökçe: Bizde teşekkür ediyoruz.

 

Oğuz Haksever: Her ikinize de sağolun.

 

Tuğrul Akşar: Bizde teşekkür ederiz.

 

Oğuz Haksever: Gerçi ortaya çıkan tablo çok umut verici değil ama yine alışılagelmiş bir şey. üstelik bir arzu, istek, dilekle kapatalım. 2007-2008 sezonunun bu akşam başlayacak, sürprizlere açık, rekabete açık, zevkli ve futbol güzelliğiyle geçmesini diliyoruz. Yeni bir programda görüşmek üzere hoşçakalın

 

{jcomments on}

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu İçerik  14532  Defa Okunmuştur
 

Degerli yazarimiz Tuğrul Akşar Cuma, 02 Nisan 2010.

YAZARIN DIGER YAZILARINI GORMEK ICIN TIKLAYIN

Neden Futbol Ekonomisi?

 

www. Futbolekonomi.com’un  vizyon ve misyonu temel olarak  Futbol Ekonomisi Stratejik Araştırma Merkezi’nin (FESAM) vizyon ve misyonuna paralel ve aynı düzlemdedir.

 

Bu bağlamda temel misyonumuz: Futbolun yerel ve küresel makro özelliklerini incelemek ve yeni yapısal modeller önermek; bu kapsamda entelektüel gelişimi hızlandırmak ve buna ilişkin referans olabilecek bir database oluşturmak ve bunu tüm futbol araştırmacılarının emrine sunmak... Bu amaçla yapılan çalışmaları yayımlamak; gerekli her türlü bilimsel futbol araştırma ve geliştirme projelerine entelektüel anlamda destek vermek.

 

Temel Vizyonumuz: Önerilen yeni modellerin gerçekleştiğini görmektir.

 devamı >>>

tbmm-logo

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Spor Kulüplerinin Sorunları ile

Sporda Şiddet Sorununun Araştırılarak

Alınması Gereken Önlemlerin

Belirlenmesi Amacıyla Kurulan

 

MECLİS ARAŞTIRMASI

KOMİSYONU

RAPORU

tugrulaksar_ge_roportaj

Tuğrul Akşar Güngör Urasın sorularını yanıtlıyor

  Yazar Tuğrul Akşar,
Milliyet Gazetesi Yazarı Güngör Uras'ın
sorularını yanıtlıyor.
detay için tıklayınız..

 

e- Bülten Üyeliği

E-Bülten listemize üye olmak için lütfen aşağıdaki alanları doldurunuz.

Spor Endexi

13.08.2020

Kapanış Günlük
Değişim %
  IMKB 100

1.100,79

-1.20

 bjk BJKAS

2,85

0.08

 fb FENER

15,32

0.79

 gs GSRAY

2,66

0.10

 trabzon TSPOR

4,15

0.35

   SPOR ENDEKSİ  628,61 5.29

Videolar

Tuğrul, Tuğrul Akşar, Pusula, Ekonomi, Futbol, Futbol Ekonomi, Mali,VİDEONUN DEVAMI VE DİĞER VİDEOLAR İÇİN TIKLAYIN.

İstatistikler

İçerik Tıklama Görünümü : 25851311

Süper Lig Cemil Usta Sezonu 2019-20 Puan Durumu

 Sıra TAKIMLAR 0 G B M A Y AV P
1

Başakşehir

 34   20   9  5    65 

34

 31  69
2 Trabzonspor
 34  18  11 76  42  34  65
3 Beşiktaş

 34

 19  5 10 59  40  19  62
4

Sivasspor

 34  17  9 8  55

 38

 17  60
5 Alanyaspor 
 34  16  9 9  61  37  24

 57

6

Galatasaray

 34

 15

 11 8  55  37

 18

 56
7

Fenerbahçe

 34

 15

 8 11  58  46  12  53
8

Gaziantep

 34  11  13 10  49

 50

 -1  46
9

Antalyaspor

 34  11

 12

11  41  52  -11  45
10

Kasımpaşa

 34  12  7 15  53  58  -5  43
11 Göztepe
 34

 11

 9 14  44  49  -5  42
12 Gençlerbirliği
 34  9  9 16  39  56  -17

  36 

13 Konyaspor
 34  8  12 14  36  52  -16  36
14 Denizlispor 
 34  9  8 17  31  48  -17  35
15 Rizespor

 34

 10  5  19  38  57

 -19

 35
16

Malatyaspor

 34

 8  8  18  44  51  -17  32
17 Kayserispor
 34  8  8  18  40  72  -32  32
18 Ankaragücü
 34  7  11  16  31  56  -25  32

Okur Yazar


Futbolun ekonomisi, mali, hukuksal ve yönetsel kısmına ilişkin varsa makalelerinizi bize gönderin, sizin imzanızla yayınlayalım.

Yazılarınızı  info@futbolekonomi.com adresine gönderebilirsiniz. 

 

 

Money Football League

delo-4

 

Yirmiüçüncüsü yayınlanan 2020 Deloitte Para Ligi Raporu’na göre Barcelona 840.8 Milyon Euro’luk geliriyle ilk sırada.  Tamamı Merkez Lig kulüplerinden oluşan Lig’in Raporunu okumak için tıklayın.

 

 


    

191112 Aktifbank Ekolig

 

Türk futbolunun gelirlerinin ve ekonomik görünümünün mercek altına alındığı Futbol Ekonomi Raporu – EkoLig'in dördüncü sayısı yayınlandı. Süper Lig’in 2017-2018 sezonu sonunda 3,2 milyar TL olan geliri, 2018-19 sezonunda 4,2 milyar TL’na ulaştı. Bkz.

 

 

Süper lig Marka değeri araştırma

''Taraftar Algısına Göre Türkiye Süper Ligi Marka Değerini Etkileyen Faktörlerin ve Marka Değeri Boyutlarının Değerlendirilmesi'' Prof. Dr. Musa PINAR öncülüğünde yapılan bu araştırmayı okumak için tıklayınız.

 

 

the-european-elite-2019

KPMG Avrupa’nın 32 Elit Kulübünün değerlemesini yaptı. Süper Lig’den Galatasaray ve Beşiktaş’ın da bulunduğu bu raporda en değerli kulüp 3.2 Milyar Euroluk değeriyle Real Madrid oldu. Raporu okumak için tıklayınız.
 

Endustriyel_futbol

 

Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı Üzerine

Futbolun Endüstriyel gelişimi, kulüplerin sportif ve iktisadi/mali yapılanışını derinden etkiliyor. Dorukhan Acar’ın Kurumsal Yönetim temelli yaklaşımı ile "Futbolda Endüstriyel Denge ve Başarı"yı okumak için tıklayınız

 

 

Türkiye'de Kadın Futbolunun Gelişimi ve Günümüzdeki Durumu

 

imagesCAVM4O4L

 

Dr. Lale ORTA’nın Kadın Futboluna Entelektüel Bir Yaklaşım Sergilediği makalesi için tıklayınız.” 

 

 

İngiliz Futbolunda Kurumsal Yönetişim Üzerine

 

governance_in_football

 

Tüm kulüplerimize ve Türk Futbol yapılanmasına farklı bir bakış açısı kazandırabileceğini düşündüğümüz, İngiliz Parlementosu’nun Kültür, medya ve spor Komitesi’nin hazırladığı raporu okumak için tıklayınız. 

 

money-and-soccer

“Money scorring goals”, Gerçekten de “Para Gol Kaydedebiliyor mu? “

Euro 2012’nin olası ekonomik etkilerini
okumak için tıklayınız. 



FFP

Futbolda Finansal Sürdürülebilirlik Kapsamında ''Finansal Fair Play Başa Baş Kuralı ve Beşiktaş Futbol Kulübü Üzerinde Bir Uygulama 
Hüseyin AKTAŞ/Salih MUTLU,

okumak için tıklayınız.